PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Üstadın Zehirlenmesi


keçeli
03-05-09, 13:19
ÜSTADIN EMİRDAĞDA ZEHİRLENMESİ

Bir siyasî me’murun iğfali ve “İmhası için yukarıdan emir aldık” demesine aldanan bir bekçibaşı, Üstadın penceresine geceleyin merdivenle çıkarak yemeğine zehir atmış, ertesi gün Üstad zehirlenerek kıvranmaya başlamıştır. Zehirin te’siri çok azîm olduğu halde, kendisi: “Cevşenül-Kebir gibi evrâd-ı kudsiyelerin feyziyle ölümden muhafaza olunuyorum. Fakat hastalık, ızdırap çok şiddetlidir” derdi. Bir hafta kadar aç susuz denecek bir halde perîşan bir vaziyette inlemiş, sonra biiznillâh şifa bulup, tekrar tashihat gibi Risâle-i Nur vazîfeleriyle iştigale başlamıştı. Bu şiddetli hastalık zamanlarında asla namazlarını terketmedi. Yalnız ikinci ve üçüncü zehirlenmek zamanında tahammülü gayrikabil bir hastalıkta iki üç gün farzını yatağında ancak kılabildi.

Ölüm tehlikesi geçirdiği günlerde, bir gece sabaha kadar yanında nöbet bekleyip gözyaşları içinde Üstada dikkat eden iki talebesi diyor: “Sabaha yakın, gözleri kapalı olduğu halde doğruldu, ellerini dergâh-ı İlâhîyyeye açıp yavaş bir sesle birkaç kelime ile Risâle-i Nur hizmetinin inkişafına ve talebelerinin selâmetine duâ etti. Sonra bayılmış vaziyette yatağa düştü.”

Hizmetini, sıra ile iki üç genç talebesi ifa ederdi. Bir müddet onlar da menedilmişse de, çalışkan talebeleri, hizmetinden asla vazgeçmeyerek yüksek bir fedakârlık gösterdiler.
Emirdağı’nın resmî büyük bir me’muru, bilâhare Nur’un kahraman bir talebesi olan arkadaşına: “Gizlice Said Nursî’nin imhası için, gizli bir plân ve emir var!” demiştir. İşte Üstada yapılan bütün muameleler, böyle bir plânın neticesi olarak cereyan etmiştir. Bir iki def’aya münhasır değil, uzun seneler müddetince dâimî olduğu için, yapılan zulüm, tarassut ve ma’nevî baskı çok elîm ve acı idi.

Üstad, ilk iki sene Çarşı Camiine gider, cemâate iştirak ederdi. Ekser günler ikindi namazını camide kılar ve yatsıya kadar orada kalır, sonra evine gelirdi. İki sene böyle devam etti; sonra kaymakam, insanlarla görüşüyor diye camiden menetti.

Emirdağı’nda ikâmeti zamanında başta Isparta olarak çok yerlerde Nur risâleleri el yazısıyla çoğaltılıyordu. Risâleleri okuyup müstefid olanlardan üstadı görmeye gelenler pek çoktu. Fakat ziyarete gelenlerden az bir kısmı görüşebilmeye muvaffak olurdu. Daha ziyâde Risâle-i Nur’a kemâl-i sadakatla ve ihlâsla hizmet etmeye kabiliyetli olanlar ve sırf Lillâh için muhabbet ve uhuvvet taşıyanlar görüşebilir, Üstadın dersini, sohbetini dinleyebilirdi. Üstad, muhtelif isti’dâtta olan her ziyaretçinin derece-i fehim ve idrakine göre konuşur, nazarları Risâle-i Nur’a ve hizmet-i îmaniyeye çevirir, Risâle-i Nur hakîkatlariyle îmana hizmetin bu millete maddeten ve ma’nen en büyük menfaatleri te’min edeceğini dâvâ ve îzah ederdi. Gelen ziyaretçiler, muhtelif halk tabakalarından, gençlerden, ehl-i ilimden idi. Denizli beraatından sonra me’murlar arasında büyük intibah olmuş, Nur’a talebe olanlar çoğalmıştı.

Hatice_Sultan
08-05-09, 06:45
Allah razı olsun.....

Kaderi_m
08-05-09, 09:19
Hak Teala razı olsun...

keçeli
12-05-09, 18:26
Ecmain... İnşaallah.

ayser
27-05-09, 02:49
Allah brazı olsun emeğinize sağlık

prenses
18-11-11, 12:49
Allah razı olsun...:):)

seyda
18-11-11, 14:09
Allah razı olsun,
Ecel birdir tegayyür etmez, değişmez!
..
Ölüm tehlikesi geçirdiği günlerde, bir gece sabaha kadar yanında nöbet bekleyip gözyaşları içinde Üstada dikkat eden iki talebesi diyor: “Sabaha yakın, gözleri kapalı olduğu halde doğruldu, ellerini dergâh-ı İlâhîyyeye açıp yavaş bir sesle birkaç kelime ile Risâle-i Nur hizmetinin inkişafına ve talebelerinin selâmetine duâ etti. Sonra bayılmış vaziyette yatağa düştü.”

.. bu hal van kalesinden düşerken 'davam ' demesi gibi, demek bir hakikat var ki Üstad ın ra canından daha kıymetli !!!
İşte o hakikat Risale i Nur 'dur.
'Bana Bediüzzaman derlerdi, bu isim benim değil belki Risale i Nurun dur...'

damlanur 6363
18-11-11, 14:14
Allah razı olsun cok duygulubir paylaşım olmuş.