PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Risale-i Nur'da Müsbet Hareket ile İlgili Tesbitler


nurdenizi
12-05-09, 12:15
BİZ MEMLEKETİN ASAYİŞİNE MÂNEVÎ HİZMET EDİYORUZ!

Said Özdemir anlatıyor:

– Üstad Bediüzzaman, Konya’da oturan kardeşi Abdülmecid’i ziyareti sırasında, Mevlânâ Türbesi’ni de ziyaret etmek istemişti. Peşindeki polisler, müzenin açık olmadığını söylediler. Müze müdürü Mehmet Önder oradaydı. “O vazife bana ait, ben onu hususi gezdireceğim” dedi.

Türbeyi açtı. İçeri girdik.

Üstad: “Ben yalnız gezmek istiyorum” dediyse de, halk ve sivil polisler, Üstadı yalnız bırakmıyordu. Biraz yürüdükten sonra, Üstad, sandukaların olduğu yere geldi. Kıbleye yönelerek dua etti. Hem de bir taraftan ağlıyordu.

Üstad daha sonra dışarı çıktı. Bir polisi yanına çağırdı ve ona şunları söyledi:

– Ben size teşekkür ediyorum. El öptürmek bana azaptır. Buna engel oldunuz.

28 sene, hapishaneler, tazyikler, tevkifler, işkenceler ile bu memleketin asayişine hizmet ettim.

Siz maddi olarak bu memleketin emniyet ve asayişine hizmet ediyorsunuz; ben ise, mânevî olarak ediyorum.

Biz, bin savcı ve bin emniyet müdürü kadar asayişe hizmet etmişizdir. Onun için, bize bir vazife arkadaşı olarak bakın, başka bir gözle bakmayın. Bunu, bütün arkadaşlarına söyle.” (N. Şahiner, Son Şahitler)
KUR’AN TUTAN EL, MÂSUMLARIN ZARARINA HAREKETTE BULUNAMAZ

Said Özdemir anlatıyor:

– Üstad, Ankara’ya gelişinde, Beyrut Palas Oteli’nde kalmıştı. Birçok kişi, otelde Üstadı ziyaret ettiler. Otelin içi dışı kordon halinde polis ve jandarma tarafından tutulmuştu.

Üstad, o zaman bu hali görünce, çok üzülmüş:

– Bizden ne tevehhüm ediyorlar?

Burada bizi parça parça etseler, biz yine asayişe dokunmayacağız.

Çünkü masumlar zarar görür.

Kur’an tutan hiçbir el, masumların zararına harekette bulunamaz... buyurmuştu.


Mehmed Fırıncı anlatıyor:

– 1959 yılının aralık ayında, Üstad, İstanbul’a gelmişti. Kendisine Çemberlitaş Piyerloti Oteli’nde bir oda ayırmıştık.

Üstad’ın İstanbul’a geldiğini öğrenen halk, emniyet ve basın, otelin önüne doluşmuştu.

Üstad’ı, büyük bir izdiham içinde, otele zor sokabilmiştik.

Gazeteciler, devamlı flaş patlatıyor, Üstad ise, bundan, son derece rahatsız oluyordu.

Güç bela merdivenlerden çıkarken, Üstad gazetecilere:

– Risale-i Nur’un aleyhinde, İslâmiyet aleyhinde neşriyat yapmazsanız, hakkımı helal ediyorum. Ben size dua ediyorum. İslâmiyet aleyhinde neşriyat yapmayın. Yoksa, manen, çok zarar edersiniz.” demişti.
İMAN HİZMETİNDE ŞİDDETE YER YOKTUR

“Elimizde nur var, topuz yoktur.

Biz tecavüz edemeyiz.

Bize tecavüz edilse, nur gösteririz.

Vaziyetimiz bir nevi nuranî müdafaadır.”

(Emirdağ Lahikası)
İMAN HİZMETİNE İHANET EDENLERE BEDDUA ETMEMEK

“... Bazan damarlarıma dokunduracak tarzdaki ihanetlerine karşı beddua etmek isterken, onların yakında ölüm idamıyla kabr-i haps-i münferitte azapları ve bu ihanetlerinin neticesinde bana ait maslahatları ve hizmetimize menfaatları düşündükçe, bedduadan vazgeçiyorum.”

