PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bir letâif: Hiss-i kablelvukû nedir..?


Hakendiş
04-08-09, 08:33
Daha bu letâiften başka sâika, şâika ve hiss-i kablelvuku gibi

çok letâif var. Bu meseleye dair hakikat yazılsa çok uzun olur.

Barla Lâhikası 190



O talebe arkadaşlarım, o üstadlar hükmünde hocalarım,

o mürşidlerim, evliya ve şeyhlerim,

bir hiss-i kablelvuku ile ruhu hissedip akıl bilmeyerek

-ki en lüzumlu bir zamanda-o talebeler içinde

ve o hocaların şakirtleri içinde ve o mürşidlerin müridleri içinde

parlak bir nur çıkacak, ehl-i imanın imdadına gelece..ilâ âhir..

Emirdağ Lâhikası - 49



"Hiss-i kablelvukû"nun sınırı var mıdır..?

Varsa nereye kadardır..?

Âlem-i misâlin ne kadarına nüfûz edebilir bu letâif..?

Nükte
26-10-09, 11:05
Güzel bir mevzu birde kardeşlerimiz ehiller cevaplasalardı daha güzl olacaktı sorunuzu.
teşekkürler cennetasa.

Hakendiş
26-10-09, 11:08
İnşAllah..(=

Hatice_Sultan
26-10-09, 12:45
Açıklama gelirse bizde istifade edenlerden oluruz inşallah...
Allah razı olsun kardeşim...

katre
26-10-09, 21:15
bu sorunun ehli değilim ama burayı bir istişare makamı olarak gördüğümden düşüncelerimi yazmak isterim...Kardeşlerim hatalarımı düzeltsinler....

Risalelerden anladığım kadarıyla kalp , ruh ve akıl bir seviyeye gelirse yani akıl derece - i kalp ve derece - i akıl ile aynı seviyeye çıkabilirsa geçmiş , gelecek ve hal bir bişey olarak gözükebilir ... Bu durumda kalbin ve ruhun derece - i hayatında yaşayabiliriz ...Ki bu Risale - i Nur ' un yoludur...Böyle bir seviyeye gelen için de hiss-i kablel vukunun bir sınırı olmasa gerek.... Ancak bu latifenin inkişafı da mertebemiz kadardır....

nuryolcusu
31-10-09, 11:18
Rü’ya-yı sadıka, hiss-i kabl-el vukuun fazla inkişafıdır. Hiss-i kabl-el vuku ise, herkeste cüz’î-küllî vardır. Hattâ hayvanlarda dahi vardır. Hattâ bir zaman ben, bu hiss-i kabl-el vukuu, zahirî ve bâtınî meşhur duygulara ilâve olarak, insanda ve hayvanda “saika” ve “şaika” namıyla aynı “sâmia” ve “bâsıra” gibi iki hiss-i âheri ilmen bulmuştum. Ehl-i dalalet ve ehl-i felsefe, o gayr-ı meşhur hislere; -hata ederek- ahmakçasına “sevk-i tabiî” diyorlar. Hâşâ sevk-i tabiî değil, belki bir nevi ilham-ı fıtrî olarak insan ve hayvanı kader-i İlahî sevkediyor. Meselâ: Kedi gibi bazı hayvan; gözü kör olduğu vakit, o sevk-i kaderî ile gider, gözüne ilâç olan bir otu bulur, gözüne sürer, iyi olur.

Hem rûy-i zeminin sıhhiye memurları hükmünde ve bedevi hayvanatın cenazelerini kaldırmakla muvazzaf kartal gibi âkil-ül lahm kuşlara bir günlük mesafeden bir hayvan cenazesinin vücudu, o sevk-i kaderî ile ve o hiss-i kabl-el vuku ilhamıyla ve o saika-i İlahî ile bildirilir ve bulurlar.

Hem yeni dünyaya gelmiş bir arı yavrusu; yaşı bir gün iken, havada bir günlük mesafeye gider, havada izini kaybetmeyerek, o sevk-i kaderî ile ve o saika ilhamıyla döner, yuvasına girer. Hattâ herkesin başında çok defa tekerrür ediyor ki, birisinden bahsediyorken, âni kapı açılarak tahminin fevkınde aynı adam gelir. Hattâ Kürdce durub-u emsaldendir: نَاڤِ گُرْبِينَه پَالاَنْدَارْ لِى وَرِينَه Yani: “Kurdun bahsini ettiğin zaman topuzu hazırla, vur; çünki kurt geliyor.”

