sedahan
25-04-09, 00:43
Eğer desen: “Zîhayatta lezzet kabildir. Cemâdatta nasıl şevk ve lezzet olabilir?”
Elcevap: Cemâdat kendi hesaplarına değil, onlara tecellî eden esmâ-i İlâhiye hesabına bir şeref, bir makam, bir kemâl, bir güzellik, bir intizam isterler, arıyorlar. O vazife-i fıtriyelerinin imtisalinde, Nûru’l-Envârın isimlerine birer mâkes, birer âyine hükmüne geçtiğinden, tenevvür eder, terakki eder.
Meselâ, nasıl ki bir katre su, bir zerrecik cam parçası, zâtında ziyasız, ehemmiyetsiz iken, sâfi kalbiyle güneşe yüzünü çevirse, o vakit o ehemmiyetsiz, ziyasız katre ve cam parçası, güneşin bir nevi arşı olup senin yüzüne de tebessüm eder. İşte bu misal gibi, zerrat-ı mevcudat, cemâl-i mutlak ve kemâl-i mutlak sahibi olan Zât-ı Zülcelâlin isimlerine vazifeperverlik cihetinde âyine olmalarıyla, o katre ve zerrecik şişe gibi gayet aşağı bir dereceden gayet yüksek bir derece-i zuhura ve tenevvüre çıkıyorlar. Madem vazife cihetinde gayet nuranî ve yüksek bir makam alıyorlar; lezzet mümkün ve kabilse, yani hayat-ı âmmeden hissedar iseler, gayet lezzet ile o vazifeleri görüyorlar denilebilir.
Vazifede lezzet bulunduğuna en zâhir bir delil: Sen kendi âzâ ve duygularının hizmetlerine bak. Herbiri, bekà-i şahsî ve bekà-i nev’î için ettikleri hizmetlerinde ayrı ayrı lezzetleri var. Nefs-i hizmet, onlara bir telezzüz hükmüne geçiyor. Hattâ hizmeti terk etmek, o uzvun bir nevi azabıdır.
Evet bugün bu kısmı okurken birden son parağraf dikkatimi çekti.Daha önceleri diğer canlıların yani hayvanat ve nebatatların vazifelerinden aldığı lezzetleri okumuştum ama hiç bu açıdan yani kendi uzuvlarımızdan düşünmemiştim.
Vücudumuzda bize verilen tüm organlar noksansız bir şekilde hizmetlerini yapıyorlar.Mesela ayaklarım yolda yürürken yorulsalar dahi ben yoruldum deyip de durmuyorlar hizmeti yürümek ve biz istemeden tabi Rabbim izin verdikçe durmuyorlar.Peki ya ellerim benim hizmetime sunulmuş ayrı bir uzv hiç bir sabah kalkıp bana bugün sana hizmet etmeyeceğim.Veya kulağım ,gözüm vs vs....dilim demiyor bugün konuşmak istemiyorum diye...
Bizlere verilen şu nimetlerin kıymetini bilememek anlayamamak ne kadar acı.Hani üstadımız diyor ya ''Hattâ hizmeti terk etmek, o uzvun bir nevi azabıdır'' evet ayaklarımız ,ellerimiz ve tüm organlarımız görevlerini bıraksalar tam bir azaba dönmüyormu hayatımız.Bugün yürüyebiliyorsak ayaklarımızın,konuşabiliyorsak dilimizin,ellerimiz birşeyleri tutabiliyorken hasılı nimetler bize sunulmuşken inşallah şükrünü eda edebiliriz.Olaki bu nimetler her an elimizden alınabilir.Nede olsa hiç bir şey bizim irademizde değil ki, bizler sadece emanetçiyiz.Emanet sahibi her an emanetini geride alabilir değilmi???
Bizler ne kadar zengin yaratılımış mahluklarız ve ne güzel nimetlerle süslendirilmişiz.Evet bize verilen bu nimetlerin yapacağı hizmetler yaşlılıkla,hastalıklarla eskisi gibi vazifelerini yerine getiremeyebilir.Rabim gençlikte ve sıhhatli iken bu nimetlerin şükrünü hakkıyla yerine getirebilmeyi ve Rıza-i İlahi yolunda hizmette kullanambilmeyi nasip eylesin.
Amin Amin Amin...
