Hatice_Sultan
24-04-09, 13:06
http://www.yazaradnanoktar.com/resim/cicek_1.jpg
Günlük hayatın başlıca konularından birisi de ahlaktır. Hepimiz -her zaman yapamasak da- iyiyi arar ve kötüden kaçarız. İnsanın sosyal gelişmesi, genellikle ahlaki gelişmesinden ibaret sayılmıştır. Çünkü insan sosyal bir varlık olup insanlarla münasebet halinde yaşar ve münasebetleri öncelikle ahlaki değerlere dayanır. Oysa, insanda yaratılıştan, keyfince yaşama arzusu vardır. Özellikle son birkaç asırda kazanılan hürriyetlerin ve demokratikleşmenin yanlış yorumlanması, buna ilaveten hayatın ga-yesizleşmesi, insanın manevi değerlerinin ihmal edilip maddi değerlerin ön plana çıkarılması; iyi-kötü, doğru-yanlış, helal-haram arasında bir seçim yapma ahlakını da ortadan kaldırmıştır. Bu yozlaşma, eğlence hayatına, ticari ve iktisadi hayata, bilime, kısaca hayatın bütün alanlarına yayılmıştır. İffet, namus çiğnenmiş, ailede sevgi ve hürmet yok olmuş, para hırsıyla devlet soyulmuş, dolandırılmış ve bütün bir milletin hakkı gasp edilmiş, siyaset, insanları kandırma üzerine kurulmuş, sahte bilim adamları türemiş, din istismar edilmiştir.
Bütün bu iç karartıcı olaylar, bu tür fiillerin işle-nemeyeceğine dair yazılı kaideler, kanunlar olmasına ve onları işleyenleri cezalandıracak mahkemeler bulunmasına rağmen meydana gelmiştir. Demek ki ahlak olmadan sadece Yazı1ı normlarla, insanların olumsuz davranışlarını engelleyip, onların huzur ve selamet içerisinde yaşamasını sağlamak mümkün değildir. O halde her bir kurum kendi alanıyla ilgili evrensel ahlaki değerleri geliştirmek ve hayata geçirmek mecburiyetindedir.
Netice olarak şu denilebilir. Nefes almaya başladığımız yeni yüzyılda, dünya daha da küçülecek, maddi zenginlik daha da artacak, bilgi ve teknoloji, iletişimi ve hayatı daha da kolaylaştıracaktır. Fakat insanlar birbirini daha fazla tanımaz, farklılıklara saygı duymaz ve ortak değerler etrafında buluşmazsa, hayat dış görünüşü itibarıyla süslü, konforlu, eğlenceli olsa bile, gerçekte özü boş, sevgiden hürmetten yoksun, insani duygulardan bihaber, ruhsuz, mutsuz bir kitleden ibaret olacaktır.
Bu durumda
siyasi ahlak, iş ahlakı, medya ahlakı, bilim ahlakı olmadan insanlık bin yıl daha yaşasa geriye utançtan başka ne bırakabilir?
Günlük hayatın başlıca konularından birisi de ahlaktır. Hepimiz -her zaman yapamasak da- iyiyi arar ve kötüden kaçarız. İnsanın sosyal gelişmesi, genellikle ahlaki gelişmesinden ibaret sayılmıştır. Çünkü insan sosyal bir varlık olup insanlarla münasebet halinde yaşar ve münasebetleri öncelikle ahlaki değerlere dayanır. Oysa, insanda yaratılıştan, keyfince yaşama arzusu vardır. Özellikle son birkaç asırda kazanılan hürriyetlerin ve demokratikleşmenin yanlış yorumlanması, buna ilaveten hayatın ga-yesizleşmesi, insanın manevi değerlerinin ihmal edilip maddi değerlerin ön plana çıkarılması; iyi-kötü, doğru-yanlış, helal-haram arasında bir seçim yapma ahlakını da ortadan kaldırmıştır. Bu yozlaşma, eğlence hayatına, ticari ve iktisadi hayata, bilime, kısaca hayatın bütün alanlarına yayılmıştır. İffet, namus çiğnenmiş, ailede sevgi ve hürmet yok olmuş, para hırsıyla devlet soyulmuş, dolandırılmış ve bütün bir milletin hakkı gasp edilmiş, siyaset, insanları kandırma üzerine kurulmuş, sahte bilim adamları türemiş, din istismar edilmiştir.
Bütün bu iç karartıcı olaylar, bu tür fiillerin işle-nemeyeceğine dair yazılı kaideler, kanunlar olmasına ve onları işleyenleri cezalandıracak mahkemeler bulunmasına rağmen meydana gelmiştir. Demek ki ahlak olmadan sadece Yazı1ı normlarla, insanların olumsuz davranışlarını engelleyip, onların huzur ve selamet içerisinde yaşamasını sağlamak mümkün değildir. O halde her bir kurum kendi alanıyla ilgili evrensel ahlaki değerleri geliştirmek ve hayata geçirmek mecburiyetindedir.
Netice olarak şu denilebilir. Nefes almaya başladığımız yeni yüzyılda, dünya daha da küçülecek, maddi zenginlik daha da artacak, bilgi ve teknoloji, iletişimi ve hayatı daha da kolaylaştıracaktır. Fakat insanlar birbirini daha fazla tanımaz, farklılıklara saygı duymaz ve ortak değerler etrafında buluşmazsa, hayat dış görünüşü itibarıyla süslü, konforlu, eğlenceli olsa bile, gerçekte özü boş, sevgiden hürmetten yoksun, insani duygulardan bihaber, ruhsuz, mutsuz bir kitleden ibaret olacaktır.
Bu durumda
siyasi ahlak, iş ahlakı, medya ahlakı, bilim ahlakı olmadan insanlık bin yıl daha yaşasa geriye utançtan başka ne bırakabilir?