Demek bir hiss-i kabl-el vuku’ ile, latife-i Rabbaniye icmalen o adamın gelmesini hisseder. Fakat aklın şuuru ihata etmediği için; kasden değil, ihtiyarsız olarak bahsetmeye sevkeder. Ehl-i feraset bazan keramet gibi geldiğini beyan eder. Hattâ bir zaman bende şu nevi hassasiyet fazla idi. Bu hali bir düstur içine almak istedim, fakat yakıştıramadım ve yapamadım. Fakat ehl-i salahatta ve bahusus ehl-i velayette bu hiss-i kabl-el vuku’ fazla inkişaf eder, kerametkârane âsârını gösterir. 28. Mektub

Yukarıdaki Üstadımızın ifadelerinden anlıyoruz ki, hiss-i kablel vuku insanda latife-i Rabbaniye denilen kalbin bir özelliğidir. Hayvanlarda ise, istidat ve hissiyat suretinde ilhamın bir çeşidi olarak görünür. Ehl-i dalaletin iç güdü diye ifade ettikleri ve maalesef taktıkları ismi bile anlamadan o hayvana vermeye kalktıkları bir hakikattır. İç güdü demişler, güdü varsa elbette bir güden vardır halbuki. Program varsa illa programcı, yazılımcı olacaktır muhakkak ki...

İnsan kainatın küçültülmüş bir hulasası, özü, meyveli çekirdeği olduğu için, kainatta ne kadar alem varsa, her alemi temsil eden bir latifesi, bir duygusu, bir hissiyatı vardır. Her duygu ile o alem arasında bir bağlantı vardır. Şu satırlar daha iyi anlatacak:

Cenab-ı Hak insanı kâinata câmi’ bir nüsha ve onsekiz bin âlemi hâvi şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve esma-i hüsnadan herbirisinin tecelligâhı olan herbir âlemden bir örnek, bir nümune, insanın cevherinde vedîa bırakmıştır.

Eğer insan maddî ve manevî herbir uzvunu Allah’ın emrettiği yere sarfetmekle hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfîyi îfa ve şeriata imtisal ederse, insanın cevherinde vedîa bırakılan o örneklerin herbirisi, kendi âlemine bir pencere olur. İnsan o pencereden, o âleme bakar. Ve o âleme tecelli eden sıfatla, o âlemden tezahür eden isme bir mir’at ve bir âyine olur. O vakit insan ruhuyla, cismiyle âlem-i şehadet ve âlem-i gayba bir hülâsa olur. Ve her iki âleme tecelli eden, insana da tecelli eder. İşte bu cihetle insan, sıfât-ı kemaliye-i İlahiyeye hem mazhar olur, hem müzhir olur. İşarat-ül İ'caz

İşte zîhayattaki meşhur havass-ı zahire ve bâtına duygularından başka, gayr-ı meş’ur saika ve şaika hisleriyle beraber o arı, dünyanın ekser enva’ıyla ihtisas ve ünsiyet ve mübadele ve tasarrufa sahib olur. İşte en küçük zîhayatta hayat böyle tesirini gösterse, elbette hayat tabaka-i insaniye olan en yüksek mertebeye çıktıkça, öyle bir inbisat ve inkişaf ve tenevvür eder ki; hayatın ziyası olan şuur ile, akıl ile bir insan kendi hanesindeki odalarda gezdiği gibi, o zîhayat kendi aklı ile avalim-i ulviyede ve ruhiyede ve cismaniyede gezer. Yani, o zîşuur ve zîhayat manen o âlemlere misafir gittiği gibi, o âlemler dahi o zîşuurun mir’at-ı ruhuna misafir olup, irtisam ve temessül ile geliyorlar. 29. Söz

Hiss-i kablel vuku inkişaf edince rüya-yı sadıkayı netice veriyor. Daha inkişaf etse, uyanıkken Alem-i Misale girebilir. Mana Aleminden, Kabir Aleminden haberdar olabilir. Daha terakki etse Levh-i Mahfuza çıkabilir. Görebilir, işitebilir, girebilir, gezebilir. O alemler de iade-i ziyarete gelirler. Ona misafir olurlar.

İnsan kendisine verilen istidat ve kabiliyetleri emr-i İlahi ve rıza-yı İlahi dairesinde takva ve amel-i salih ile kullanır, marifet ve muhabbetullah ile nurlandırdığı nisbette terakki eder. Her istidatımızın sınırsızlık içinde bir sınırı vardır. Allah yolunda kullandıkça ihlas, takva derecelerine göre sınırlar genişletilir, tasarruf sahası artar.

15. Şuada: kalb ve ruh hayale bindiler diye bir ifade var. Demek bazı duygularımız sair duygulara bineklik ediyor. Hiss-i kablel vukuda öyle bineklik yapan latifelerden... Hissiyat-ı insaniye ruh ve kalb derecesine çıkınca zaman ona genişlenir. Önceye ve sonraya geçebilir, görebilir.

Rabbimiz verdiği bütün istidat ve kabiliyetlerimizi, latife ve hissiyatlarımızı, aza ve cihazatımızı emr-i İlahi ve rıza-yı İlahi dairesinde takva ve amel-i salihle, marifetullah ve muhabbetullah nurlarıyla nurlandırmayı, hayatlandırmayı, ruhlandırmayı, inkişaf ve inbisat ettirmeyi nasip eylesin. Her bir duygumuzla ayrı ayrı ibadet ve dua ve hizmet etmeyi ihsan eylesin. Her bir duygumuzun bağlı olduğu alem ile bağlantımızı kuvvetlendirip, her bir alemin hakikatı olan esma ve sıfat-ı İlahiyeye mazhar ve müzhir olmayı rahmetiyle ikram eylesin. Amin.

