PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ruhun cismaniyete galebesi nasıl olur..?


Hakendiş
02-07-09, 18:41
Ruhu cismaniyetine galib olan evliyanın işleri, fiilleri,

sür'at-i ruh mizanıyla cereyan eder.

Mesnevi-i Nuriye


Rûhun cismâniyete galebesi nasıl, ne iledir..?

Hakendiş
02-07-09, 18:55
ÜÇÜNCÜ NÜKTE

Sabık İkinci Nüktede, "Kuvve-i zâika kapıcıdır" dedik.

Evet, ehl-i gaflet ve ruhen terakki etmeyen

ve şükür mesleğinde ileri gitmeyen insanlar için bir kapıcı hükmündedir.

Onun telezzüzü hatırı için isrâfâta ve bir dereceden on derece fiyata çıkmamak gerektir.


Fakat, hakikî ehl-i şükrün ve ehl-i hakikatin ve ehl-i kalbin kuvve-i zâikası,

Altıncı Sözdeki muvazenede beyan edildiği gibi,

kuvve-i zâikası rahmet-i İlâhiyenin matbahlarına

bir nâzır ve bir müfettiş hükmündedir.

Ve o kuvve-i zâikada taamlar adedince mizancıklarla

nimet-i İlâhiyenin envâını tartmak ve tanımak,

bir şükr-ü mânevî suretinde cesede, mideye haber vermektir.

Hakendiş
02-07-09, 19:00
İşte, bu surette kuvve-i zâika yalnız maddî cesede bakmıyor.

Belki kalbe, ruha, akla dahi baktığı cihetle,

midenin fevkinde hükmü var, makamı var.



İsraf etmemek şartıyla



ve sırf vazife-i şükrâniyeyi yerine getirmek



ve envâ-ı niam-ı İlâhiyeyi hissedip tanımak kaydıyla



ve meşru olmak



ve zillet ve dilenciliğe vesile olmamak şartıyla,


lezzetini takib edebilir.

Ve o kuvve-i zâikayı taşıyan lisânı şükürde istimal etmek için

leziz taamları tercih edebilir.

Hakendiş
02-07-09, 19:02
İşte, Hazret-i Gavs'ın bu emrinin mânâsı şudur ki:

Ne vakit senin oğlun da



ruhu cesedine,
kalbi nefsine,
aklı midesine hâkim olsa
ve lezzeti şükür için istese,

o vakit leziz şeyleri yiyebilir.

19. Lem'a | 145

sua
28-07-09, 18:33
Ruhu
cismaniyetine galib olan evliyanın işleri,fiileri,
sürat_i ruh mizaniyle cereyan eder.
Allah razı olsun cennetasa

asilNUR
28-07-09, 18:43
Allah razı olsun Abla.. Yine çok istifadeli açılımlar..

Dua ile..

nuryolcusu
28-07-09, 19:24
Petrol topraktan çıktığında (ki biz ham petrol diyoruz) kibriti içine atsak, yanmıyor, belki kibriti söndürüyor. Ama rafine edildiğinde (kulelerde rafine ediliyor) en altta zift, asfaltan ta motorin, benzin ve derecelerinden, ta uçak yakıtına, ta uzay aracı yakıtına kadar mertebeler çıkıyor. Motorin veya benzin olunca bir kaç tonluk araçları 30 km.den 360 km.ye kadar süratlendiriyor. Onlarca tonluk uçakları uçak benziniyle 1000 km. sürate ve 11 km. yukarı çıkarıyor. Uzay aracı yakıtıyla ise 10.000 km. sürate ve dünya dışına, uzaya kadar yükseltiyor.

Ham petrol vaziyetinde kibriti söndürürken, uçak benzini olduğunda 65 m. den alev alıyor.

Ruhumuzda ham petrol gibidir. Rafine görmesi icab ediyor. Şeriat, tarikat ve hakikat denilen ameliyeler ile velayet ve risalet denilen metodlarla tasfiye, terakki, tekemmül etmesi icab eder.

