PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İman Hakkında


m_safiturk
10-05-09, 13:54
Hem iman yalnız ilim ile değil; imanda çok letâifin hisseleri var. Nasıl ki, bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif âsâba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor. İlimle gelen mesâil-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecâta göre ruh, kalb, sır, nefis, ve hâkezâ, letâif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa noksandır.


Risale-i Nur Külliyatı-Mektubat

sedahan
10-05-09, 13:55
Allah razı olsun...

Hakendiş
10-05-09, 14:07
İlimle gelen mesâil-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra,

FesübhanAllah..Îman kalbî bir tasdik değil miydi..?

Demek aklın da hissesi varmış..(?)

m_safiturk
10-05-09, 15:38
Allaha iman meleklere iman..imanın ihtiva ettiği bütün erkanlara iman gibi..
İmanında bir vesilesi bir neticesi var diyebiliriz...

“Lailaheillallah” derken rububiyet ve uluhiyetin ihata ettiği herşeyi kabzasında tu tan bir kudretin hükümranlığı gibi zerreden güneşlere kadar bir ihatadan tek ve istiklal ve infirad sahibi bir zatın geniş saltanat ve idaresini vahdani ve ehadi mizan ve delillerle tesbit etmekte iman ilimleri ve en müessiri nurlar bizim bu iman ve itminanımızı tesis edecek alanları ve bürhanları nazari ve kalbi gösterecek vesait ve netaice haizdir bu manada iman sonuç itibariyle bu pencereden müşahade edilebilir…

Evveli vesilesine bakınca İşaret'ül İ'caz dan şu bab..

diyor ki;

Evet, delailin zuhuru nisbetinde İmân ziyadeleşir, teceddüt eder.
yani yenileşir tazelenir..

Deliller ortaya çıktıkça ve çoğaldıkça çok zayıf münasebetler kuvvetli halatlar hükmüne geçer..deliller yaratılan mahluklar ve zerreleri kadar çoktur..
bu marifet talimleri..yakini arttırır..yakin hasıl oldukça iman vesveseye mağlup olmaz..Marifet o imanın müdellel kayyumu olur..onu tutan gözeten bir merkez olur..Marifet edilen hüzün ve kudret imanda sabitlendiğinde muhabbet doğar..vs...

Evet, delailin zuhuru nisbetinde İmân ziyadeleşir, teceddüt eder.
aynı yerde bir kaç satır altında der ki ;

İman, Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselamın tebliğ ettiği zaruriyat-ı diniyeyi tafsilen ve zaruriyatın gayrısını icmalen tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur.

Dinin zaruri emirlerini etraflıca..gayrısını bütün olarak tasdik etmekten hasıl olan bir nurdur demiş...Yani imtihan teklifini akla yapar...

Çünki iman aklın ihtiyariyledir...

Emir tebliğ edildiğinde delilleri ve şeriat ve şeraitiyle makuliyet ve faydasını vaz eder...

akıl ve insaf doğruya doğru diyen yaklaşımla hakkı kabul etmeye meyl ettiğinde..İman nuru ,Hidayet-i ilahiyenin en büyük hediyesi olarak onun kalbine bırakılır...

Yani eğilmek doğruyu doğru kabul etmekle İmanla süslendirilir...
İman kulun tasdiki hakikatten sonra onun kalbinde yaratılan bir nurudur diye söylenebilir...

Bu konuda dikkat çekilmek istenilen tebei ve hizmet manasında yorumlanmış bir husus var şöyle ki;

Herşeyi kontrol altında tutma haraketi neticeyi uzutmaktadır...
vesile zikredilirken netice kasd edildiğinde vazife haddini geçmiş ve zorlaşmış oluyor..

Çünkü Halık’a ait vazifenin yükü altına girilir...

Tebliğ bizden hidayet Allahtan..Hasıl olması gereken meyle ve kanaate hizmet etmekle..Kulun İman kapısına sevkine gayret etmekten ibarettir..O evet doğru dediğinde hidayete mazhar olması mümkündür..

Üstadımız Konu devamında demiş;

İman, Sa'd-ı Taftazani'nin tefsirine göre; "Cenab-ı Hakkın, istediği kulunun kalbine, cüz-ü ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur" denilmiştir.

Burada da..iman istidadı üzerine meyli olan bir kulluğun..kabiliyet ve fıtrat ve vicdani sevki..İrade-i ilahiyenin terettüp ettiği irade-i cüziyye..iman vesilesi olan esbabı kabullenmeye azm ettiğinde Allahın yaradılışına koyduğu istemek üzere hareketi ve vicdani hakkaniyetli muhasebesi..İman nurunun İlka edilmesine vesile olmuş oluyor..Çünkü İrade-iilahiye İrade-i cüziyye üzerine taalluk eder..

