Orijinalini görmek için tıklayınız : Kutlu Doğum sahibinden, yaşayışımıza yön veren sözler...
Kutlu Doğum sahibinden, yaşayışımıza yön veren sözler...
http://sl.glitter-graphics.net/pub/627/627201q5jaigt1eg.gif (http://sl.glitter-graphics.net/pub/627/627201q5jaigt1eg.gif)
Bir ülke halkı komşulardan oluşur. Komşular birbirleriyle sevgi, saygı ve yardımlaşma içinde iseler ülke halkı da aynı şekilde karşılıklı sevgi, saygı ve dayanışma içinde olurlar, birlik beraberliklerini korurlar.
Komşularda birlik beraberlik zedelenmiş, yardımlaşma zaafa uğramışsa ülke halkında da aynı tezahürler görülür, birlik beraberlikte gevşeme ve zaafa uğramalar söz konusu hale gelir.
Bunun içindir ki Allah Resulü Efendimiz, komşu hakkına büyük önem vermiş, komşunun komşusu ile iyi geçinmesi, hakkını gözetmesi, sevgi ve saygının korunması konusunda yeminli uyarılarda bulunarak buyurmuş ki:
Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, kul tam Müslüman olmaz, çevresindeki insanlar onun elinden ve dilinden emin olmadıkça ve yine kul tam iman etmiş sayılmaz, komşuları onun kötülüğünden selamette bulunmadıkça!..
Bu neden böyle?
Çünkü komşular birbirinden emin olursa ülke halkı da birbirinden emin olur. Birbirine kenetlenmiş insanlardan oluşan ülke halkı meydana gelir. Komşular arasında bu birlik sağlanmazsa komşulardan oluşan ülke halkı arasında da istenen gönül birliği sağlanamamış sayılır...
Bundan dolayı komşu haklarını, ana-baba haklarına benzeten Efendimiz buyurmuş ki:
Komşunun komşu üzerindeki hakkı, annenin evlatları üzerindeki hakkı gibidir. Anne ile evlat nasıl birbirilerini sevmeleri, saymaları, haklarına dikkat etmeleri, kırıp incitmemeleri gerekiyorsa, komşular da birbirlerini böyle sevmeli, saymalı, karşılıklı haklarına dikkat etmeliler ki, ülke halkı da benzeri sevgi, saygı ve beraberlik içinde olsunlar, gevşeyip çözülmeler söz konusu olmasın..
Efendimiz (sas) komşu hakkı konusundaki uyarılarından birinde de şöyle buyurmuştur:
Komşu hakkına dikkat edin. Ben komşu hakkı konusunda Cebrail'den o kadar ısrarlı tembih aldım ki, neredeyse komşunun komşuya mirasçı olacağını dahi zannettim!.
Bundan dolayı meşhur sahabi Abdullah bin Amir bin As, kestiği kurbanın etinden Yahudi komşusuna da vermesi için oğluna ısrarla tembihte bulunurken şöyle demiştir:
Yahudi de olsa komşumuza yardımda bulunmalıyız. Allah-ü Teala komşuya yardım konusunda o kadar sık ikazda bulundu ki, neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettik biz.
Bu yüzden sahabeler komşuyu üzen bir tutum içinde olmaktan öylesine çekinmişler ki, evindeki fareler komşusuna kaçar da komşuyu rahatsız etmiş olurum endişesiyle evine kedi getirmekten vazgeçenler bile olmuştur.
Bir başka sahabi de, komşunun avlusundaki ağacın dallarından kendi avlusuna gece dökülen hurmaları sabah kalkan çocuklar alıp da komşu hakkını yemiş olurlar endişesiyle sabah namazını mescitte kılar kılmaz evine koşup avluya dökülen hurmaları toplayarak komşusunun avlusuna atmış, çocuklarına komşu hakkı yedirmiş olma tehlikesinden böylesine kaçınma dikkati göstermiştir.
Fıkıhta komşu hakkı, birinci derecede kapı komşuluğuyla başlar, bundan sonrası duvar komşuluğuyla çevreye doğru genişleyip gider.
