PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Allah övülmek mi ister?Övülmeye ihtiyacı var mıdır?


m_safiturk
12-05-09, 22:24
Allah övülmek mi ister? Allah'ın övülmeye ihtiyacı var mıdır?

Soru
Fransa’dan kardeşimiz soruyor. Bugün şöyle bir soru ile karşılaştım. Allah’ın bizim onu övmesine ihtiyacı yok. Öven melekler var. Niçin bizi yaratmış ve niçin övülmesini istemiş? Böyle bir soruya somut cevap nasıl olur? Allah’a emanet olun.

Cevabımız
Değerli Kardeşimiz;
Allah hiçbir şeye muhtaç değil, övülmeye de muhtaç değildir. Allah’ın övülmeyi istemesi genel olarak iki şeyden kaynaklandığı düşünülebilir: Allah’a bakan yönü, insana bakan yönü. Ancak biz bunu birkaç madde halinde açıklamaya çalışacağız:
a. Her sanat ve maharet sahibi kendi sanat ve maharetini sevdiği gibi, Allah da kendi sanat ve maharetini sever. Kendi harika sanatını, eşsiz maharetini sevmeyen, ona değer vermeyen kimse, kendini tanımayacak, güzel sanatının kıymetini bilemeyecek kadar cahil olduğuna hükmedilir. Eşsiz bir cemal ve kemal sahibi, benzersiz bir sanat ve maharet sahibi yüce yaratıcının bu güzelliklerini görmemesi, onlara değer vermemesi düşünülebilir mi?
b. Kendi sanat ve maharetini seven, beğenen herkes, o harika sanatların başkası tarafından takdir edilmesinden memnunluk duyar. Böyle bir duyguya sahip olmayan kimsenin bir eksikliği var demektir. İnsan için bu husus bir ihtiyaçtan kaynaklansa bile, Allah için düşünüldüğünde elbette bu bir ihtiyaçtan kaynaklanmaz. Ancak, Allah’ın da kendine mahsus –hiçbir şeye muhtaç olmayan varlığına yakışır- bir kutsal memnuniyeti, kutsal lezzeti vardır.
c. Allah’ın sıfatları sonsuz olduğuna göre, onun kutsal memnuniyeti de sonsuzdur. Bu sonsuz memnuniyetini -sırf bir lütuf, bir değer vermenin ölçüsü olarak- kâinatta en mükemmel varlık olarak yarattığı ve vahiy mesajlarına muhatap kabul ettiği insanlarla paylaşması da o nispette geniş bir yelpazede ve bütün zaman dilimlerinde cereyan edecektir.
Bunu hazmedemeyen varsa, vicdanının derin sesine kulak versin, “tasdik” sinyallerini duyacaktır.
d. Bütün kâinat hal diliyle Allah’ı tespih etmekte, onun kusursuz, mükemmel bir sanatkâr olduğunu haykırmaktadır. İnsanın gözü, kulağı, midesi, bağırsağı, sindirim sistemi, dişleri, damağı ve dimağı da bu tespih harmonisine katılmaktadır. Mükemmel sanat, sanatkârın mükemmelliğini göstermektedir.
