Orijinalini görmek için tıklayınız : Muhsin bir padişah'ın bizden istediği nedir..?
http://img515.imageshack.us/img515/8489/930488480249b1677eood7.jpg
Sâni-i mevcudât ve sâhib-i kâinat ve Rabbü'l-âlemîn olan
Hâkim-i Ezel ve Ebedin marziyât-ı Rabbâniyesi olan İslâmiyetin,
başta namaz, esâsâtını cin ve inse hediye getirmiştir ki,
o marziyâtı anlamak, o kadar merakâver ve saadetâverdir ki,
tarif edilmez.
Çünkü, herkes, büyükçe bir velî-i nimet,
yahut muhsin bir padişahının uzaktan arzularını
anlamaya ne kadar arzukeş ve anlasa ne kadar memnun olur.
Temenni eder ki,
"Keşki bir vâsıta-i muhâbere olsa idi,
doğrudan doğruya o zât ile konuşsa idim,
benden ne istiyor anlasa idim,
benden Onun hoşuna gideni bilse idim" der.
Acaba bütün mevcudât, kabza-i tasarrufunda
ve bütün mevcudâttaki cemâl ve kemâlât,
Onun cemâl ve kemâline nisbeten zayıf bir gölge
ve her anda nihayetsiz cihetlerle Ona muhtaç
ve nihayetsiz ihsanlarına mazhar olan beşer,
ne derece Onun marziyâtını ve arzularını anlamak hususunda
hâhişger ve merakâver olması lâzım olduğunu anlarsın.
31. Söz | 533
Allah razı olsun..
Rabbim ANLAMAYI ihsan eylesin inşallah.. AMİN
Allah razı olsun ablacım...
ALLAH razı olsun .......:):):):)
nurunalanurun bence en güzide insanlarındansınız
yazılarınızı hürmetle ,ilgiyle ve beğeniyle takipteyim
"Keşki bir vâsıta-i muhâbere olsa idi,
doğrudan doğruya o zât ile konuşsa idim,
benden ne istiyor anlasa idim,
benden Onun hoşuna gideni bilse idim" der.
Birinci gürûhu
kendini tanımış
ve aklı başında
ve kalbi yerinde oldukları için,
o sarayın içindeki acâiblere baktıkları zaman dediler:
"Bunda büyük bir iş var."
Hem, anladılar ki, beyhûde değil, âdi bir oyuncak değil.
Onun için merak ettiler. "Acaba tılsımı nedir, içinde ne var?" deyip düşünürken,
birden o muarrif üstadın beyân ettiği nutkunu işittiler.
Anladılar ki, bütün esrârın anahtarları ondadır.
Ona müteveccihen gittiler ve dediler:
"Esselâmü aleyke yâ eyyühe'l-üstad!
Hakkan; şöyle bir muhteşem sarayın,
senin gibi sâdık ve müdakkik bir muarrifi lâzımdır.
Seyyidimiz sana ne bildirmişse, lütfen, bize bildiriniz."
.
Allah razı olsun ablacım:)
Üstad ise, evvel zikri geçen nutukları onlara dedi.
Bunlar
güzelce dinlediler,
iyice kabul edip
tam istifade ettiler.
Padişahın marziyâtı dairesinde amel ettiler.
Onların şu edebli muâmele ve vaziyetleri o padişahın hoşuna geldiğinden,
onları has ve yüksek ve tavsif edilmez diğer bir saraya dâvet etti; ihsan etti.
Hem, öyle bir
cevâd-ı melike lâyık
ve öyle yüksek mutî ahaliye şâyeste
ve öyle edebli misafirlere münâsib
ve öyle yüksek bir kasra şâyân bir sûrette ikram etti.
Dâimî, onları saadetlendirdi.
11. Söz - 113
ALLAH razı olsun .......:)
Amin, ecmain güzel kardeşim. Kalb âyinenizin hüsn-ü zanları imanınıza alâmettir.
Hakkımızda duâ hükmüne geçer inşaAllah..
Allah razı olsun ablacım:)
Amin cümlemizden keçeli..Buralarda mıydın..Esselâm..(=
Amin cümlemizden keçeli..Buralarda mıydın..Esselâm..(=
Evet bi hayli zamandır yoktum.Herşey bi yana da Muhabbetinizi özledik be ablacığım. :) ;)
http://www.nurforum.org/forum/Smileys/default/smile_012.gif
Cenâb-ı Hakkın marziyâtını kelâmından anlamakta Sahabelere yetişilmez.