Hatice_Sultan
31-10-09, 11:25
Binler Amin inşallah...
Anladıklarımı şuan burda yazazacak isdidada sahip değilim ama gerçekden açıklamalarınızda istifade ediyorum...
Allah razı olsun...

Hakendiş
31-10-09, 12:16
Ehl-i feraset bazan keramet gibi geldiğini beyan eder.

Hattâ bir zaman bende şu nevi hassasiyet fazla idi. Bu hali bir düstur içine almak istedim, fakat yakıştıramadım ve yapamadım.

Fakat ehl-i salahatta ve bahusus ehl-i velayette bu hiss-i kabl-el vuku’ fazla inkişaf eder,

kerametkârane âsârını gösterir. 28. Mektub"Ehl-i ferâset"in diğer ikisiyle farkı mı var ki ayrı zikredilmiş..?

Var ise, ne olabilir bu fark..?

(Her üçünde de kerametten bahs var ama..(?) )

Hakendiş
31-10-09, 12:19
Daha terakki etse Levh-i Mahfuza çıkabilir. Görebilir, işitebilir, girebilir, gezebilir.

O alemler de iade-i ziyarete gelirler. Ona misafir olurlar.Bunlara misâl olabilecek hâdiseler var mıdır..?

Bilhassa "levh-i mahfuza çıkış" a misâl..?

Nükte
01-11-09, 17:14
Eğer insan maddî ve manevî herbir uzvunu Allah’ın emrettiği yere sarfetmekle hamdin şubelerinden olan şükr-ü örfîyi îfa ve şeriata imtisal ederse, insanın cevherinde vedîa bırakılan o örneklerin herbirisi, kendi âlemine bir pencere olur. İnsan o pencereden, o âleme bakar. Ve o âleme tecelli eden sıfatla, o âlemden tezahür eden isme bir mir’at ve bir âyine olur. O vakit insan ruhuyla, cismiyle âlem-i şehadet ve âlem-i gayba bir hülâsa olur. Ve her iki âleme tecelli eden, insana da tecelli eder. İşte bu cihetle insan, sıfât-ı kemaliye-i İlahiyeye hem mazhar olur, hem müzhir olur. İşarat-ül İ'caz
o zîhayat kendi aklı ile avalim-i ulviyede ve ruhiyede ve cismaniyede gezer. Yani, o zîşuur ve zîhayat manen o âlemlere misafir gittiği gibi, o âlemler dahi o zîşuurun mir’at-ı ruhuna misafir olup, irtisam ve temessül ile geliyorlar. 29. Söz

Hiss-i kablel vuku inkişaf edince rüya-yı sadıkayı netice veriyor. Daha inkişaf etse, uyanıkken Alem-i Misale girebilir. Mana Aleminden, Kabir Aleminden haberdar olabilir. Daha terakki etse Levh-i Mahfuza çıkabilir. Görebilir, işitebilir, girebilir, gezebilir. O alemler de iade-i ziyarete gelirler. Ona misafir olurlar.




Rabbimiz verdiği bütün istidat ve kabiliyetlerimizi, latife ve hissiyatlarımızı, aza ve cihazatımızı emr-i İlahi ve rıza-yı İlahi dairesinde takva ve amel-i salihle, marifetullah ve muhabbetullah nurlarıyla nurlandırmayı, hayatlandırmayı, ruhlandırmayı, inkişaf ve inbisat ettirmeyi nasip eylesin. Her bir duygumuzla ayrı ayrı ibadet ve dua ve hizmet etmeyi ihsan eylesin. Her bir duygumuzun bağlı olduğu alem ile bağlantımızı kuvvetlendirip, her bir alemin hakikatı olan esma ve sıfat-ı İlahiyeye mazhar ve müzhir olmayı rahmetiyle ikram eylesin. Amin.

Aminn.Allah razı olsun nuryolcusu ebeden daima...

Hakendiş
14-01-10, 22:02
Bunlara misâl olabilecek hâdiseler var mıdır..?

Bilhassa "levh-i mahfuza çıkış" a misâl..?




...?.......

natuvanem
14-01-10, 23:46
Maalesef Levh-i mahfuz ve lütfuna herkes mazhar olamıyor.

Hazret-i Şeyh (K.S.) sırrına mazhar olduğu, esma ve cilvesine mazhar olduğu Levh-i Mahfuz ve lütfuna mazhar olduğu Cenab-ı Hâlık'ın bildirmesiyle, sekiz asır sonra kendisiyle tevafuk eden bir hâdim-i Kur'an'ı görüp ve tasdik etmekle haber vermesi, hak ve ayn-ı hakikattır.
(Barla Lahikası - 210)

Hakendiş
15-01-10, 00:40
Hazret-i Şeyh'den kasdedilen kimdir..?

natuvanem
17-01-10, 23:04
Hazret-i Şeyh'den kasdedilen kimdir..?
Hz.Gavs geylani r.a.