Acaba, bütün kâinatta en mükerrem, en muhterem bir varlık olarak yaratılan, kendi yaratıcısına karşı en sevecen, en nâzik ve nazenin olması gereken insanı yalnızlıktan kurtarmak, bu evrensel tespih harmonisine katılmaya davet etmek, insana verilen bir değer değil de nedir?
Demek ki, Allah’ın övülmesini istemesi, kendi ihtiyacından değil, insanların ihtiyacına bakar. “İnsan ihsanın/iyiliğin kulu, kölesidir” düsturu, bu gerçeğe işaret etmektedir. Bütün her şeyini kendisine borçlu olduğu Allah’a karşı her an saygıyla dolu olmak, sonsuz nimetlerine karşı teşekkür etmek, iyiliklerini nankörlükle ört-pas etmeyip –överek- ilan etmek ne kadar güzel bir hakikat ise, bu vicdanî hazzı duyması için insana, bu lezzet verici teşekkür ve övgülerini nasıl yapması gerektiği konusunda rehberlik etmek, övgünün şeklini öğretmek de o kadar güzel bir hakikattir.
e. Kaldı ki, Allah Kur’an’ında ve peygamberi vasıtasıyla ahlakını bildirmektedir. Allah’ın bu ahlakını beğenmeyenler, Allah’ın kendini olduğu gibi değil, kendilerinin istediği gibi olmasını isteme küstahlığını göstermektedir. Oysa Allah’ı tespih etmek, ona teşekkür etmekten ibaret olan övgüler, Allah’ın en çok önem verdiği birliğinin bir simgesi ve ortağının olmadığının bir ilanı hükmündedir. Allah’a hamd eden, bütün nimetlerin sahibi yalnız Allah olduğuna şahadet etmiş olur. O’na teşekkür etmesini bilmeyenler, ister istemez gaflet nedeniyle Allah’ın nimetlerini sebeplere taksim ederler. Bu ise, imanın esaslarına ters olduğu gibi, gerçek anlamda fıtratı tevhit üzerine kurulmuş olan insanın şirk çukuruna yuvarlanıp kendi değerinden kayba uğraması anlamına gelir.
f. Beş kuruşluk dünya menfaati için şeytanın bile ayağını öpmekten çekinmeyen bu gibi insanlar, Allah’ın rahmet elini öpmekten uzak durmaları gerçekten ibret vericidir.
Bir ressamın –Allah’ın sanatını taklit ederek- yaptığı bir resim tablosunu öve öve bitiremeyenler, kâinatın yaratıcısına karşı övgüde bulunmaktan sıkılmaları, nankörlük içinde bir hezeyandan başka ne ile izah edilebilir.
Ayrıca unutmamak gerekir ki, şeytanın işi, böyle düşüncelerle insanların aklını çelmek ve şüphe uyandırmaktır. Eğer Allah –haşa- “övülmeyi istemeseydi, hatta yasak etseydi”, bu takdirde şeytan “Övülmeyi istemeyen, kendi kıymetini bile bilmeyen, kendi değeri için bir taş koymayan bir tanrıya inanamazsın..” türü telkinler yapacaktı. Ne yapabiliriz ki, cennet adam istediği gibi, cehennem de adam ister. Bu düşünceler bize gösteriyor ki, cennet ucuz olmadığı gibi, cehennem de lüzumsuz değil