(Emirdağ Lahikası)
MUKABELE VE TELAŞ YOK...

“Vazifemiz, ihlas ile ve sebat ve tesanüdle mümkün olduğu kadar ihtiyatla ... hareket etmektir. Yoksa muarızlara mukabele etmek ve onların hücumundan telaş etmek değil.

Muvaffakıyet,... revaç ile intişarı ise; vazife-i ilahiyedir. Vazifemizi yapıp vazife-i İlahiyeye karışmamak gerektir.”

(Emirdağ Lahikası)
BEDDUA YERİNE DUA...

“... Münasip gelse, benim tarafımdan Emniyet Müdürü ve Müdde-i Umumiyeye (savcıya) selâm edip deyiniz ki:

“Ben onlara beddua değil, bilakis dua ediyorum ki: Ya Rabbi! Onlara iman-ı kâmil ve hüsn-ü hatime ver. Ve nurlardan müstefid yap!”

(Emirdağ Lahikası)
HAKKINI HELÂL ETMEK

“Benim idamıma hükmeden adamlar, beni işkenceli tâzip edenler, Risale-i Nur ile imanlarını kurtarsalar, şahit olunuz ki, ben onları helal ediyorum.”

(Emirdağ Lahikası)
ZEM VE LÂNET AMEL-İ SALİHTEN DEĞİLDİR

“Hem Kur’ân’ı, hem peygamberi, hem bütün sahabelerin kudsî sohbetlerini inkâr eden hadsizdir. Şimdi onlardan meydanda gezenler çoktur. Şer’an bir adam, hiç mel’unları (lânetlik kişileri) hatıra getirmeyip lânet etmese, hiçbir zararı yok. Çünki; zem ve lânet ise, medih ve muhabbet gibi değil; onlar, amel-i salihde dahil olamaz. Eğer zararı varsa daha fena...

(Emirdağ Lahikası, I, s. 204)
ZEM VE TEKFİRİN SEVABI YOK, ZARARI ÇOK

“Zemmetmemek ve tekfir etmemekte bir emr-i şer’î yok, fakat zemde ve tekfirde hükm-ü şer’î var.

Zem ve tekfir, eğer haksız olsa, büyük zararı var; eğer haklı ise, hiç hayır ve sevab yok. Çünki tekfire ve zemme müstehak hadsizdir.

Fakat zemmetmemek, tekfir etmemekte hiçbir hükm-ü şer’î yok, hiç zararı da yok.

(Emirdağ Lahikası I, 205)
MÜSBET HAREKET, ASAYİŞİ MUHAFAZA

“Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i îmaniyeyi yapmaktır, vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler âsâyişi muhafazayı netice veren müsbet îman hizmeti içinde; her sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz. Meselâ:

Kendimi misâl alarak derim: Ben eskiden beri tahakküme ve terzile karşı boyun eğmemişim. Hayatımda tahakkümü kaldırmadığım bir çok hâdiselerle sabit olmuş. Meselâ: Rusya’da kumandana ayağa kalkmamak; Divan-ı Harb-i Örfîde idam tehdidine karşı mahkemedeki paşaların suallerine beş para ehemmiyet vermediğim gibi, dört kumandanlara karşı bu tavrım tahakkümlere boyun eğmediğimi gösteriyor. Fakat bu otuz senedir müsbet hareket etmek, menfî hareket etmemek ve vazife-i İlâhiyeye karışmamak hakikatı için; bana karşı yapılan muamelelere sabırla, rıza ile mukabele ettim.

Cercis Aleyhisselâm gibi ve Bedir, Uhud muharebelerinde çok cefa çekenler gibi, sabır ve rıza ile karşıladım.

Evet meselâ: Seksenbir hatâsını mahkemede isbat ettiğim bir müddeiumumînin (savcının) yanlış iddiaları ile aleyhimizdeki kararına karşı, beddua dahi etmedim. Çünkü asıl mes’ele, bu zamanın cihad-ı mânevîsidir. Mânevî tahribatına karşı, sed çekmektir. Bununla dâhilî âsâyişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir.