Kapı komşusundan şikâyetçi olan aceleci bir komşuya Efendimiz'in ilk yol göstermesi şöyle olmuştur:
İlk olarak sen komşunu incitmekten sakın, sonra ondan gelecek olan incitmelere de birazcık sabırlı ol, bundan sonra konuşup anlaşarak yanlışı düzeltip, helalleşmeye bakın.
Komşu hakkı, kul hakkından sayıldığından dolayı sahabeler komşu hakkından hep titremişlerdir. Bunun için imkân sahibi komşular yoksul komşularının ihtiyaçlarını karşılayıp dualarını almak için yardımdan asla geri kalmamışlardır. Böylece ülke halkının birlik beraberliğini de, kendi aralarındaki komşu haklarına riayetle sağlamışlardır.
Bu konuda uzun söze hacet yoktur. Sadece şu söz komşu hakkının önemini anlatmaya yetmektedir:
Komşunun komşuya olan saygısı, evladın annesine olan saygısı gibi olmalıdır. (Tenbih-ül'gafilin) a.sahin@zaman.com.tr (a.sahin@zaman.com.tr)
Kutlu Doğum sahibinden, yaşayışımıza yön veren sözler...
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/images/statusicon/wol_error.gifClick this bar to view the full image.http://img154.imageshack.us/img154/2913/animation1jj3.gif (http://img154.imageshack.us/img154/2913/animation1jj3.gif)
Bugün sizlere ilahiyatçı yazar Mehmet Dikmen hocanın hazırlayıp istifademize sunduğu 1001 Hadis kitabından bazı hadisleri yorumlarıyla birlikte takdim ediyorum.
Muhtemeldir ki, beni çok etkileyen bu hadisleri siz de büyük bir istekle okuyacak, sevgi ile değerlendirmeye alacaksınız.
***
1- "Allah bir kulunun hayrını isterse onu istihdam eder!.
Dediler ki:
-Ya Resulallah! İstihdam ne demektir? Allah hayrını dilediği kulunu nasıl istihdam eder?
Buyurdu ki:
-İstihdam, o kulunu hayırlı işlerle meşgul etmesi, ömrünü İslami hizmetlerle değerlendirme aşk ve şevkini duyurmasıdır."
Anlaşılan odur ki, insanın hayatında kusurlu, yanlışlı devreleri olabilir. Hatta geçmiş bir devrede ileri derecede hatalara da düşmüş olabilir. Ama bir gün olur da niyetini düzeltirse, Allah o kulunu bu niyeti hürmetine yanlışlarından döndürür; hayırlı ve faydalı işlerde çalışma aşk ve şevki duymaya başlar. Hayatını böylesine hayırlı hizmetlerle sürdürüşü, o kulun istihdam edildiğine işaret sayılır.
Öyle ise geçmişteki yanlışlarınıza bakıp da ümitsizliğe düşmeyin, her şeyden önce niyetinizi düzeltin, hayırlı hizmetlerle hayatınızı değerlendirmeye bakın, istihdam edilenlerden olmayı dileyin ki, istihdam lütfu sizde de tecelli eylesin.
2- "İnsanların arasında kalarak eziyetlerine tahammül eden Müslüman, insanlardan uzaklaşarak tek başına yaşayan Müslüman'dan hayırlıdır!"
Evet, İslam'da Allah'a kulluk niyetiyle de olsa insanların arasından uzaklaşıp tek başına yalnızlık hayatını tercih etmek daha hayırlı görülmemiştir.
Çünkü Allah'ın rızasını kazandıracak pek çok ibadet ve hizmetler insanların arasında bulunarak yapılabilir. İnsanlardan koparak yapılacak ibadet ve hizmetler sınırlıdır. Halbuki toplumun içinde kalarak yapılacak hizmetler ve salih amellerle topluma örnek olmaya, moral vermeye ihtiyaç vardır. Toplumdan kaçarak onları örneksiz ve moralsiz bırakmakta fayda yoktur.
3- "Cömert insanın ayağının kayıp düşmesine takılıp kalmayınız. Çünkü Allah, ayağı kayan cömert insanın elinden tutar, düştüğü yerden kaldırır, yine istikametine yönlendirir!"
Demek ki cömertlik Allah'ın çok sevdiği özel bir vasıftır.
