Orijinalini görmek için tıklayınız : Hz.Şuayb (a.s)..
Hz.Şuayb (a.s)
Hazret-i Şuayb,İbrahim aleyhisselâm'ın torunlarından veya onunla beraber Şam diyarına hicret etmiş olan bir kabiledendir. Büyük annesi Lût aleyhisselâm'ın kızıdır. Kendisi Medyen ve Eyke şehirlerinin putlara tapan halkına peygamber gönderilmişti. Bunlara çok dokunaklı, çok güzel öğütler vermişti. Fakat dinsiz, ahlâksız, hırsız bulunan bu insanlar verilen öğütleri dinlemediler. Kötü davranışlarını bırakmadılar. Sonunda Eyke halkı, yedi gün süren şiddetli bir sıcak arkasından üzerlerine bir buluttan yağan ateş yağmuru ile yok oldular. Medyen halkı da bir azabın gürültüsü ile, bir yer sarsıntısı ile helak oldu.
Şuayb aleyhisselâm Arabça konuşurdu. Fesahat ve belagat sahibi idi. Çok etkileyici olan hikmetli konuşmalar yapardı. Bundan dolayı Peygamberimiz ona "Hatibu'l-Enbiya" ünvanını vermiştir.
Hazret-i Şuayb'ın Mekke'ye hicret ettiği ve üç yüz yaşında vefat ettiği, Rükn ile Makam arasında (Kabe önünde) gömüldüğü rivayet edilmiştir.
Hz.Yunus (a.s)
Hazret-i Yunus, İsrail Oğullarından gelen mübarek bir peygamberdir. Annesine nisbetle "Yunus ibni Metta" diye anılır. Asuriye Devletinin hükümet merkezi olan bugünkü Musul şehrinin karşısında harabesi görülen "Ninova" halkına peygamber gönderilmiştir. Putlara tapmakta olan Ninova halkı, Hazret-i Yunus'un otuz üç sene devam eden öğütlerini dinlemediler. Hazreti Yunus da, ALLAH tarafından kendisine izin verilmeden Ninova'yı terk etti. Dicle kenarına gitti. Bir gemiye binerek bir tarafa gitmek istedi. Fakat gemi yürümedi, içinde bulunanlar: "Aramızda bir suçlu var," demeye ve suçluyu bulmak için kur'a atmaya başladılar. Hazret-i Yunus, "O suçlu kul benim. Rabbimden izin almadan kavmimi bıraktım," diyerek kendisini suya attı. Hemen büyük bir balık tarafından yutuldu. Bereket versin ki, hemen tevbe ve istiğfara başlamış oldu. "La ilahe illâ ente sübhaneke innî küntü minezzalimîn = Senden başka hiçbir İlâh yoktur. Seni bütün noksanlıklardan tenzih ederim. Hiç şüphesiz ben, böyle yapmakla zalimlerden oldum," diyerek ALLAH'ı tesbihe devam etti. Bir süre sonra balık kendisini çıkarıp sahile attı.
Yunus aleyhisselâm'dan sonra Ninova şehrini korkunç bir kara duman sarmıştı. Oranın halkı hemen ALLAH Teâlâ'ya yalvararak tevbe ettiler. Yaptıklarına pişman oldular. O duman da üzerlerinden açılıp gitti. Başlarına gelecek belâlardan kurtulmuş oldular.
Hazret-i Yunus tekrar Ninova'ya gelip bir süre daha kutsal görevine devam etmeye çalıştı. Sonra bu şehri bırakarak yalnızlık köşesine çekildi ve orada vefat etti.
Asurî Devleti sonradan yıkılmıştır. Şöyle ki: Medye hükümdarı ile Babil valisi, Ninova şehrini çembere alarak yakıp yıktılar. Asurîlerin son hükümdarı bu duruma çok üzüldü. Ailesi halkı ile beraber yaktırdığı büyük bir ateşin içine atılarak yanıp gittiler. Bu şekilde sona eren Asurî Devleti'nin yerinde "Medye ve Geldan Devletleri" kuruldu.