Bazısı ruhunu ancak beş vakit namazı kılacak kadar rafine ederken, bazısı herşeyini Allaha feda edecek kadar rafine edebilir. Derecesine göre de, cesedini süratlendirebilir ve manevi yükselişlere ulaşabilir.

Ruhunu en ziyade terakki, tasfiye, tekemmül ve rafine eden Peygamberimiz asm. bütün kainatı, bütün mümkinat alemlerini geride bırakıp Zat-ı Zülcelal vel Cemal vel Kemal olan Allahü Ehadin huzuruna çıkıp, yatağı soğumadan geriye dönmüştür.

Ruhun ve kalbin rafinesini Üstadımız ruh ve kalbin derece-i hayatiyesine çıkmak diye tarif edip, yolunu dört madde ile ifade etmiş:

1- Marifet-i İlahiye,
2- Muhabbet-i Rabbaniye,
3- Ubudiyet-i Sübhaniye,
4- Marziyat-ı Rahmaniye

Hakendiş
28-07-09, 20:39
1- Marifet-i İlahiye,
2- Muhabbet-i Rabbaniye,
3- Ubudiyet-i Sübhaniye,
4- Marziyat-ı Rahmaniye

Allah râzı olsun Ağabey..Peki bunları madde madde izah etseniz..?

20. Mektub'daki cetvel ile mi, ya da bizler avam olarak bu basamakları en kolay nasıl çıkarız..?

Mi'rac ile insanlığa açılan o kapı kapanmamıştır herhalde..(?)

musahhih
28-07-09, 20:51
Allah(c.c.) razı olsun ,inşaAllah istifade ettik

nuryolcusu
29-07-09, 17:00
Allah râzı olsun Ağabey..Peki bunları madde madde izah etseniz..?

20. Mektub'daki cetvel ile mi, ya da bizler avam olarak bu basamakları en kolay nasıl çıkarız..?

Mi'rac ile insanlığa açılan o kapı kapanmamıştır herhalde..(?)


Peygamberimiz asm. Miraca çıkarken kapıları açmış. Dönerken kapıları açık bırakmış. Evliya-i Ümmeti de ruh ve kalblerinin derecelerine göre, o kapılardan geçebilirler.

Bu asırda en selametli, en kolay, en harika bir tarzda ruh ve kalbi işleten ve terakki ettiren, bizleri hayvaniyetten melekiyet ve hakiki insaniyet mertebesine yani ruh ve kalbin hayatı dairesine Risale-i Nur Külliyatı çıkarıyor. Üstadımız da hayatıyla, hizmetiyle bunu göstermiş. Yetişdirdiği talebeleriyle de bunu isbat etmiş.

Devamlı ve ciddiyetle okursak, kalb ve ruhumuzun hayatlandığını inkişaf ettiğini fark ediyoruz.

Dört basamak ile alakalı kısaca hatırıma gelen mana şudur:

Hayat-ı kalbî ve ruhîye medar olan marifet-i İlahiye ve muhabbet-i Rabbaniye ve ubudiyet-i Sübhaniye ve marziyat-ı Rahmaniye… 3.Lem’adan.

Demek kalb ve ruh ve aklın hayatlanması, kalb ve ruhun hayat derecesine çıkabilmesi için şu sayılan dört hususa dikkat ve riayet etmek icab ediyor.

Marifet-i İlahiye: Baştan aşağı Risaleler, Esma-i İlahinin tecellilerini göstermekle, bizi marifet-i İlahiye sevkediyor. Amma okuduklarımızı tatbikde gayretli olmalıyız. Yani okuduklarımızı hayata, pratiğe geçirmeliyiz.

Risalelerde ELMA ile alakalı o kadar marifet-i İlahiye misali olduğu halde, elma yerken bunlar hatırımıza gelmezse, elmayı hayvan gibi ve mide için yemiş oluyoruz. Ama renginden, koku ve tadından, ambalajından ta çıktığı yere nazar edip... Bir elmadan bütün elmalara, bu mevsimdeki elmalardan, bütün zamanlardaki elmalara, oradan bütün rızıklara intikal ettiğimizde ruhumuzdan ALLAHU EKBER, kalbimizden ELHAMDÜLİLLAH, aklımızdan SÜBHANALLAH sadalarının çıktığını göreceğiz. Böyle bir yemek; cesed, mide ve nefisden ziyade ruh, kalb ve akla... gıda, nur ve huzur verecek. Bu da bizi muhabbet-i Rabbaniye götürecek.