Evet, mesleğimde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, âsâyişi muhafaza etmek içindir. “Bir câni yüzünden; onun kardeşi, hanedanı, çoluk-çocuğu mes’ul olamaz.” İşte bunun içindir ki, bütün hayatımda bütün kuvvetimle âsâyişi muhafazaya çalışmışım. Bu kuvvet dâhile karşı değil, ancak hâricî tecavüze karşı istismâl edilebilir. Mezkûr âyetin düsturu ile vazifemiz dâhildeki âsâyişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir. Cihad-ı mâneviyenin en büyük şartı da; vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır ki, “Bizim vazifemiz hizmettir; netice Cenâb-ı Hakk’a âittir. Biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz.”

(Emirdağ Lahikası, II, 241)
İMAN HİZMETİ ASAYİŞİN TEMİNATIDIR

“Beş câni yüzünden doksan mâsuma zarar gelmemek, bir câni yüzünden on mâsum çoluk çocuk, peder ve vâlidelerine zulüm etmemek için, Risale-i Nur îman hizmetiyle beraber âsâyişi tamamiyle te’min edip herkesin kalbinde fenalığa karşı bir yasakçı bırakıyor.”

“Eğer bin müddeimumî (savcı) bin emniyet müdürü kadar âsâyişin te’minine Risale-i Nur hizmet etmemiş ise, Allah beni kahretsin. Siz de bana ne ceza verirseniz verin.”

“Yirmi sekiz sene zarfında hükûmetin resmî adamlarından bana rast gelenler, hep sıkıntı verdikleri halde, zabıtanın (polislerin) bana hiç sıkıntı vermediği gibi, bâzı himayetkârâne vaziyeti göstermelerinin hikmetini şimdi izhar ediyorum ki: Nur talebeleri ve Risaleleri, mânevî bir zabıta hükmünde âsâyiş ve emniyeti muhafazaya -hem kudsî bir şekilde- çalıştıkları ve herkesin kalbinde nasihatlarıyla îman cihetinde bir yasakçı bıraktıkları tahakkuk etmiş. Zabıta bunu mânen hissetmiş ki bize her vakit dost göründü.”

(Bk: Mehmet Dikmen, Cumhuriyet Döneminde İman Hizmeti)
MASUMLAR ZARAR GÖRMESİN DİYE BEDDUA BİLE ETMEMEK

“Ben, Risale-i Nur mesleğinin esası ve 30 seneden beri bir düstur-u hayatım olan şefkat itibarıyle, bir masuma zarar gelmemek için, bana zulmeden canilere değil ilişmek, hatta beddua edemiyorum.

Hatta en şiddetli garazla, bana zulmeden fâsık, belki dinsiz zalimlere hiddet ettiğim halde, değil maddî, belki beddua ile de (manevî) mukabeleden o şefkat men’ediyor.

Çünkü o zalim gaddarın, ya peder ve validesi gibi ihtiyar biçarelere veya evladı gibi masumlara maddî ve manevî darbe gelmemek için, o 4 masumların hatırına binaen, o zalim gaddara ilişmiyorum. Bazan, helal ediyorum.”

(Emirdağ Lahikası)

Hatice_Sultan
12-05-09, 13:55
Allah razı olsun.....

tuareg
02-06-09, 03:23
Allah razı olsun..

ayser
02-06-09, 04:11
Allah razı olsun emeğine sağlık

serihan
09-08-09, 00:27
“Ben, Risale-i Nur mesleğinin esası ve 30 seneden beri bir düstur-u hayatım olan şefkat itibarıyle, bir masuma zarar gelmemek için, bana zulmeden canilere değil ilişmek, hatta beddua edemiyorum."

GÜZEL İNSAN BEDİÜZZAMAN..
Allah razı olsun kardeşim..

Nükte
09-08-09, 15:11
Allah razı olsun nurdenizi.çok güzel istifadeli bir paylaşımdı.tşk.

betus
13-08-09, 14:23
Allah razı olsun..