Kul verilmiş istemek istidadıyla isterse..İhtiyari intihabı isteyen teklif muktezasınca olan bu taleb neticesinde, Allah da CC .kulun istediğini kün emriyle ister.. O da olur..İman nimet-i azime en büyük nimet olduğu vecihle İkramların ve asıl Rızkı hakiki olması hasabiyle vicdani ruhi kalbi akli hacetlerin ebedi vaveylasına inam edilmiş gıda-i nur-u asliyedir...denilebilir..

hem devam etmiş..

Öyleyse, iman, Şems-i Ezeliden vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır ki, vicdanın içyüzünü tamamıyla ışıklandırır.

Ve bu sayede, bütün kainatla bir ünsiyet, bir emniyet peyda olur ve her şeyle kesb-i muarefe eder. Ve insanın kalbinde öyle bir kuvve-i maneviye husule gelir ki, insan, o kuvvetle her musibete, her hadiseye karşı mukavemet edebilir. Ve öyle bir vüs'at ve genişlik verir ki, insan o vüs'atle geçmiş ve gelecek zamanları yutabilir

Ve keza, iman, Şems-i Ezeliden ihsan edilmiş bir nur olduğu gibi, saadet-i ebediyeden de bir parıltıdır. Ve o parıltıyla, vicdanında bulunan bütün emel ve istidatlarının tohumları bir şecere-i tuba gibi neşvünemaya başlar, ebed memleketine doğru hareket eder, gider.

demiş...

O İman denilen nurun onun içine girmesiyle münasebattar olduğu alemde ki her yerde O nur-u İmanla hem her şeyin hakikatini görür hem işlemesiyle ebediyen nimetlere mazhar olur..Marifeti ziyadeleşir muhabbeti tahakkuk eder ..ilimden neşet eden bir bilmekle yakini inkişaf eder..Kulluk dairesinde o imanını muhafaza etmekle birlikte saadeti ebediyeye mazhar olur...

İşte Risale-i nurdaki müvazeneler..ve dersler İmanı ziyadeleştiren tecdit eden mahiyettedir ki; iman saadeti ebediyeden bir nur bir anahtardır denilmiş...İnsan böyle bir hazineyi bulmakla mükelelf ve o kabiliyette halk edilmiş bir şuurlu mesul mahluktur..

Risale-i Nurdan mahiyet-i iman ve netice-i iman cihetinde 23.sözün gayet ehemmiyetli bir Risaledir…


selam ve dua..

Hakendiş
10-05-09, 16:14
Hem âyat-ı Kur'âniye başlarında ve âhirlerinde

beşeri aklına havale eder, "Aklına bak" der.

"Fikrine, kalbine müracaat et, meşveret et, onunla görüş ki bu hakikati bilesin" diyor.

Meselâ, bakınız, o âyetlerin başında ve âhirlerinde diyor ki:

"Neden bakmıyorsunuz? İbret almıyorsunuz? Bakınız ki, hakikati bilesiniz."

"Biliniz" ve "Bil" hakikatine dikkat et.

"Acaba neden beşer bilemiyorlar, cehl-i mürekkebe düşüyorlar?

Neden taakkul etmiyorlar, divaneliğe düşerler?

Neden bakmıyorlar, hakkı görmeye kör olmuşlar?

Neden insan sergüzeşt-i hayatında,

hâdisat-ı âlemden tahattur ve tefekkür etmiyor ki, istikamet yolunu bulsun?

Neden tefekkür ve tedebbür ve aklen muhakeme etmiyorlar, dalâlete düşüyorlar?

Ey insanlar, ibret alınız!

Geçmiş kurunlardan ibret alıp gelecek mânevî belâlardan kurtulmaya çalışınız" mânâsında

gelen âyetlerin bu cümlelerine kıyasen,

çok âyetlerde, beşeri, aklına, fikriyle meşverete havale ediyor.

Hutbe-i Şamiye | 32 (http://www.risaleara.com/oku.asp?id=5123)

Hakendiş
10-05-09, 16:17
Buradan şunu anladık şahsî mütalâa ile:

Demek Rabbimiz sırr-ı teklifi bize körü körüne tasdik ile olsun diye emretmemiş..