Allah, cömert kulunun maruz kaldığı irade dışı musibet ve hatalarını sahip olduğu cömertliği hürmetine kaldırır, cömert kulu için özel bir lütuf ve merhameti söz konusu olur. Yeter ki o cömert insan, hatasından hemen dönsün, tövbe istiğfarında gecikmeye maruz kalmasın.
4- "En büyük hıyanet, kendisini doğru gösterip de itimadını kazandığı insanlara yapılan hıyanettir!"
Evet, insanlara önce dürüst biri gibi görünüp itimadını kazandıktan sonra beklenmedik bir anda ihanet edip, aldatmaya yönelmek, tam manasıyla bir münafıklık alameti ve müminlikle izah edilemeyen bir ihanet örneğidir.
Halbuki mümin, içi dışı aynı olandır. Onun, dıştan güvenilir biri olarak görünüp içten gizli niyet ve hesaplar peşinde olması, müminliğine yakışmayan bir aldatmadır. Efendimiz (sas) ise, "Aldatan bizden değildir!" buyurmuştur.
5- "Birlik, beraberlikten ayrılmayın. Kurdun topluluktan ayrılan koyunu kaptığı gibi şeytan da birlikten ayrılan insanı kapar, vesveseye atar. Unutulmamalı ki, Allah'ın ikram ve ihsanı, birlikte olanların üzerinedir, ayrılıp dağılanların üzerine değil."
23 Şubat 2010, Salı
Ahmetşahin
Gül ve çocuk
http://img45.imageshack.us/img45/2387/hochz1151ps6tf.gif (http://img45.imageshack.us/img45/2387/hochz1151ps6tf.gif)
Aziz kariler
Önümüzde bir kutlu doğum var. İnsan ile hayatın gayesi arasındaki doğru çizgiye tutunmak için yeni bir fırsat!
İslam’ı tarih içinde algılama gibi derin bir yanılgı içerisindeyim! Sanki Kur’an bin dörtyüz küsur yıl önce inmiş! Cihanın Efendisi de bir o kadar yıl önce doğmuş! Sanki ben de o yaştayım! Oysa ne büyük yanılgı bu!
Kur’an benim için yeni nazil oluyor! Hz. Peygamber kudsî hutbesini yeni okuyor! Zira ben bu vahye yeni muhatap oluyorum! Hep beraber 50 yaşındayız!
Cihan’ın en güzel kelimelerini arz etmeliyim O’na! Ama bu boş bir gayret nasılsa!
Bir söz sultanı işin sırrını çoktan çözmüş!
“Ben Muhammed (aleyhisselamı) sözlerimle güzelleştiremedim, Ancak Muhammed (aleyhisselamın) anılması benim sözlerimi güzelleştirdi.”
Bu sırra tutunarak yeniden doğumunuzu kutlar, duanızı beklerim!
[/URL]
Gül ve çocuk (1)
Göz alabildiğine uzayan susuz, kanlı, sessiz ve karanlık çölde yaşayan bedevî, sadece hayatını sürdürmek için ihtiyacı olan eşyalarını devesine yükler, konak yerinde su içtiği batak kurumadan evvel hareket etmiş olurdu. Uzun çöl içerisinde günlerce gidecek, yeni bir vaha bulacak, vahşi çöl hayvanlarının çoktan kurtlanmış suyuna ortak olmaya çalışacaktı.
Onu bekleyen sadece vahşi hayvanlar olmazdı. Ya kendisinden az önce buraya yükünü indirmiş bir bedevi ile karşılaşacak ya da az sonra burayı keşfeden bir grup bedevi etrafını kuşatacaktı.
Yapılacak iş belliydi. Bu suyun başında ancak güçlü olan kalabilirdi. Çölün geleneğine mahkûm olan kadın ağlamayı bilmezdi. Ya kocası kendine yeni ortaklar getirecek ya da kendisi yeni sahibinin cariyesi olacaktı. Çöl zayıfları çabuk yutar, suyun yeni sahibi kısa zamanda her şeye sahip olurdu.
Bu hayatta kız doğmak en büyük suçtu. Babasına yardım edemez, su için düşmanla savaşamazdı. Babası savaşı kaybettiği zaman ise ona yüz karası olacak, mağrur zalimin elinde oyuncak olacaktı. Ya da doğarken işlediği suçun cezasını vahşî çölün ıssız bir deresinde hayatı ile ödeyecekti.