Hz.Nuh (a.s)
Hazreti Âdem'den sonra insanlar çoğalmış,birçok yerleri imar etmiş;fakat ALLAH'ın birliğine dayanan gerçek tevhid dînîni bırakıp putlara tapınmaya başlamışlardı.Fakat kendilerine kırk veya elli yaşında bulunan Hazreti Nuh Aleyhisselâm peygâmber gönderildi.Bu muhterem peygâmberin dokuzyüzelli sene süren öğütlerini dinlemediler. Sonunda Hâzreti Nuh,Yüce ALLAH'ın emri ile gemi yaptı. Bu gemi tamamlandıktan sonra gökten yağmurlar yağmaya,yerden sular fışkırmaya,denizler kaynayıp taşmaya başladı,sular bütün yeryüzünü kapladı. Dağların tepelerini bile aştı. Buna "Tufan" olayı denir ki,rivâyete göre Hazreti Âdem'in yaratılışından 2242 sene sonra olmuş,5 veya 7 ay devam etmiştir.
Nuh Aleyhisselâm,Sâm,Hâm ve Yafes adındaki üç oğlu ile diğer müminleri ve uygun gördüğü hayvanlardan birer çifti gemiye almış,bunun dışında kalanlar suların içinde boğulup gitmişlerdir.Hazreti Nuh'un Yam veya Ken'an adındaki oğlu da kendisine inanmayıp bu gûnahkâr kavim arasında boğulup gitmiştir.
Daha sonra yağmurlar kesilmiş,sular çekilmeye başlamış,Hazreti Nuh'un gemisinde,Musul civarında "Cûdi" denilen dağın üzerine Muharrem'in onuna rastlayan "Aşûre" gününde oturmuştu. Rivayete göre kırkı erkek kırkı dişi olmak üzere seksen kişiden ibaret bulunan gemi halkı karaya çıkmış,Yüce ALLAH'ın dinine bağlı kaldıkları için selâmete ermişlerdir.
Hazreti Nuh'a ikinci âdem denir.Çünkü yeryüzündeki insanlar Tûfandan sonra bütün onun neslinden türeyip yeryüzünde dağılmış,aralarında başka başka diller meydana gelmiştir.
Rivayete göre Hazreti Nuh'un oğlu bulunan Sâm,Arapların,Farsların,Rumların,Hâm Sudan kavminin ,Yafes de Türklerin ilk babasıdır.
Hazreti Nuh,Tûfandan altmış sene veya üçyüz elli sene kadar daha yaşamıştır.
Nuh Aleyhisselâm ve diğer kimselerin çok uzun seneler yaşamış oldukları çok görülmemeli.Yüce ALLAH ilk insanları,hikmeti gereği çok yaşatmıştır.ALLAH'ın kudretine göre güçlük yoktur.Zaten varlığımızın her ânı onun kudreti ile ayaktadır. Yoksa bir an bile yaşamak mümkün değildir. Onun için Yüce ALLAH dilediğini uzun ömre kavuşturur. Artık bu seneleri mevsimlere çevirmeye gerek yoktur.
Tûfan olayına gelince, bu âlimlerin çoğunluğuna göre genel olmuştur. Bütün yeryüzünü kapsamıştır. En yüksek dağların tepelerinde görülen deniz hayvanlarının fosilleri de bunu kuvvetlendiriyor. Bazı âlimlere göre de, özel bir bölgede olmuştur. Yalnız Hazreti Nuh'un bulunduğu Bâbil bölgesine ve etrafına aittir. Gerçeğini ALLAH Tealâ Hazretleri bilir.
Hz.Sâlih (a.s)
Hazreti Sâlih, Şam ile Hicaz arasında "Hicr" denilen yerde yaşayan "Semud" kavmine peygamber gönderilmiştir.
Bu kavim de dağları delmiş, taşları oymuş, kendilerine pek sağlam binalar yapmışlardı.
Fakat, bunlar da doğru yoldan çıkmış bulunuyorlardı. Hazreti Sâlih'in yirmi sene devam eden emirlerine ve öğütlerine muhalefet ettiler.
"Bu deveye dokunmayınız" dediği ve mûcize olarak taştan ALLAH'ın emri ile çıkardığı hayvanı boğazladılar.
Nihayet şiddetli bir gürültü ile yerlere serilip helâk oldular.
Salih peygember de, kendisine îman edenlerle beraber çıkıp önce
Şam'a, Filistine, sonra da Mekke-i Mükerremeye gitti.