Aklen de musaddak olan bir imân bizden istediği..diyebilir miyiz..?

m_safiturk
10-05-09, 16:28
İman aklın ihtiyariyledir denilmiş...
Ve din aklın muhakemesine teklif edilmiş...
Hem aklın kabul etmesiyle tecrube neticeleriyle bir teklif sahasını açmış..
Hem aklı olmayanlar İmtihana tabi tutulmamış...
Hem hikmet-i hükümet bürhanlarını akıl nazarına illeti ve gayesiyle vaz etmiş...
Hem şerit denilen hukuku İlahi bütün şeraitini makuliyet üzere tesis etmiş...
Gaybi olan hükümler;
Zahir olan deliler kanaatiyle ..bunu yapan onu yapar derece-i katiyyetinde aklı kabule muheyya edip meyli mukabilinde kalp gibi mide-i maneviyede hayattar nurlar ile mecz edilip..kıymetlenip neşri imanı sağir letaif alemlerine pompalayıp..en geniş dairenin meratibi hayata ait rüçhaniyetini göstermiş...

ve demiş;

Ey nefsim ve ey arkadaşım! Aklınızı başınıza toplayınız. Sermaye-i ömür ve istidad-ı hayatınızı, hayvan gibi, belki hayvandan çok aşağı bir derecede şu hayat-ı fâniye ve lezzet-i maddiyeye sarf etmeyiniz. Yoksa, sermayece en âlâ hayvandan elli derece yüksek olduğunuz halde, en ednâsından elli derece aşağı düşersiniz.

serihan
10-05-09, 19:51
Bilerek iman.. sora, İman nurunun ilk durağı ve hisseleri dağıtan (akıl) demek akıl midesi olmazsa diğer letaifler hisse alamayacaklar..
istifadeli bir paylaşımdı.. Allah razı olsun..

keçeli
13-05-09, 11:04
Allah razı olsun İNşaallah.

EfSuN
13-05-09, 11:54
İman, Sa'd-ı Taftazani'nin tefsirine göre; "Cenab-ı Hakkın, istediği kulunun kalbine, cüz-ü ihtiyarının sarfından sonra ilka ettiği bir nurdur" denilmiştir.

Burada da..iman istidadı üzerine meyli olan bir kulluğun..kabiliyet ve fıtrat ve vicdani sevki..İrade-i ilahiyenin terettüp ettiği irade-i cüziyye..iman vesilesi olan esbabı kabullenmeye azm ettiğinde Allahın yaradılışına koyduğu istemek üzere hareketi ve vicdani hakkaniyetli muhasebesi..İman nurunun İlka edilmesine vesile olmuş oluyor..Çünkü İrade-iilahiye İrade-i cüziyye üzerine taalluk eder.. ?

Kul verilmiş istemek istidadıyla isterse..İhtiyari intihabı isteyen teklif muktezasınca olan bu taleb neticesinde, Allah da CC .kulun istediğini kün emriyle ister.. O da olur..İman nimet-i azime en büyük nimet olduğu vecihle İkramların ve asıl Rızkı hakiki olması hasabiyle vicdani ruhi kalbi akli hacetlerin ebedi vaveylasına inam edilmiş gıda-i nur-u asliyedir...denilebilir.. ?

hem devam etmiş..

Öyleyse, iman, Şems-i Ezeliden vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır ki, vicdanın içyüzünü tamamıyla ışıklandırır.

Ve bu sayede, bütün kainatla bir ünsiyet, bir emniyet peyda olur ve her şeyle kesb-i muarefe eder. Ve insanın kalbinde öyle bir kuvve-i maneviye husule gelir ki, insan, o kuvvetle her musibete, her hadiseye karşı mukavemet edebilir. Ve öyle bir vüs'at ve genişlik verir ki, insan o vüs'atle geçmiş ve gelecek zamanları yutabilir

Ve keza, iman, Şems-i Ezeliden ihsan edilmiş bir nur olduğu gibi, saadet-i ebediyeden de bir parıltıdır. Ve o parıltıyla, vicdanında bulunan bütün emel ve istidatlarının tohumları bir şecere-i tuba gibi neşvünemaya başlar, ebed memleketine doğru hareket eder, gider.

demiş...

O İman denilen nurun onun içine girmesiyle münasebattar olduğu alemde ki her yerde O nur-u İmanla hem her şeyin hakikatini görür hem işlemesiyle ebediyen nimetlere mazhar olur..Marifeti ziyadeleşir muhabbeti tahakkuk eder ..ilimden neşet eden bir bilmekle yakini inkişaf eder..Kulluk dairesinde o imanını muhafaza etmekle birlikte saadeti ebediyeye mazhar olur...

allah razı olsun...

Hakendiş
05-04-10, 17:59
Hem iman yalnız ilim ile değil; imanda çok letâifin hisseleri var. Nasıl ki, bir yemek mideye girse, o yemek muhtelif âsâba, muhtelif bir surette inkısam edip tevzi olunuyor. İlimle gelen mesâil-i imaniye dahi, akıl midesine girdikten sonra, derecâta göre ruh, kalb, sır, nefis, ve hâkezâ, letâif kendine göre birer hisse alır, masseder. Eğer onların hissesi olmazsa noksandır.


Risale-i Nur Külliyatı-Mektubat


Akıl anladı diyelim, sâir lâtifelerin hissesinin noksanlığı imana zarar verir mi ki..?