Çöl bu haldeyken kâinatın şeklini değiştirecek bir nur doğuma hazırlanmaktaydı. Hira sancılıydı, sabırsızdı. Koynunda sakladığı müjdenin doğumu için Cebrail’i bekliyordu. Yetimler gözyaşlarını silecek bir el bekliyor, mazlumlar dertlerine kucak açacak şefkatli bir sine istiyor, masum kızlar, hayata tutunabilmek için vahşi kalpleri ısıtacak bir gül bekliyorlardı.
Hira’dan doğan Nur ile gül devrinin başladığı günlerde Gül Sultanının kızı Zehra Betül doğdu. Asırlardır direnen çöl yenilecekti onun doğuşuyla. Gözden ırak, aç, çıplak, kızgın kum dalgalarının yuttuğu minnacık çiçekler, onun doğuşuyla vahşi çöle karşı direneceklerdi.
(http://sl.glitter-graphics.net/pub/1097/1097015ldz8wid66r.gif)
Zehra Betül!
Sen çölün sessiz kurbanlarına ışık oldun! Sen ölmüş kalplere hayat ve sevgi oldun!. Hira’dan doğan Nur her şeyi kendine mahkûm eden vahşi çölü yendi. Rabb’in kelamı gökten yeryüzüne inmiş, vahşetleri yakmış, karanlıkları aydınlatmış, kalplerde tutuşturduğu iman ateşi, güneşin hararetini söndürmüştü.
Zehra Betül sen doğdun! Tam vaktinde geldin! Sen O’ndan bir parçaydın. İnsanlığa sevgiyi öğreten zatın ciğer paresiydin! Cennette yetişen bir gül gibi baban başını koklar “bu benden bir parçadır” derdi.
Çöl sevmeyi o zaman öğrendi. Kalpler sağnak sağnak merhamet indiren Zatın nuruyla yeniden dirildi. Senden sonra doğan bütün küçük çiçekler, artık gönüllerin süsüydü. Minnacık yanaklarındaki tebessüm sanaydı. Sana minnettar idiler.
http://sl.glitter-graphics.net/pub/1097/1097015ldz8wid66r.gif (http://sl.glitter-graphics.net/pub/1097/1097015ldz8wid66r.gif)
EN SEVGİLİ VE GÜL ŞEHRİ
Bütün güller Medine gülünün kokusunu taşırlar. Gülistandır O’nun şehri, gülşendir, gülzârdır. O gül dalıdır, dünyanın bütün şehirlerine gül dağıtır. O’na gelenler solmaz bir gülle dönerler memleketlerine.
Gül Muhammed Aleyhisselam’ın teridir aslında...! O’nun temiz ruhunun gıdası gül kokusudur. Medine sokaklarından geçmişse gül kokusu sarar bastığı yerleri. Gelip geçenler ‘Gül Padişahı! En Sevgili buradan geçmiş’ derler. Gelinlik kızlar O’na gelirler gül kokan terinden birkaç damlayı çeyizlerine koymak için. Seher vaktinin saba rüzgârı ile cilveleştiği sokaklarda Habeşli Bilal’den önce küçük kız çocukları düşer yollara. Ellerinde birer sitil su, Gül Padişahının kapısına gelirler! Gül yanakları okşar, gül tenli eller.
Sonra sitile uzanır gül dalı parmaklar. Misk u amber kesilir Gül Şahının ellerini öpen sular! Küçücük adımlarla evlerine dönerken gül yanaklı küçük kızlar, Medine gül şehri olur köşe bucak serpilir sular.
Her sabah gül Padişahının şehrinde aynı telaş yaşanır. Bu manzarayı kıskanır gökte yıldızlar. (2)
GÜL NE KIŞTA NE HAZANDA SOLARDI
Yerleri ve gökleri yaratan Rabbin son elçisiydi O. Kur’an onu tarif ederken “size karşı çok merhametli rauf ve ihsan etmeyi çok seven kerim bir peygamber” diye tarif ediyordu. Rabbi ile başbaşa kaldığı uzun gecelerde ona kulak verenler “ey Rabbim ümmetim, ey Rabbim ümmetim” diye inlediğini işitirlerdi. Yüreği bütün varlık âlemini kaplamış, her bir mevcudun ibadetini kendi ibadeti gibi toplamış, kainatta eseri görülen umumi Rububiyete karşılık vermek için yükseldiği Mirac’ta alemlerin Rabbine arzetmişti. Huzurda yine “ümmetim ümmetim” diye inledi.
