PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : "Feleğin inadı"nı nasıl anlamalıyız..?


Hakendiş
19-01-10, 16:08
"Yahu, şu asılzade evlât, şehadetnamelerini aldıktan sonra,

herbiri bir kıt'a başına geçecek,

muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyetin bayrağını

âfâk-ı kemâlâtta temevvüc ettirmekle,

kader-i Ezelînin nazarında, feleğin inadına,

nev-i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını ilân edecektir."

Tarihçe-i Hayat


Bu kısımdaki "Feleğin inadı" tâbirini nasıl anlamalıyız..?

natuvanem
19-01-10, 19:59
Mehdi a.s. kıyametin geçikmesine sebep olacak normal olarak beşer kıyamete doğru gidiyor yani kıyametin kopmasına hareketleri ile fetva verdiriyor.Fakat beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa bir saadet olacak inşaallah.Beklenenin aksine bir hareket yada oluşum olacak gibi anladım.Bir evliya itiraz etmiş ya; zaman ahirzamandır gittikçe fenalaşacak aslında olması gerekeni demiş belki risale-i nurları görememiş

nuryolcusu
26-01-10, 22:47
Kastamonu Lahikasında geçen ve felekten maksadın ne olduğuna işaret eden bir bahsi iktibas edelim:

Otuz sene evvel aşairlerde gezerken böyle sual ettiler: Acaba şu zaman ve dehrin şikayetindeki, hattâ büyük zâtlar ve evliyalar dahi felekten ve zamandan şikayet ediyorlar. Ondan, Sâni'-i Zülcelal'in san'at-ı bediine itiraz çıkmaz mı?

Cevab: Hâyır ve aslâ!.. Belki manası şudur: Güya şikayetçi der ki: İstediğim emir ve arzu ettiğim şey ve teşehhi ettiğim hal; hikmet-i ezeliyenin düsturuyla tanzim olunan âlemin mahiyeti müstaid değil ve inayet-i ezeliyenin pergeliyle nakşolunan feleğin kanunu müsaid değil ve meşiet-i ezeliyenin matbaasında tab'olunan zamanın tabiatı muvafık değil ve mesalih-i umumiyeyi tesis eden hikmet-i İlahiye razı değildir ki; şu âlem-i imkân, Feyyaz-ı Mutlak'ın yed-i kudretinden, şu ukûlümüzün hendesesiyle ve tehevvüsümüzün iştihasıyla istediğimiz herbir semeratı koparsın. Verse de tutamaz, düşse de kaldıramaz. Evet bir şahsın tehevvüsü için büyük bir daire-i muhita hareket-i mühimmesinden durdurulmaz.

İşte otuz sene evvelki cevaba Risale-i Nur dahi zelzeleler bahsinde, böyle küçük bir haşiye ilhak ediyor ki:

Herbir unsurun, maddî ve manevî kış ve zelzele gibi hâdiselerin yüzer hayırlı neticeleri ve gayeleri varken; şerli ve zararlı bir tek neticesi için onu vazifesinden durdurmak, o yüzer hayırlı neticeleri terketmekle, yüzer şerr yapmak, tâ bir tek şerr gelmesin gibi hikmete, hakikata, rububiyete münafî olur. Fakat küllî kanunların tazyikinden feryad eden ferdlere, inayat-ı hassa ve imdadat-ı hususiye ile ve ihsanat-ı mahsusa ile Rahmanürrahîm her bîçarenin imdadına yetişebilir. Dertlerine derman yetiştirir. Fakat o ferdin hevesiyle değil, hakikî menfaatıyla yardım eder. Bazan, dünyada istediği bir cama mukabil, âhirette bir elmas verir.
(Kastamonu Lahikası - 221)

Buradan şu manayı anlayabiliriz ki; zahirde görünen ve külli kanunların neticesi olarak bütün imkansız sebebler de bulunsa, hususi inayetler ve hususi imdatlar ile o büyük neticeler ihsan edilecek.

Kainatta konulan kanunları Allah dilerse, inayetiyle değiştirir demektir. Kış içinde yazı, gece içinde gündüzü, ölüm içinde hayatı, kıyamet anında asr-ı saadeti yaşatabilir demektir.

ayser
27-01-10, 02:08
Allah razı olsun