Muhabbet-i Rabbaniye: Hasr-ı muhabbeti ifade eder. İnsanın fıtratında ihsana, cemale ve kemale karşı bir muhabbet vardır. İman ile Allahı tanımaya başlayınca, kalbinde Allaha karşı bir muhabbet çekirdeği yaratılır. Tanımak dereceleri arttıkça, muhabbet çekirdeği gelişmeye başlar. Allahın ihsan, cemal ve kemal mertebelerini anladıkça, ihata ettikçe muhabbeti artmaya devam eder. Marifetullah ile her bir esma bir hazine olup, her hazinenin içindeki mücevheratı elde ettikçe görür ki, bütün cemaller, kemaller ve ihsanlar Allahındır ve Allahdandır. Öyleyse bütün muhabbetini yalnız Allaha çevirmesi gerekmektedir. Lillah, Livechillah ve Lieclillah sırrı açığa çıkacaktır. Yani Allah için olmak, görüşmek, çalışmak, işlemek ve rızası dairesinde hareket etmek manası, insanı ubudiyet-i Sübhaniyeye çıkaracaktır.

Ubudiyet-i Sübhaniye: Marifet ve Muhabbet terakkisi, insanı tahsis-i taabbüde çıkarıyor. Aczini, fakrını, noksanlarını anlıyor. Kainatın bir ordugah, kendisinin bir asker; kainatın bir misafirhane, kendisinin bir misafir; kainatın bir mescid, kendisinin bir abid; kainatın bir kitap, bir teşhir yeri, kendisinin ise bir mütalaacı olduğuna itikad eder. O zaman marifet ve muhabbetin neticesinin itaat olduğunu anlar. Hayatını bir asker, misafir, abid ve mütalaacı olarak yaşamaya başlar. Bu manada terakki ettikçe, her şeyin asker, misafir ve abid olduğunu gördükçe, Allahın azameti, haşmeti, celali, kibriyası onun aleminde büyür ve hakiki kulluğunu takınır. Kulluğu içindeki sultanlığı anlar. Hayatının gayesinin marziyat-ı Rahmaniye olduğunu idrak eder.

Marziyat-ı Rahmaniye: Allahın emirlerine itaat ve yasaklarından içtinab etmekten ibarettir. Her şeyde nefis ve enaniyetten teberri ile işlemektir. Allahda fani olmaktır. Kendi arzusunu terk etmektir. Her yaptığını Allah için yapmaktır. Emr-i İlahi ile rıza-yı İlahiyi birleştirmektir.
Evet, ALLAHI razı ve memnun etmekten daha mühim ne olabilir?... Bu dünyada ana- babamızı, kocamızı veya karımızı, çocuğumuzu, akrabamızı, patronumuzu, amirimizi ila ahir memnun etmek için, rıza ve takdirini kazanmak için neler yapıyor; ne zamanlarımızı, ne arzularımızı terk ve feda ediyoruz.

Evet, Marziyat-ı Rahmaniye ile herşeyde Allahın rıza ve memnuniyetini aramak, insanı hakiki insaniyete,hakiki İslamiyete çıkarıyor.

Dört mertebenin her birisinde, nebati ve hayvani hayattan uzaklaşma vardır. İnsani ve meleki daireye girmek vardır. Her mertebe, farkında olmasak da, kalb ve ruhumuzu gıdalandırıyor, nefes aldırıyor, hareket ettiriyor. Ruh ve kalb gıdasını, hava ve suyunu aldıkça, vazifelerinde işledikçe terakki ediyor. Daha önce eşyaya, nefsi hesabına bakarken; eşyadaki fiili, san’atı, isimleri, sıfatları ve şuunatı görmeye, okumaya, yemeye, içmeye, teneffüs etmeye başlıyor. Şehveti ibadete, gadabı haram ve mekruhlardan içtinaba, aklı tefekkür ve mütalaa manasına inkilab ediyor.