Allah u tealanın ihsan ettiği nuraniyet ile ümmetinden her bir ferdin saadetiyle mesut, her bir canlının elemi ile me’yus olurdu. Ümmetine nasıl da düşkündü. Sevdi mi ne kadar samimi sever, acıdı mı ne kadar yürekten acırdı. Ağladı mı ne kadar içten ağlardı!.
Bütün ömrü acılar, mücadeleler, yoksulluklar içinde geçti. Üç öğün üst üste karnı doymamış, istirahat içinde, yün bir döşek üzerinde yatmamıştı. Çabucak ihtiyarlayıverdi. 63 yıllık ömrünün son senelerinde teheccüd namazlarını oturarak kılabilir haldeydi.
Sevenleri ondan önce ayrıldılar dünyadan. Çok sevgili eşi Hz. Hatice gideli yıllar olmuştu. Alllah ve Rasülünün aslanı Hz. Hamza, Uhud’da sonsuzluğa kavuşmuştu. Erkek evlatlarının ardından birer birer kızları da gitmişti. Bir tek Hz. Fatıma kalacaktı geriye.
Ömrünün son yıllarında nübüvvet ağacı bir gül daha açmıştı. Mısır kralı Mukavkıs’ın kendine hediye ettiği cariyesi Mariye anneden bir erkek çocuğu olmuştu. Ona dedesi İbrahim’in adını verdi. Hemen her gün İbrahim’i sütannesinin evinde ziyaret ederdi. Onu kucağına alır sever, diğer eşlerine gösterir “oğlumu nasıl buldunuz” diye sorardı. Bu mutluluk uzun sürmedi.
Bir gün Aleyhisselam oğlu İbrahim’i sol uyluğu, torunu Hüseyin’i sağ uyluğu üzerine oturtmuştu. O sırada Cebrail geldi, “Allah teâlâ bu iki çocuğun birini almak murad etti. Sen birini tercih et” buyurdu. Hz. Peygamber Hüseyin’i tercih etse hem kendi yanacak, hem Fatma’nın ciğeri yanacaktı. Fatma’ya kıyamadı. İbrahim’i tercih etti. İbrahim vefat eti. Hüseyin her ne zaman onun yanına gelse “Merhaba ey uğruna oğlumu feda ettiğim, hoş geldin” derdi.
İbrahim sütannesi Ümmü Seyf’in evinde bir yıl kadar yaşadı hicretin onuncu senesinde vefat etti. Ardından “Ey İbrahim, ölüm Allah’ın emri olup biz de yakın zamanda sana kavuşacak olmasaydık senin için daha fazla feryat figan edecektim. Göz ağlar kalp mahzun olur, Rabbimizin razı olduğundan başka söz söylemeyiz. Ey İbrahim senin firakınla mahzunuz” diyebildi sadece.(3)
[URL="http://sl.glitter-graphics.net/pub/1097/1097015ldz8wid66r.gif"]http://sl.glitter-graphics.net/pub/1097/1097015ldz8wid66r.gif (http://sl.glitter-graphics.net/pub/1097/1097015ldz8wid66r.gif)
GÜLÜN KALBİNE DÜŞEN ATEŞ
Gül nesli âleme Zehra Betül’den yayılacaktı. Gül dalı kendisine emanet edilen söz tohumlarını birer birer tomurcuk edip Gül Padişahının kucağına veriyordu. Gülün iki adıydı artık Hasan ile Hüseyin!
Ah ne var ki O yüce şefkat henüz kucağına aldığı, daha doya doya koklayamadığı Hüseyin’in katledileceğini öğrendi. Ey şefkatli Nebi! Ey cömert Rasül! Nasıl da dayandı kalbin? Gözyaşlarındaki sır neydi. Beyaz kundağı ile gelen Hüseyin’e baktıkça, Kerbela toprağına düşmüş, yaralarından kanlar akar gördüğün vücuduna nasıl dokunabildin? Onu kardeşi Hasan ile güreşirken ya da sokakta sırtında gezdirirken Kerbela’yı nasıl unutabildin? Candan aziz bildiğin Zehra’ndan bunu nasıl saklayabildin?
