Orijinalini görmek için tıklayınız : Üstadımızın r.a. hayatındaki "Ziyâeddin" lerin irtibatları
Hazret-i Mevlânâ Zülcenâheyn Hâlid Ziyâeddin
16. Mektub | 65
___
Üstadımızın r.a. hayatında ne çok "Ziyâeddin" var..?
Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevî Hz. de onlardan biri.
O da Mevlânâ Hâlid'in son halifesi olan şeyhi Ervâdî Hz.'den hilafet-i tâmme almış..
Ve Mevlana Halid ila olan diğer mânevî bağlar..(?)
"Hatta Şeyh Ziyâeddin Hazretlerinin babaları olan Şeyh Abdurrahman-ı Taği,
Hz. Mevlana Halid'in halifelerindendir. "
____
FesübhanAllah..
Allah razı olsun abla.. Dua ile..
Hazret-i Mevlânâ Zülcenâheyn Hâlid Ziyâeddin (k.s.)
H. 1192 yılında Musul'un Şehrizor kasabasında dünyaya geldiler. Nesepleri Hz. Osman'a ulaşır. (R.A)
Bu yolda Şahı Nakşibend, İmamı Rabbani gibi köşe taşlanndan...
Musul'un Süleymaniye kasabasında bütün ilimleri tahsil ettiler, oradan Bağdat'a gidip tahsillerini ilerlettiler
ve nihayet il il, belde belde dolaşıp zahir ilimlerini ve batın ilimleri meczetme...
Hocaları, büyük alim Muhammed bin Adem-i Kürdi'dir (K S).
Biri faziletler sahibi Salih-i Kürdi'dir, Biri üstünlükler sahibi Abdürrahman-ı Kürdi'dir.
Biri de, faziletli, ilim deryası Abdürrahim Berzenci'dir.
Biri de, bunun kardeşi Abdülkerim Berzenci'dir.
Bunlardan başka Abdullah-ı Harpani'den ve daha bir çok alimlerden ders almış, ilim öğrenmiş, feyz ve nur iktibas etmiştir.
Ve dolaşmada bir uğrak yeri... Şam... Burada bir aralık Kadiri tarikatı ile ilgilenme...
Ve sonunda mürşit bulma ümidi ile de, Hacc niyeti ile de Hacca gidiş...
Mekke... Bir taşa oturmuş Kabe'ye bakmakta.
Bir adamda sırtını Kabe'ye vermiş kendilerine bakmakta..
Bu münasebetsiz duruma bir müddet sabredip nihayet, dayanamadılar:
- "Ben Allah'ın evine bakarken siz niçin sırtmızı dönmüş bana bakıyorsunuz?"
Cevab: "Bunu bana sormanızı istiyordum da ondan."
Mevlana Halid şaşırdılar. Acaba aradıkları mürşit bu muydu?
Ve adamın ellerine yönelme... Adam gülümseyerek cevap verir:
-Hayır! Ben sizin aradığınız mürşit değilim. Ama sizi layık olana göndermeye memur basit bir insanım...
Sizin mürşidiniz Hindistan'da Dehlev şehrinden Abdullah Dehlevi...
Oraya gidin" ve adam dönüp gittiler. Kimdi bu adam belli değil. ...
Artık duruş yok, aylarca kat edilen yol, ardından Dehlev, tekkenin kapısından girdiler... Şeyh sanki onu bekliyor:
-"Buyurun safa geldiniz."
Ve hemen Halid'e dergahın helalarını temizleme görevi verildi.
Mevlana'da en ufak bir teessür, işaret yok, yalnız dudaklarında küçük bir tebessüm...
Bu yeni vazifeyi aşk ve şevkle benimsediler...
Bir ara hela temizliği için su taşırken, Şeytan kulağına fısıldadı:
-"Sen, bunca ilmin ve faziletinle, bir takım miskin dervişlerin girip çıktığı helaları temizlemeye memur edilecek insan mısın? düşünsene...
Ve Mevlana Halid cevaplıyor:
"Düşünüyorum, gerekirse oraları sakalımla temizlerim... Ve hazmm..."
Aradan tam on ay geçer... Bir gün mürşitleri Abdullah Dehlevi, odasında oturmuş, pencereden bahçeye bakıyor.
Mevlana Halid de iki elinde iki su kabı çeşmeden su taşıyor...
O anda mürşidin gördüğü dehşet... Su kaplarını taşıyan Mevlana Halid değil...
Mevlana Halid'in ellerinde tüyden hafif iki kap var... ve ağzına kadar su dolu kovaları taşıyan meleklerdir...
Hemen Abdullah Dehlevi hazretleri, Mevlana Halid'i ata bindiriyor, üzengisini de eliyle tutuyor.
"Aman efendim ne yapıyorsunuz?"
"Başlangıçta sana helalar temizletmeye memur iken, şimdi de atının üzengisini tutmaya memuruz...
Şimdi git ve iklimleri irşat et, ruhları aç, susuz insanlar seni bekliyor. Artık hepimizden üstünsün..." ...
Bundan sonra büyük irşat dönemi...
