Orijinalini görmek için tıklayınız : İstikamet Nedir..?
m_safiturk
26-04-09, 13:53
اِهْدِناَ الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ “Bizi doğru yola ilet.” Fâtiha Sûresi, 1:6.
Amin...
Namaz kılan Mü'minlerin günde kırk defa Fâtiha Sûresi içerisinde doğru yola hidayet istedikleri..
Ve bir ömrün sonuna kadar üzerinde kalması gereken çok önemli bir cadde...
Hem sonuna kadar kendisine ihtiyaç duyulan ehemmiyetli bir mana...
Evet,
İnsanın kendinde ve hayatında istikamet'e ihtiyaç duyduğu şeyler nelerdir?
İstikamet deyince neler söyleyebiliriz...?
Selam ve Dua...
__________________
İstikamet doğru yolda olmaktır..Allah'ın emri üzerine dosdoğru olmaktır..Her hareketimizde..yani oturmamız,kalkmamız,yememiz,içmemiz, konuşmamızda,amellerimide,niyetlerimizde vb.. bütün davranışlarımızda günahtan,kötülükten sakınarak,Allahtan korkarak ve O'nu emrettiği gibi olup.. Efendimiz (S.A.V) yolunda yürümeye çalışmaktır- yürümektir..
Ve şunuda unutmamalıyız ki niyetlerimize göre amelimiz olur..niyetlerimizde de istikamet üzere olmamız gerektiğini emrediyor Rabbim..
Allah'ın rızasını gözeterek Efendimizin sünnetlerine uyarak her işimizde samimi ve devamlı ve istikamet üzere olmamız gerekmektedir..
Allah hepimize istikamet nasip etsin..
Selametle..
Allah razı olsun ıns..ınsanın dusuncesınde dahı rabbının ıstedıgı yolda olması demektır bence ıstıkamet...
Resulüllah’a “Emrolunduğu gibi İSTİKAMET YAP” (Hud Suresi) ayetinden daha şiddetli bir ayet nazil olmamıştır. Ve onun içindir ki Aleyhisselatü vesselam “Beni Hud süresi kocalttı” buyurmuştur. Demek ki hakka vusûl/kavuşmak için istikametten başka yol olmadığı gibi, her hususta kemali istikamet kadar yüksek bir makam ve onun kadar zor hiç bir emir, yoktur. Herhangi bir gaye olursa olsun ona vusûlün en kısa yolu tarıkı istikameti tayin etmek zor, saniyen muhtelif noktaların alakasından sıyırılıp da sarsılmadan ve dosdoğru o noktaya yürümek daha zor, salisen vasıl olduktan sonra ayni istikamette hiç eğilmeden devam ve sebat edebilmek büsbütün zordur.
İstikamet; eğrilerin karmaşasından kurtulmaktır. Daha doğrusu müstakim olmaktır. Müstakim, meyil ve eğriliği olmayan, düz, doğru anlamınadır. Sırat yönde doğruluğu, müstakim; iniş-çıkıştan, pürüzden uzaklığı anlatmaktadır.
Sırat-ı Müstakim; iki nokta arasındaki en kısa çizgiye denir. Dünya noktasından cennet noktasına en kısa yoldan eğilip bükülmeden, yalpalanmadan gidilecek yolun adıdır.
﴿ اَلصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ ﴾ Sırat-ı müstakim şecaat, iffet, hikmetin mezcinden ve hülâsasından hasıl olan adl ve adalete işarettir. Şöyle ki:
Tagayyür, inkılâp ve felâketlere mâruz ve muhtaç şu insan bedeninde iskân edilen ruhun yaşayabilmesi için üç kuvvet ihdas edilmiştir. Bu kuvvetlerin,
Birincisi, menfaatleri celp ve cezb için kuvve-i şeheviye-i behimiye,
İkincisi, zararlı şeyleri def için kuvve-i sebuiye-i gadabiye,
Üçüncüsü, nef’ ve zararı, iyi ve kötüyü birbirinden temyiz için kuvve-i akliye‑i melekiyedir.
Lâkin, insandaki bu kuvvetlere, şeriatça bir had ve bir nihayet tayin edilmişse de, fıtraten tayin edilmemiş olduğundan, bu kuvvetlerin herbirisi, tefrit, vasat, ifrat namıyla üç mertebeye ayrılırlar.
Meselâ, kuvve-i şeheviyenin tefrit mertebesi humuddur ki, ne helâle ve ne de harama şehveti, iştihası yoktur. İfrat mertebesi fücurdur ki, namusları ve ırzları pâyimal etmek iştihasında olur. Vasat mertebesi ise iffettir ki, helâline şehveti var, harama yoktur.
İhtar: Kuvve-i şeheviyenin yemek, içmek, uyumak ve konuşmak gibi füruatında da bu üç mertebe mevcuttur.
Ve keza, kuvve-i gadabiyenin tefrit mertebesi, cebanettir ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvürdür ki, ne maddî ve ne mânevî hiçbir şeyden korkmaz. Bütün istibdadlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür. Vasat mertebesi ise şecaattir ki, hukuk-u diniye ve dünyeviyesi için canını feda eder, meşru olmayan şeylere karışmaz.
İhtar: Bu kuvve-i gadabiyenin füruatında da şu üç mertebenin yeri vardır.