Ben şehadet ederim ki sen Allah’ın hak Rasülüsün. Bu acıya bir peygamber yüreği dayanır çünkü. Bu yükü bir peygamber kalbi taşır ancak.
Esma bt. Umeys öyle anlatmıştı hani: “Hasan’ın doğumundan bir yıl sonra Hüseyin dünyaya geldi. Onu beyaz bir hırkaya sardım, Allah’ın Rasulüne götürdüm. O Hüseyin’in sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okudu. Sonra onu bağrına bastı ağladı. Ben ‘niye ağlıyorsun ya Resulallah?’ dedim.
‘Oğlumun haline ağlıyorum, benden sonra onu isyankâr, zalim bir taife katledecekler, onlara şefaatim yetişmeyecektir’ buyurdu. Sonra ‘Esma bu sırrı Fatma’ya söyleme o henüz doğum yaptı’ dedi.”(4)
http://sl.glitter-graphics.net/pub/1097/1097015ldz8wid66r.gif (http://sl.glitter-graphics.net/pub/1097/1097015ldz8wid66r.gif)
GÜL PADİŞAHI GİTTİKTEN SONRA
Sen bütün güllerini yetim bırakıp gittin Efendim. Cennet çiçeklerin yanakları ellerine öksüzdü şimdi. Adın dudaklardan sürgün! Kara kıvırcık gözler bir daha gülümseyemedi ardından! Hiç birini sevemedik senin sevdiğin kadar. Yoksulluğun içimizde büyürken cihanı kapkara bir vahşet sardı ardından. Şimdi güllere düşman ülkeler vardı. Şimdi güllere düşman anneler vardı.
Sana geleceğiz efendim. Gül şehri Medine’ne geleceğiz. Dostları uğurladığımız yerde hasretini paylaşacağız, göç mevsimlerinde. Bizden gurbete gidenler sana koşarlar. Ak giysilere bürünmüş, yorgun kervanları, sana kavuşma ümidi taşır susuz vahalarda.
Gün gelir limanlar dolar taşar gurbet yolcularınla! Bütün umutlarımızı sana göndeririz her mevsim. Dualar selamlar göndeririz adına adanmış gözyaşıyla ağarmış şafaklarda. Sen umudusun gurbete düşmüş duaların! Sana kavuşma umudu tatlılaştırır acılarımızı! Sana kavuşma umuduyla uğurlarız bir daha dönmeyecek yolcuları!
Sana geleceğiz Efendim hazan vurmuş güllerinin tutup elinden! Anne olamamış rahimlerde parçalanan tomurcuklarla! Ruhsatsız otel odalarında unutulmuş, Batı başkentlerinde parklara bırakılmış masumlarla! Dünyanın bütün güllerini toplayıp kapına geleceğiz Efendim! Bağdat’tan Bosna’ya gül yanaklardan dökülmüş kanlarla!
“Gül kokan ellerini öpmeye geleceğiz”
Güllerini daha doğmadan kıran anneleri
Şafak vakti bombalanan toprak evleri
Yalnızca sana şikayet edeceğiz.
DİPNOTLAR:
1- Daha önce kaleme aldığım bu yazıyı yeniden toparlayıp kutlu doğumunuzu kutlamak istedim! Kabul edilmesi dileğiyle (RB)
2- Müslim, Fezâil 80, (2329). Hasaisü’l Kübra, Celaleddin Suyutî, 1/115
3- Buhârî, Cenâiz 44
4- Rudanî, nr. 8807
Kutlu Doğum ve Mevlid Kandili
Hayatın gayesi, yaratılışın mânâsı silinmiş, yok olmuştu. Herşey mânâsız başıboşluk ve hüzün örtülerine bürünmüştü.
Ruhlar birşey bekliyor, bir nurun zulmet perdesini yırtmasını içten içe hissediyordu.
O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.