Seksenbeş sene veya ikiyüz sene yaşadığı ve Mekke-i Mükerreme'de
Rükün ile makam arasında gömüldüğü rivayet edilir
Hz.Dâvud (a.s)
Hazret-i Davud, Yakub aleyhisselâm'ın oğlu Yehuda'nın soyundandır. İsmail aleyhisselâm'ın vefatından sonra, kendisine peygamberlik verilmiş ve kayınpederi Talut'un ölümünden sonra da İsrail Oğullarına hükümdar olmuştur.
Hazret-i Davud'a verilen "Zebur" adlı kitab, hep öğütlerden, iman esaslarından ve dualardan ibarettir. Şeriata ait hükümleri kapsamıyordu. Kendisi de, Musa aleyhisselâm'ın şeriatı ile amel etmiştir.
Davud aleyhisselâm'ın çok hoş bir sesi vardı. Zebur'u okudukça, dinleyenler pek ruhanî zevklere dalardı. Bir mucize olmak üzere, mübarek elleri ile demiri mum gibi yumuşatır ve demirden zırh yapardı. Kendi elinin emeği ile yiyeceğini kazanırdı. Devlet hazinesinden para almak istemezdi. İnsanlara daima öğütler verir, adaletle hüküm vermeye çalışır dururdu. Kudüs şehrini fethederek hükümet merkezi yapmıştı. Umman beldelerini, Halep'i, Nusaybin'i, Ermenistanı ele geçirmişti. Kırk sene hükümette bulunduktan sonra yetmiş yaşında vefat etmiştir.
Hz.Hûd (a.s)
Hazreti Hud Yemen'de Hadramut civarında "Ahkaf" denilen yerde yaşayan "Ad" kavmine peygamber gönderilmiştir. Şöyle ki: İnsanlar,tufan felâketinden sonra yine azıtmışlar,yollarını saptırmışlar,ALLAH'ın dinine aykırı işlere sarılmışlardı. Bunlardan bir kısmı da "Ad" kavmi idi. Bunlar, birçok nimetlere ve kuvvetlere kavuşmuş muhteşem binalar yapmış; fakat Yüce ALLAH'ın dinini inkâr ederek putlara tapmışlardır. Kendilerine Hud Aleyhisselâm gönderildi. Bu muhterem peygamber,birçok mûcizeler gösterdi. Fakat inanmadılar. Nihayet yedi gece sekiz gün devam eden şiddetli bir rüzgâr ile helâk oldular. Hazreti Hud da, kendisine imân edenlerle beraber çıkıp başka yere gitti. Yüzelli sene yaşadığı ve Mekke-i Mükerreme'de veya Hadramut'da gömüldüğü rivayet edilmiştir.
Hz.Zekeriyyâ (a.s)
Hazret-i Zekeriyya, Süleyman aleyhisselâm'ın soyundan pek büyük bir peygamberdir. Beytü'l-Makdis'de Reis idi. Kendisine peygamberlik ihsan edilmiştir. Hazret-i Zekeriyya'nın zevcesi "İşa'ın kız kardeşi olan Hanne, kocası İmran'dan Meryem adında bir kız doğurmuştu. Daha önce yapmış olduğu adağa dayanarak bu kızını Beyt-i Makdis'in hizmetine bağlamıştı. Zekeriyya teyzesinin yanında büyüdükten sonra, Beytü'l-Makdis'de kendisine özel olarak ayrılan bir odada ibadetle meşgul oluyordu. Bu pek temiz ve iffetli kız, koca yüzü görmediği halde, Yüce ALLAH'ın bir kudret ve hikmet eseri olarak gebe kaldı. Hazret-i İsa'yı doğurdu.
Hazret-i İsa'nın babasız olarak doğmasından dolayı, Yahudiler şüpheye düştüler. Babasız çocuk olmaz diyorlardı. Oysa ki Âdem aleyhiselâm'ın hem babasız, hem de anasız yaratılmış olduğuna inanmıyorlardı. Hazret-i İsa'nın da bir mucize çocuk olduğunu görüp duruyorlardı. Sonunda Zekeriyya aleyhisselâm gibi şanı pek yüksek bir peygambere iftira ederek yaşlı halinde onu şehid ettiler. Bir rivayete göre, Zekeriyya aleyhisselâm, oğlu Yahya aleyhisselâm'ın şehid edilişinden sonra şehid edilmiştir.