Ve keza, kuvve-i akliyenin tefrit mertebesi gabâvettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz. İfrat mertebesi cerbezedir ki, hakkı bâtıl, bâtılı hak suretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya malik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisal eder; bâtılı bâtıl bilir, içtinap eder.
İşârâtü'l İ'câz
Aslında İşârâtü'l İ'câz daki bu hatırayı bana hayal kuvvesinin ihtarı tahhattur eyledi..
İstikamet dendiğinde benim hemen aklıma hayal kuvvesi gelir..Ve pek çok şeyi onunla bağlantılı ve alakadar görürüm ..
Eğer onun yüzünü hakikate müteveccih tutmaya çalışsak her zaman ve zeminde saadet ve hikmet ile beraber hakikatlerede pencereler ve geçitler payabiliriz..
Üstad hayelen girip hakikaten müşahade ettiği alemleri çok yerlerde zikretmiştir..Şimdi hayalen istikbalde hakikaten gireceğim kabrime girdim ila ahir........
Nurlarda Kur'anın hakikatleri olup hayali arkadaş ve temsili hikayecikler ile izah edilişleride hayalin ne denli geniş ve vus'atli olduğunu ve hakikatlerede aynı şekilde isal edici bir vasıta olduğunu okumaktayız..
Hapishanede hikmet nurlarıyla hayelen ahbablar ile görüşüp sohbet etmek aynı şekilde tek hücrelik bir vaziyette cennetleri müşahade edercesine vasii tefekkür..Ve gerek namazdaki teşehhüdde Ettehiyatü'nün geniş külli manaları..ve gerek kırlarda hayali fikr ve kalbine (daim kur'anın hakikatleri ile meşguliyetten)haberler ve hakkayyakin müşahadeler ile.. Rahmetin celbine vasıta ve hikmetine uygun hareketten dolayı İnayete hikmet ve Rahmetine mazhariyetle..Risale-i Nurların Zuhur ve Vucudu.........
Ve keza, o habbe-i kalb için, pek çok hizmetçi vardır ki, o hâdimler kalbin hayatiyle hayat bulup inbisat ederlerse, kocaman kâinat onlara tenezzüh ve seyrangâh olur.Hattâ kalbin hâdimlerinden bulunan hayal, meselâ en zayıf, en kıymetsiz iken, hapiste ve zindanda kayıtlı olan sahibini bütün dünyada gezdirir, ferahlandırır.Ve şarkta namaz kılanın başını Hacerü’l-Esvedin altına koydurur. Ve şehadetlerini Hacerü’l-Esvede muhafaza için tevdi ettirir.
Mesnevi-i Nuriye
Dördüncü Şua: İşte ey tembel nefsim! Bir nevi Mi'rac hükmünde olan namazın hakikati, sâbık temsilde bir nefer, mahz-ı lûtuf olarak huzur-u şâhâneye kabulü gibi, mahz-ı rahmet olarak Zât-ı Celîl-i Zülcemâl ve Ma'bud-u Cemîl-i Zülcelâlin huzuruna kabulündür. deyip, mânen ve hayalen veya niyeten iki cihandan geçip, kayd-ı maddiyâttan tecerrüd edip bir mertebe-i külliye-i ubûdiyete veya küllînin bir gölgesine veya bir sûretine çıkıp, bir nevi huzura müşerref olup, hitâbına, herkesin kabiliyeti nisbetinde bir mazhariyet-i azîmedir. Âdetâ, harekât-ı salâtiyede tekrarla demekle kat-ı merâtib ve terakkiyât-ı mâneviyeye ve cüz'iyâttan devâir-i külliyeye çıkmasına bir işarettir ve mârifetimiz haricindeki kemâlât-ı kibriyâsının mücmel bir ünvânıdır. Güyâ herbir bir basamak-ı mi'raciyeyi kat'ına işarettir. İşte şu hakikat-i salâttan mânen veya niyeten veya tasavvuren veya hayalen bir gölgesine, bir şuâına mazhariyet dahi büyük bir saadettir.
İşte hacda pek kesretli denilmesi, şu sırdandır. Çünkü, hacc-ı şerif, bilasâle herkes için, bir mertebe-i külliyede bir ubûdiyettir. Nasıl ki bir nefer, bayram gibi bir yevm-i mahsusta, ferik dairesinde, bir ferik gibi padişahın bayramına gider ve lûtfuna mazhar olur. Öyle de, bir hacı, ne kadar âmî de olsa, kat-ı merâtib etmiş bir velî gibi, umum aktâr-ı arzın Rabb-i Azîmi ünvânıyla Rabbine müteveccihtir, bir ubûdiyet-i külliye ile müşerreftir. Elbette, hac miftâhıyla açılan merâtib-i külliye-i Rubûbiyet ve dürbünüyle nazarına görünen âfâk-ı azamet-i Ulûhiyet ve şeâiriyle kalbine ve hayaline gittikçe genişlenen devâir-i ubûdiyet ve merâtib-i kibriyâ ve ufk-u tecelliyâtın verdiği hararet, hayret ve dehşet ve heybet-i Rubûbiyet ile teskin edilebilir ve onunla o merâtib-i münkeşife-i meşhude veya mutasavvere ilân edilebilir.
Ve Nurlarda istikamet-i hayal ile İSTİKAMET'e dair daha onlarcası....
vBulletin v3.8.2, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.