İşte insanlığın akıl ve kalbinde düğümlenen "Necisin, nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun?" sorularını, düğümlerini çözüp kâinatın Sahibini ilân ve ispat edecek bir zatın teşrifi sadece insanların ruh ve kalbinde değil, diğer varlıklarda, hattâ cansız eşyada bile yansımasını bulacaktı.
Doğudan batıya bütün âlemin nurlara büründüğü, İlâhi değişimin tecelli ettiği o gece neler oldu neler?
Yahudi ileri gelenleri ve âlimleri kitaplarında daha önce rastladıkları işaret ve müjdelerin açığa çıktığını gördüler. Kimsenin haberi olmadan en önce onlar bu müjdeyi verdiler.
O gece Yahudi âlimleri semâya bakıp "Bu yıldızın doğduğu gece Ahmed doğmuştur" dediler.(1)
Bîr Yahudi İleri geleni Mekke'de Peygamberimizin doğduğu gece, içlerinde Hişam ve Velid bin Muğire, Utbe bin Rabia gibi Kureyş ileri gelenlerinin bulunduğu bir toplantıda,
- "Bu gece sizlerden birinin çocuğu oldu mu?" diye sordu.
- "Bilmiyoruz" diye cevap verdiler.
Yahudi, "Vallahi sizin bu ihmalinizden iğreniyorum!
"Bakın, ey Kureyş topluluğu, size ne söylüyorum, iyi dinleyin. Bu gece, bu ümmetin en son peygamberi Ahmed doğdu. Eğer yanlışım varsa, Filistin'in kudsiyetini inkâr etmiş olayım. Evet, onun iki küreği arasında kırmızımtırak, üzerinde tüyler bulunan bir ben var" dedi.
Toplantıda bulunanlar Yahudinin sözünden hayrete düştüler ve dağıldılar. Her birisi evlerine döndüğünde bu durumu ev halkına anlattılar. "Bu gece Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah'ın bir oğlu doğdu. Adını Muhammed koydular." haberini aldılar.
Ertesi gün Yahudiye vardılar:
"Bahsettiğin çocuğun bizim aramızda dünyaya geldiğini duydun mu?" dediler.
Yahudi "Onun doğumu benim size haber verdiğimden önce midir, sonra mıdır?" dedi.
Onlar, "Öncedir ve ismi Ahmed'dir" dediler. Yahudi, "Beni ona götürün" dedi.
Yahudi ile beraber kalkıp Hz. Âmine'nin evine gittiler, içeri girdiler.
Pegamberimizi Yahudinin yanına çıkardılar. Yahudi Peygamberimizin sırtındaki beni görünce, üzerine baygınlık geldi, fenalaştı. Kendine gelip ayıldığı sırada,
"Ne oldu sana, yazıklar olsun" dediler.
Yahudi, "Artık İsrailoğullarndan peygamberlik gitti. Ellerinden kitap da gitti. Artık Yahudi âlimlerinin kıymet ve itibarları da kalmadı. Araplar peygamberleriyle kurtuluşa ereceklerdir.
"Ey Kureyş topluluğu, ferahladınız mı? Vallahi size, doğudan batıya kadar ulaşacak bir güç, kuvvet ve bir üstünlük verilecektir" dedi.(2)
Kâinatın Efendisini dünyaya getiren bahtiyar annenin henüz dünyaya gelmeden görüp gördükleri çok manalıydı..
Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında, "Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu dünyaya getirdiğin zaman 'Her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek olana sığınırım' de, sonra ona Ahmed yahut Muhammed ismini ver."
Yine kendisinden çıkan bir nurun aydınlığında bütün doğuyu ve batiyi, Şam ve Busra saray ve çarşılarını, hattâ Busra'daki develerin uzanan boyunlarını gördüğünü Abdülmüttalib'e anlatmıştı.(3)
Aynı gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesinin gördükleri de şöyle:
"O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük."
Evet bu ulvî anı dile getiren Mevlid'in yazarı Süleyman Çelebi bütün bu hakikatleri şu beytiyle şiirleştirmiştir:
"Hem Muhammed gelmesi oldu yakin
Çok alâmetler belürdi gelmedin"
Rabiülevvel ayının 12. Pazartesi gecesi, yapılan hesaplamalara göre, Miladi takvime göre 20 Nisan'a denk gelen gece idi.