Bağdat'tan sonra Şam'a geçtiler ve orada Salihiye dergahında yirmi yıla yakın irşad postuna oturdular. ...
Nihayet 63 yaşlarında sonsuzluk âlemine yolculuk.
nuryolcusu
27-06-09, 18:48
Ben üstadımdan işittim ki: Hazret-i Mevlâna Hindistan’dan Tarîk-ı Nakşî’yi getirdiği vakit, Bağdad dairesi Şah-ı Geylanî’nin ba’de-l memat hayatta olduğu gibi, taht-ı tasarrufunda idi. Hazret-i Mevlâna’nın manen tasarrufu -bidayeten- cây-ı kabul göremedi. Şah-ı Nakşibend ile İmam-ı Rabbanî’nin ruhaniyetleri Bağdad’a gelip Şah-ı Geylanî’nin ziyaretine giderek rica etmişler ki; “Mevlâna Hâlid senin evlâdındır, kabul et!” Şah-ı Geylanî, onların iltimaslarını kabul ederek Mevlâna Hâlid’i kabul etmiş. Ondan sonra Mevlâna Hâlid birden parlamış. Bu vakıa; ehl-i keşifçe vaki’ ve meşhud olmuştur. O hâdise-i ruhaniyeyi, o zaman ehl-i velayetin bir kısmı müşahede etmiş, bazı da rü’ya ile görmüşler. Üstadımın sözü burada hitam buldu.
Madem Hazret-i Mevlâna Hâlid, milyonlar etba’larının ittifaklarıyla müceddiddir ve baştaki hadîs-i şerifin bir mâsadakıdır. Ve madem tam yüz sene sonra, dört mühim cihet-i tevafukla beraber Risale-i Nur aynı vazifeyi görüyor. Demek nass-ı hadîs ile, Risale-i Nur eczaları tecdid ve takviye-i din vazifesini görüyorlar.... Şamlı Hafız Tevfikin Fıkrası...Barla Lahikası 163
"Hatta Şeyh Ziyâeddin Hazretlerinin babaları olan Şeyh Abdurrahman-ı Taği,
Hz. Mevlana Halid'in halifelerindendir. "
Molla Said, Şarkın büyük ulema ve meşayihinden olan
Seyyid Nur Mehmed, Şeyh Abdurrahman-ı Tağî,
Şeyh Fehim ve Şeyh Mehmet Küfrevî gibi
zevat-ı aliyenin herbirisinden ilm ü irfan husûsunda
ayrı ayrı derslere nail olduğundan, onları fevkalâde severdi.
Tarihçe-i Hayat - 41
Hem, o nahiyemiz olan Hizan kazasına tabi Isparta da,
birden bire, meşhur Seyda namında Şeyh Abdurrahman-ı Taği himmetiyle
o kadar çok talebeler ve hocalar ve alimler çıktılar ki,
bütün Kürdistan onlarla iftihar eder bir şekil aldığı zaman,
içlerinde münazara-i ilmiye ve pek büyük bir himmetle
ve pek geniş bir daire-i ilim ve tarikat içinde
öyle bir vaziyet hissediyordum ki,
güya ru-yi zemini fethedecek bu hocalardır.
Emirdağ Lâhikası - 49
***
Bediüzzaman o zamanlarda dokuz-on yaşlarında olduğunu ifade etmektedir.
O zamanlar Abdurrahman-ı Tağî, Nurslu talebelere, bilhassa küçük Said'e
çok alâka, iltifat gösterir, geceleri yatarken üzerlerini örtermiş.
Nurslu talebelerin içinden birisinin İslâmiyete çok büyük hizmetler edeceğini,
İslâmı tecdid edeceğini ifade eder, onun için bu kadar alâka gösterdiğini söylermiş.
Son Şahitler 1.Cild s. 25
Abdurrahman Tâğî Hz., 1831 yılında Şirvan’da doğdu. Babası Molla Mahmud Efendi,
annesi Hz. Hüseyin (ra) soyundan geldiği nakledilen Meyâsin hanımdır.
Hem annesi hem de babası mütedeyyin olup,
Peygamber Efendimizin sünnetine son derece bağlı idiler.
Abdurrahman Tâğî r.a., bölgenin önde gelen alimlerinden olan
Molla Abdüssamed’in yanına giderek kendisinden ders aldı.
Bu hocasının vefatı üzerine Molla Ziyaüddin Arvasi’nin yanına gitti.
Yörenin ünlü alimlerinden olan Arvasi’den ders alıp ona talebe oldu.
Bu alim zatın hizmet ve sohbetinde bulundu.
Kısa zamanda hocasının takdirini kazandı ve yanından hiç ayrılmadı.
Aradaki bağa dikkat çeken hocası,
“Muhabbete denk olacak hiçbir şey yoktur” değerlendirmesinde bulundu.
Gerek bu hocasından ve gerekse diğer alimlerden aldığı derslerle eğitimini tamamladı
ve akabinde mezun olup icazet aldı.
Kaynak: Risale-i Nur Enstitüsü
vBulletin v3.8.2, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.