Hakendiş
29-07-09, 17:43
Allah Râzı olsun Ağabey..Küllî bir izah olmuş..


"Bu acîb işler birbiriyle alâkadardır. Hem, bir emir ile hareket ederler gibi görünüyor.

Öyle ise, bu işlerde bir tılsım vardır.

Evet, bunlar bir gizli hâkimin emriyle dönerler.

Öyle ise, ben yalnız değilim.

O gizli hâkim bana bakıyor, beni tecrübe ediyor,

bir maksad için beni bir yere sevk edip dâvet ediyor."

Şu tatlı korku ve güzel fikirden bir merak neş'et eder ki:

"Acaba, beni tecrübe edip, kendini bana tanıttırmak isteyen

ve bu acîb yol ile bir maksada sevk eden kimdir?"

Sonra tanımak merakından tılsım sahibinin muhabbeti neş'et etti.

Ve şu muhabbetten tılsımı açmak arzusu neş'et etti.

Ve o arzudan tılsım sahibini râzı edecek ve hoşuna gidecek

bir güzel vaziyet almak irâdesi neş'et etti.

8. Söz


İşte bu irâdeyi en güzel tecellî ettiren de bize o mir'ac merdiveni ile ruh ve kalb ve aklın kemâlatına yol açan Resûl-i Ekrem a.s.m. olmuş.

O'na a.s.m. en güzel mâkes olanlar da asr-ı saadetin mes'udları Sahabe-i kirâm r.a.e. olmuş.



Çünkü, o zamandaki o büyük inkılâb-ı İlâhî,

marziyât-ı Rabbâniyeyi ve ahkâm-ı İlâhiyeyi anlamak üzere dönerdi;

bütün ezhân istinbât-ı ahkâma müteveccih idi,

bütün kalbler "Rabbimizin bizden istediği nedir?" diye merak ederdi.

Ahvâl-i zaman, bu hâli işmâm ve ihsâs edecek bir tarzda cereyan ediyordu;

muhâverât bu mânâları tazammun ederek vuku' buluyordu.

27. Söz | 453


Binler şükür ki, bizlere Sahabe mesleğinin bir cilvesi olarak ihsân edilen Risâle-i Nurlar ile

bu kemâlatın yolu uzun iken kısaltılmış, kolaylaştırılmış..



mevcudâtı kendileri hesâbına hizmetten azlederek,



Fâtır-ı Zülcelâl hesâbına istihdam edip,



Esmâ-i Hüsnâsının mazhariyet ve ayinedarlık vazifesinde istimal ederek,



mânâ-i harfi nazarıyla onlara bakıp,



mutlak gafletten kurtulup huzûr-u daimîye girmektir;



herşeyde Cenâb-ı Hakka bir yol bulmaktır.


Elhasıl, mevcudatı mevcudat hesabına hizmetten azlederek, mânâ-yı ismiyle bakmamaktır.

Hizmet Rehberi 93

asilNUR
29-07-09, 18:36
Allah razı olsun.. Açılım ve vurgulardan istifade ettik inşaallah..

Rabbim istifadelerimizi ziyadeleştirsin.. AMİN..

Hakendiş
15-01-10, 12:16
Allah râzı olsun Ağabey..Peki bunları madde madde izah etseniz..?

20. Mektub'daki cetvel ile mi, ya da bizler avam olarak bu basamakları en kolay nasıl çıkarız..?

Mi'rac ile insanlığa açılan o kapı kapanmamıştır herhalde..(?)