Hz.İsmâil (a.s)
Hazret-i İsmail, İbrahim aleyhisselâm'ın oğludur.
Hacer adındaki zevcesinden dünyaya gelmiştir.
Bu muhterem Hacer bir cariye idi.
Bunu Mısır Hükümdarı, İbrahim peygamberin zevcesi "Sare"ye bağışlamıştı. Sare de, bunu kocası, İ
brahim aleyhisselâm'a vermişti. Sahih görülen bir rivayete göre, Hacer, Sare'den önce vefat etmiştir.
İbrahim aleyhisselâm, ALLAH'ın emri ile Hacer'i ve oğlu İsmail'i alıp Hicaz'da Kabe'nin bulunduğu yere kadar götürdü. Onları orada bıraktı.
Yemen'den gelmekte olan "Cürhüm" kabileleri de bunlara arkadaşlık ettiler.
O zamana kadar ıssız ve susuz bulunan Mekke vadisini bunlar imar ettiler.
Bunların ayakları bereketiyle "Zemzem" denilen su meydana çıktı. Artık oralar şenlenmiştir.
Hazret-i İbrahim, bir aralık bir rüya gördü.
Bu, Yüce ALLAH'ın bir vahyi idi.
Ona, oğlu İsmail'i kurban etmesi emrolunmuştu.
Bunun üzerine henüz on iki yaşında bulunan oğlu Hazret-i İsmail'i, Mekke'de Sebîr dağının eteğinde tenha bir yere götürdü. Onu, ALLAH rızası için kurban etmek istiyordu.
Bu sevgili yavru da: "Babacığım, emrolunduğun şeyi yap! İnşALLAH beni sabredenlerden bulursun," diyordu. Bu, ALLAH yolunda olan fedâkârlığın en yüksek bir nişanı idi. Fakat Yüce ALLAH lütfetti.
Baba ile oğlun şu teslimiyetine mükâfat olarak Hazret-i İsmail yerine kurban edilecek bir koç ihsan etti.
Böylece bu masum yavru, kurban edilmekten kurtuldu.
İsmail aleyhisselâm, büyüdü ye Cürhüm kabilesinden bir kızla evlendi. On iki çocuğu oldu.
İbrahim aleyhisselâm ara sıra gelir, oğlunu görürdü. Sonra Hazret-i İsmail'in oğulları ve torunları çoğalıp etrafa hakim olmuşlardı.
Hazret-i İsmail, babası Hazret-i İbrahim'in şeriatı (dini) ile amel etmek üzere Yemen kabilelerine ve "Amalika" denilen eski bir kavme peygamber gönderilmişti. Hazret-i İbrahim'den kırk sene sonra yüz otuz yedi yaşında vefat ettiği ve anası Hacer'in "Hicr"deki kabri civarına gömüldüğü rivayet edilir.
Hz.İshâk (a.s)
Hazret-i İshak, İbrahim aleyhisselâm'in ikinci oğludur. Sare'nin çocuğu olmuyordu.
Hazret-i İsmail doğduğu zaman, buna üzülmüştü.
Yüce ALLAH lütfederek Sare'ye de ihtiyarlığı zamanında Hazret-i İshak'ı verdi.
İshak aleyhisselâm, daha Hazret-i İbrahim hayatta iken Şam halkına ALLAH tarafından peygamber gönderildi.
İbrahim aleyhisselâm'ın vefatından sonra onun yerine geçti. Soyundan birçok peygamberler gelip geçti.
Bazı rivayetlere göre, İbrahim aleyhisselâm,
Hazret-i İsmail'i değil, Hazret-i İshak'ı kurban etmekle emredilmişti.
İshak aleyhisselâm, rivayete göre altmış yaşında iken vefat etmiştir.
Hazret-i İbrahim'in yattığı mağarada gömülmüştür. Annesi Sare de yüz yirmi yedi yaşında Şam'da vefat etmiştir.
vBulletin v3.8.2, Copyright ©2000-2012, Jelsoft Enterprises Ltd.