Çünkü, o zamandaki o büyük inkılâb-ı İlâhî,
marziyât-ı Rabbâniyeyi ve ahkâm-ı İlâhiyeyi anlamak üzere dönerdi;
bütün ezhân istinbât-ı ahkâma müteveccih idi,
bütün kalbler "Rabbimizin bizden istediği nedir?" diye merak ederdi.
Ahvâl-i zaman, bu hâli işmâm ve ihsâs edecek bir tarzda cereyan ediyordu;
muhâverât bu mânâları tazammun ederek vuku' buluyordu.
27. Söz | 453
Muhabbetullah, ittibâ-ı Sünnet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâmı istilzam eder.
Çünkü Allah'ı sevmek, Onun marziyâtını yapmaktır.
Marziyâtı ise, en mükemmel bir sûrette zât-ı Muhammediyede (a.s.m.) tezâhür ediyor.
Zât-ı Ahmediyeye (a.s.m.) harekât ve ef'alde benzemek iki cihetledir.
Birisi: Cenâb-ı Hakkı sevmek cihetinde
emrine itaat
ve marziyâtı dairesinde hareket etmek,
o ittibâı iktiza ediyor. Çünkü bu işte en mükemmel imam, zât-ı Muhammediyedir(a.s.m.).
İkincisi: Madem zât-ı Ahmediye (a.s.m.) insanlara olan
hadsiz ihsânât-ı İlâhiyenin en mühim bir vesilesidir;
elbette Cenâb-ı Hak hesâbına hadsiz bir muhabbete lâyıktır.
İnsan, sevdiği zâta eğer benzemek kabilse, fıtraten benzemek ister.
İşte, Habibullahı sevenlerin, Sünnet-i Seniyyesine ittibâ ile
ona benzemeye çalışmaları kat'iyen iktizâ eder.
11. Lem´a | 63
Güyâ insanın bu dünyaya gelişinden gâye-i yegânesi, o mu'cizeyi hedef ve düstur ittihaz edip, ona bakarak, netice-i hilkat-i insaniyeye bilerek yürümektir.
Rabbim hakkıyla okuyandan kullarından eylesin yüreğine sağlık...
İşte şöyle bir saray-ı âlemi,
kendi kemâlât ve cemâl-i mânevîsini görmek ve göstermek için
bir meşher hükmünde açan Celîl-i Zülcemâl, Cemîl-i Zülcelâl, Sâni-i Zülkemâlin
hikmeti iktizâ ediyor ki,
şu âlem-i arzdaki zîşuurlara nisbeten abes ve faydasız olmamak için,
o sarayın âyetlerinin mânâsını birisine bildirsin.
O saraydaki acâibin menbalarını ve netâicinin mahzenleri olan
avâlim-i ulviyede birisini gezdirsin
ve bütün onların fevkıne çıkarsın
ve kurb-u huzuruna müşerref etsin
ve âhiret âlemlerinde gezdirsin.
Umum ibâdına bir muallim
ve saltanat-ı rubûbiyetine bir dellâl
ve marziyât-ı İlâhiyesine bir mübelliğ
ve saray-ı âlemindeki âyât-ı tekviniyesine bir müfessir gibi,
çok vazifeler ile tavzif etsin. mu'cizât nişanlarıyla imtiyâzını göstersin.
Kur'ân gibi bir ferman ile, o şahsı, Zât-ı Zülcelâlin has ve sâdık bir tercümanı olduğunu bildirsin.
31. Söz | 527
Allah razı olsun ablacım..
Rabbim anlayanlardan ve yaşayanlardan eylesin inşaallah...
İşte, semere-i Mi'rac olan marziyât-ı İlâhiye ile,
şu dünya
gayet Kerîm bir Zâtın misafirhânesi;
insanlar dahi
Onun misafirleri, memurları;
istikbal dahi
Cennet gibi güzel,
rahmet gibi şirin
ve saadet-i ebediye gibi parlak göründüğü vakit,
ne kadar hoş, güzel, şirin bir meyve olduğunu anlarsın.
31. Söz
"Marziyât-ı İlâhiye", Mi'rac'ın meyvesi nasıl olmuş ..?
vBulletin v3.8.2, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.