Mi'rac ile insanlığa açılan o kapı (http://www.nurunalanur.com.tr/Mi%27rac%20ile%20insanl%C3%84%C2%B1%C3%84%C2%9Fa%2 0a%C3%83%C2%A7%C3%84%C2%B1lan%20o%20kap%C3%84%C2%B 1)tık

Hakendiş
28-04-10, 16:49
Bu mevzûya devam etsek..?

zeynep_
04-08-10, 01:10
Peygamberimiz asm. Miraca çıkarken kapıları açmış. Dönerken kapıları açık bırakmış. Evliya-i Ümmeti de ruh ve kalblerinin derecelerine göre, o kapılardan geçebilirler.

Bu asırda en selametli, en kolay, en harika bir tarzda ruh ve kalbi işleten ve terakki ettiren, bizleri hayvaniyetten melekiyet ve hakiki insaniyet mertebesine yani ruh ve kalbin hayatı dairesine Risale-i Nur Külliyatı çıkarıyor. Üstadımız da hayatıyla, hizmetiyle bunu göstermiş. Yetişdirdiği talebeleriyle de bunu isbat etmiş. (AMENNA)
(Rabbim o kapılardan İHLASLA bizede geçebilmek HAKİKİ TALEBE OLMAK nasip buyursun İNŞAALLAH..)

Devamlı ve ciddiyetle okursak, kalb ve ruhumuzun hayatlandığını inkişaf ettiğini fark ediyoruz.
(İNŞAALLAH)

Dört mertebenin her birisinde, nebati ve hayvani hayattan uzaklaşma vardır. İnsani ve meleki daireye girmek vardır. Her mertebe, farkında olmasak da, kalb ve ruhumuzu gıdalandırıyor, nefes aldırıyor, hareket ettiriyor. Ruh ve kalb gıdasını, hava ve suyunu aldıkça, vazifelerinde işledikçe terakki ediyor. Daha önce eşyaya, nefsi hesabına bakarken; eşyadaki fiili, san’atı, isimleri, sıfatları ve şuunatı görmeye, okumaya, yemeye, içmeye, teneffüs etmeye başlıyor. Şehveti ibadete, gadabı haram ve mekruhlardan içtinaba, aklı tefekkür ve mütalaa manasına inkilab ediyor.

Hakikaten çok önemli hususlar bunlar..
RABBİM HAKKIYLA DERKEDEBİLMEK o derk ile beraber bu HAKİATLERİ İHLAS İLE amelimiz fiiliyatımız eylesin İNŞAALLAH..
Rabbim ebeden daimen razı olsun İNŞAALLAH..

güller
04-08-10, 09:05
Allah razı olsun cok güzel bir çalışma.

kepez
26-01-11, 16:17
Allah Râzı olsun Ağabey..Küllî bir izah olmuş..

Evet Allah razı olsun inşaallah CÜMLETEN..

Mi'rac ile insanlığa açılan o kapı (http://www.nurunalanur.com.tr/Mi%27rac%20ile%20insanl%C3%84%C2%B1%C3%84%C2%9Fa%2 0a%C3%83%C2%A7%C3%84%C2%B1lan%20o%20kap%C3%84%C2%B 1)tık

“Ben seyr-i sülûk-i ruhanîde görüyordum ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan mervî olan kelimat nurludur, Sünnet-i Seniye şuâı ile parlıyor. Ondan mervî olmayan parlak ve kuvvetli virdleri ve halleri gördüğüm vakit, üstünde o nur yoktu. Bu kısmın en parlağı, evvelkinin en azına mukabil gelmiyordu. Bundan anladım ki, Sünnet-i Seniyyenin şuâı bir iksirdir. Hem o Sünnet, nur isteyenlere kâfidir; hariçte nur aramaya ihtiyaç yoktur.”


İşte, böyle hakikat ve şeriatın bir kahramanı olan bir zâtın bu hükmü gösteriyor ki, Sünnet-i Seniyye, saadet-i dâreynin temel taşıdır ve kemâlâtın madeni ve menbaıdır.

اَللّٰهُمَّ ارْزُقْنَا اتِّباَعَ السُّنَّةِ السَّنِيَّةِ

رَبَّنَاۤ اٰمَنَّا بِمَاۤ اَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِي
AMİN AMİN AMİN
11 ci Lem'a.Dokuzuncu Nükte