Mesnevi-i Nuriye / Zühre /Sekizinci Nota
Elcevap: Cemâdat kendi hesaplarına değil, onlara tecellî eden esmâ-i İlâhiye hesabına bir şeref, bir makam, bir kemâl, bir güzellik, bir intizam isterler, arıyorlar. O vazife-i fıtriyelerinin imtisalinde, Nûru’l-Envârın isimlerine birer mâkes, birer âyine hükmüne geçtiğinden, tenevvür eder, terakki eder.
Meselâ, nasıl ki bir katre su, bir zerrecik cam parçası, zâtında ziyasız, ehemmiyetsiz iken, sâfi kalbiyle güneşe yüzünü çevirse, o vakit o ehemmiyetsiz, ziyasız katre ve cam parçası, güneşin bir nevi arşı olup senin yüzüne de tebessüm eder. İşte bu misal gibi, zerrat-ı mevcudat, cemâl-i mutlak ve kemâl-i mutlak sahibi olan Zât-ı Zülcelâlin isimlerine vazifeperverlik cihetinde âyine olmalarıyla, o katre ve zerrecik şişe gibi gayet aşağı bir dereceden gayet yüksek bir derece-i zuhura ve tenevvüre çıkıyorlar. Madem vazife cihetinde gayet nuranî ve yüksek bir makam alıyorlar; lezzet mümkün ve kabilse, yani hayat-ı âmmeden hissedar iseler, gayet lezzet ile o vazifeleri görüyorlar denilebilir.
Vazifede lezzet bulunduğuna en zâhir bir delil: Sen kendi âzâ ve duygularının hizmetlerine bak. Herbiri, bekà-i şahsî ve bekà-i nev’î için ettikleri hizmetlerinde ayrı ayrı lezzetleri var. Nefs-i hizmet, onlara bir telezzüz hükmüne geçiyor. Hattâ hizmeti terk etmek, o uzvun bir nevi azabıdır.
Evet bugün bu kısmı okurken birden son parağraf dikkatimi çekti.Daha önceleri diğer canlıların yani hayvanat ve nebatatların vazifelerinden aldığı lezzetleri okumuştum ama hiç bu açıdan yani kendi uzuvlarımızdan düşünmemiştim.
Vücudumuzda bize verilen tüm organlar noksansız bir şekilde hizmetlerini yapıyorlar.Mesela ayaklarım yolda yürürken yorulsalar dahi ben yoruldum deyip de durmuyorlar hizmeti yürümek ve biz istemeden tabi Rabbim izin verdikçe durmuyorlar.Peki ya ellerim benim hizmetime sunulmuş ayrı bir uzv hiç bir sabah kalkıp bana bugün sana hizmet etmeyeceğim.Veya kulağım ,gözüm vs vs....dilim demiyor bugün konuşmak istemiyorum diye...
Bizlere verilen şu nimetlerin kıymetini bilememek anlayamamak ne kadar acı.Hani üstadımız diyor ya ''Hattâ hizmeti terk etmek, o uzvun bir nevi azabıdır'' evet ayaklarımız ,ellerimiz ve tüm organlarımız görevlerini bıraksalar tam bir azaba dönmüyormu hayatımız.Bugün yürüyebiliyorsak ayaklarımızın,konuşabiliyorsak dilimizin,ellerimiz birşeyleri tutabiliyorken hasılı nimetler bize sunulmuşken inşallah şükrünü eda edebiliriz.Olaki bu nimetler her an elimizden alınabilir.Nede olsa hiç bir şey bizim irademizde değil ki, bizler sadece emanetçiyiz.Emanet sahibi her an emanetini geride alabilir değilmi???
Bizler ne kadar zengin yaratılımış mahluklarız ve ne güzel nimetlerle süslendirilmişiz.Evet bize verilen bu nimetlerin yapacağı hizmetler yaşlılıkla,hastalıklarla eskisi gibi vazifelerini yerine getiremeyebilir.Rabim gençlikte ve sıhhatli iken bu nimetlerin şükrünü hakkıyla yerine getirebilmeyi ve Rıza-i İlahi yolunda hizmette kullanambilmeyi nasip eylesin.
Amin Amin Amin...
Mesnevi-i Nuriye / Zühre /Sekizinci Nota