Dünyayı şereflendiren iki Cihan Serverinin üzerini o günün bir âdeti olarak bir çanakla kapattılar.
Araplara göre o zaman, gece doğan çocuğun üzerine bir çanak koymak ve gündüz olmadan ona bakmamak âdetti. Fakat bir de baktılar ki. Peygamber Efendimizin üzerine konulan çanak yarılarak ikiye ayrılmış, Efendimiz gözlerini gökyüzüne dikmiş, başparmağını emiyordu.(5)
Evet, bu işaret her türlü küfrün, zulmün, şirkin ve her türlü bâtıl inanç ve âdetlerin parçalanıp yok olması, imanın, nurun ve hidâyetin kâinatı aydınlatması için gönderilmiş bir Peygamber idi.
Aynı gece Kabe'de tapılmakta olan cansız putların çoğunun başaşağı devrildiği görüldü.
Aynı gece Kisra sarayının beşik gibi sallanıp on dört balkonunun parçalanıp yerlere düştüğü öğrenildi.
Sava'da mukaddes tanınan gölün suyunun çekilip gittiği görüldü.
Bin senedir yakılan ve söndürülmeyen mecusi ateşinin sönüverdiği müşahede edildi.
Bütün bunlar işaret ve alamettir ki, yeni dünyaya gelen zat ateşe tapmayı, puta tapmayı kaldırıp, Fars saltanatını parçalayarak Allah'ın izni olmadan kutsal tanınan şeylerin kutsallığını ortadan kaldıracaktır.(6)
İşte bu geceye Veladet-i Nebi gecesi diyor ve onun bütün kalbimizle, ruhumuzla her sene yeniden yâd edip kutluyoruz. Bütün kâinatla bu geceyi karşılayarak onun âleme teşrifine kıyam ediyoruz.
Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.
Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün şefaatine nail eylesin.
Kaynaklar:
(1)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:60.
(2)A.g.e, 1:162-163.
(3)Taberî Tarihi, 2:125; İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(4)A.g.e., 1:102.
(5)İbn-i Sa'd, Tabakat, 1:102.
(6)Bediüzzaman, Mektûbat,s:161,162.
http://img95.imageshack.us/img95/7369/gulresimleri29hf0ws3hh.jpg
Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim
Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim
Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim
CANIM EFENDİM ;
aşk kervanında bir garip yolcuyum .
aşkın yüreğimde taşar efendim .
güller ikliminin mecnun kuluyum .
vuslatın dağları aşar efendim.
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/images/statusicon/wol_error.gifClick this bar to view the full image.http://img237.imageshack.us/img237/3074/mhmra1gr8.jpg (http://img237.imageshack.us/img237/3074/mhmra1gr8.jpg)
beni sensizliğin narında yakma .
hasret zincirini boynuma takma.
uzanan elimi tutta bırakma.
bu kul sensiz nasıl yaşar efendim.
http://www.hakikatdamlalari.net/forum/images/statusicon/wol_error.gifClick this bar to view the full image.http://img237.imageshack.us/img237/3074/mhmra1gr8.jpg (http://img237.imageshack.us/img237/3074/mhmra1gr8.jpg)
çorak topraklarda inen yağmurdan.
hakikat yolunda parlıyan nurdan.
geceyi gündüze mührünü vurdun.
sen yoksan ümmetin naçar efendim.
http://img237.imageshack.us/img237/3074/mhmra1gr8.jpg
belki günahkarım ne olur sakın kınama .
hasretlik çektirip beni sınama .
ayrılık sonunda vuslat var ama.
ne diye tüm yollar uzar efendim.
.http://img237.imageshack.us/img237/3074/mhmra1gr8.jpg (http://img237.imageshack.us/img237/3074/mhmra1gr8.jpg)
geliver bulanık sular durulsun.
zalimin zulmüne hesap sorulsun.
insanlık tarumar artık kurtulsun.
gönüller seninle çoşar efendim.
bu kul sana koşar efendim..
http://img241.imageshack.us/img241/993/glnebiqc8bu5.png
MAŞAALLAH abla.. Bir güzel çalışma daha.. ALLAH RAZI OLSUN.
Hatice_Sultan
26-02-10, 06:32
Allah razı olsun kardeşim...
vBulletin v3.8.2, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.