PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sabri abiye neden ihtar ediyor


makalat
11-06-09, 15:22
Sabri kardeş,
Beni saran ve bağlayan ağır kayıtlara ehemmiyet vermiyorsun. Halbuki buradaki evhamlı ehl-i dünya benimle pek fazla meşgul ve alâkadardırlar. Hatta... hatta... hatta... Her neyse...

Hem benim hakkımda, bin derece haddimden ziyade hüsnüzanla kıymet ve makam vermek, yalnız Risale-i Nur namına ve onun hizmeti ve Kur’an elmaslarının dellallığı hesabına kabul olabilir. Yoksa, hiç ender hiç olan şahsım itibarıyla kabule hakkım yok.

Yukardaki ilk paragrafda üstad hz leri Sabri abiye bir ihtarda bulunuyor, burdaki ehemmiyet vermiyorsundan kasıt Hulusi-i sani olan Sabri abi üstada bir veli nazarı ile baktığından dolayımı sıkıntılarına ehemmiyet vermiyor.

Halbuki üstad hz leri maddi ve manevi olarak şahsına ehemmiyet verilmesini istemez iken burada şahsına karşı bir nazar verilmesi olmuyormu izah edebilirmisiniz.

nuryolcusu
12-06-09, 16:28
Anlayabildiğim kadarıyla, Sabri Abi Üstadımızın Kur’an hazinesinin anahtarına sahip olduğunu anlayınca, o hazinenin mücevherlerine sahip olmak iştiyakıyla, risaleleri istiyor, bekliyor, zorluyor. Sualler soruyor, cevaplar bekliyor. İstifade ve istifaza için, ısrar ediyor, ilhah ediyor. Üstadımız da, Reis-i Cumhurundan ta karakol jandarmasına kadar silsile halinde, hizmetine mani olmak isteyen insanları… onların tesiriyle çekinen, korkan, yaban nazarıyla bakan insanları gösteriyor.

Sabri Abiye acul ve aceleci olmaması gerektiği, zaman ve zemine uygun hareketin, şartlara riayet edilen hizmetin muvaffak olacağını ders veriyor. Kainattaki kanun-u fıtrata münasip davranması gerektiğini ifade ediyor. Ehl-i dünyayı telaşa vermemek ile hizmetin inkişafının kolaylaşacağını söylüyor.

Üstadımız kendisinin rütbesiz bir asker olduğu halde, Allah azamet ve kudretini göstermek için mareşal vazifesini, hizmetini gördürdüğünü veya fakir olduğu halde, elmas ve mücevherat dükkanına satıcı ve dellalı yapıldığını ifade ediyor.

Bu asrın cemaat asrı olduğunu, dinsizliğin şahs-ı manevisine karşı çıkan tek bir şahsiyetin Mehdi de olsa muvaffak olamayacağını, ancak cemaatle karşı konulacağını anlatıyor. Fakat bu cemaat, bir evliyanın etrafında toplanılan bir kişinin sınırlı kabiliyetinin aksedeceği (fena fişşeyh) bir cemaat değil. Her biri ayrı ayrı istidatta bulunan, aynı hizmet için bir araya gelen (fena filihvan) bir cemaat. Bunun için Üstad şahsi dükkanı olan velayetini kapatmış. İnsanları kendi etrafında değil, Kur’anın etrafında, Kur’an dersinde toplamaya çalışıyor. Çıkan bütün zahmetlere de katlanmaya razı. Yani benden velayet mesleğini beklemeyin, risalet mesleğine göre hareket edin. Risalet mesleğinde ise, daima zahmet ve meşakkat çekmek vardır. Ümmete gelen belaları, kendine çekmek vardır.

makalat
12-06-09, 16:40
Allah razı olsun, amin inşAllah

Şahsım adıma okuduğum yeri gördüğüm gibi anlıyorum, halbuki başka sırlar var şahsım adıma göremiyorum elhamdülillah böyle cevaplarınızla faklı manalarıda görüyoruz.

ayser
29-06-09, 04:10
Rabbim ebeden razı olsun

Hatice_Sultan
16-09-09, 14:14
Allah razı olsun kardeşim...

sır_
05-10-09, 11:04
benden velayet mesleğini beklemeyin, risalet mesleğine göre hareket edin. Risalet mesleğinde ise, daima zahmet ve meşakkat çekmek vardır. Ümmete gelen belaları, kendine çekmek vardır Allah razı olsun

Hakendiş
28-01-10, 16:52
Anlayabildiğim kadarıyla, Sabri Abi Üstadımızın Kur’an hazinesinin anahtarına sahip olduğunu anlayınca, o hazinenin mücevherlerine sahip olmak iştiyakıyla, risaleleri istiyor, bekliyor, zorluyor. Sualler soruyor, cevaplar bekliyor. İstifade ve istifaza için, ısrar ediyor, ilhah ediyor. Üstadımız da, Reis-i Cumhurundan ta karakol jandarmasına kadar silsile halinde, hizmetine mani olmak isteyen insanları… onların tesiriyle çekinen, korkan, yaban nazarıyla bakan insanları gösteriyor.

Kardeşlerim, çok ihtiyat ediniz, münafıklar çoktur.

Mümkün oldukça risalelerin buradan irsal edildiğini söylemeyiniz;

ta Risale-i Nur hizmetine zarar gelmesin.

Maatteessüf, ben burada bütün bütün yalnız kaldığım için,

çok ehemmiyetli hakikatler yazılmadan, kaydedilmeden geldiler ve gittiler.

Kastamonu Lâhikası

Tahammül edilecek hâller değilmiş, öz canından çok "hizmete zarar gelmesin" endişesi, bizleri o Nurlara kavuşturdu..hamdolsun ezelden ebede..