Selam ve dua ile...

A.Hamid Uyanık

EfSuN
12-05-09, 22:39
Allah razı olsun...

ayser
13-05-09, 04:48
Allah razı olsun

keçeli
13-05-09, 09:29
Allah razı olsun.

Mutella
25-04-11, 23:05
Allah razı olsun...

nickimyokbenim
28-04-11, 22:50
Allah övülmek mi ister? Allah'ın övülmeye ihtiyacı var mıdır?

Soru
Fransa’dan kardeşimiz soruyor. Bugün şöyle bir soru ile karşılaştım. Allah’ın bizim onu övmesine ihtiyacı yok. Öven melekler var. Niçin bizi yaratmış ve niçin övülmesini istemiş? Böyle bir soruya somut cevap nasıl olur? Allah’a emanet olun.

Cevabımız
Değerli Kardeşimiz;
Allah hiçbir şeye muhtaç değil, övülmeye de muhtaç değildir. Allah’ın övülmeyi istemesi genel olarak iki şeyden kaynaklandığı düşünülebilir: Allah’a bakan yönü, insana bakan yönü. Ancak biz bunu birkaç madde halinde açıklamaya çalışacağız:
a. Her sanat ve maharet sahibi kendi sanat ve maharetini sevdiği gibi, Allah da kendi sanat ve maharetini sever. Kendi harika sanatını, eşsiz maharetini sevmeyen, ona değer vermeyen kimse, kendini tanımayacak, güzel sanatının kıymetini bilemeyecek kadar cahil olduğuna hükmedilir. Eşsiz bir cemal ve kemal sahibi, benzersiz bir sanat ve maharet sahibi yüce yaratıcının bu güzelliklerini görmemesi, onlara değer vermemesi düşünülebilir mi?
b. Kendi sanat ve maharetini seven, beğenen herkes, o harika sanatların başkası tarafından takdir edilmesinden memnunluk duyar. Böyle bir duyguya sahip olmayan kimsenin bir eksikliği var demektir. İnsan için bu husus bir ihtiyaçtan kaynaklansa bile, Allah için düşünüldüğünde elbette bu bir ihtiyaçtan kaynaklanmaz. Ancak, Allah’ın da kendine mahsus –hiçbir şeye muhtaç olmayan varlığına yakışır- bir kutsal memnuniyeti, kutsal lezzeti vardır.
c. Allah’ın sıfatları sonsuz olduğuna göre, onun kutsal memnuniyeti de sonsuzdur. Bu sonsuz memnuniyetini -sırf bir lütuf, bir değer vermenin ölçüsü olarak- kâinatta en mükemmel varlık olarak yarattığı ve vahiy mesajlarına muhatap kabul ettiği insanlarla paylaşması da o nispette geniş bir yelpazede ve bütün zaman dilimlerinde cereyan edecektir.
Bunu hazmedemeyen varsa, vicdanının derin sesine kulak versin, “tasdik” sinyallerini duyacaktır.
d. Bütün kâinat hal diliyle Allah’ı tespih etmekte, onun kusursuz, mükemmel bir sanatkâr olduğunu haykırmaktadır. İnsanın gözü, kulağı, midesi, bağırsağı, sindirim sistemi, dişleri, damağı ve dimağı da bu tespih harmonisine katılmaktadır. Mükemmel sanat, sanatkârın mükemmelliğini göstermektedir.
Acaba, bütün kâinatta en mükerrem, en muhterem bir varlık olarak yaratılan, kendi yaratıcısına karşı en sevecen, en nâzik ve nazenin olması gereken insanı yalnızlıktan kurtarmak, bu evrensel tespih harmonisine katılmaya davet etmek, insana verilen bir değer değil de nedir?
Demek ki, Allah’ın övülmesini istemesi, kendi ihtiyacından değil, insanların ihtiyacına bakar. “İnsan ihsanın/iyiliğin kulu, kölesidir” düsturu, bu gerçeğe işaret etmektedir. Bütün her şeyini kendisine borçlu olduğu Allah’a karşı her an saygıyla dolu olmak, sonsuz nimetlerine karşı teşekkür etmek, iyiliklerini nankörlükle ört-pas etmeyip –överek- ilan etmek ne kadar güzel bir hakikat ise, bu vicdanî hazzı duyması için insana, bu lezzet verici teşekkür ve övgülerini nasıl yapması gerektiği konusunda rehberlik etmek, övgünün şeklini öğretmek de o kadar güzel bir hakikattir.
e. Kaldı ki, Allah Kur’an’ında ve peygamberi vasıtasıyla ahlakını bildirmektedir. Allah’ın bu ahlakını beğenmeyenler, Allah’ın kendini olduğu gibi değil, kendilerinin istediği gibi olmasını isteme küstahlığını göstermektedir. Oysa Allah’ı tespih etmek, ona teşekkür etmekten ibaret olan övgüler, Allah’ın en çok önem verdiği birliğinin bir simgesi ve ortağının olmadığının bir ilanı hükmündedir. Allah’a hamd eden, bütün nimetlerin sahibi yalnız Allah olduğuna şahadet etmiş olur. O’na teşekkür etmesini bilmeyenler, ister istemez gaflet nedeniyle Allah’ın nimetlerini sebeplere taksim ederler. Bu ise, imanın esaslarına ters olduğu gibi, gerçek anlamda fıtratı tevhit üzerine kurulmuş olan insanın şirk çukuruna yuvarlanıp kendi değerinden kayba uğraması anlamına gelir.
f. Beş kuruşluk dünya menfaati için şeytanın bile ayağını öpmekten çekinmeyen bu gibi insanlar, Allah’ın rahmet elini öpmekten uzak durmaları gerçekten ibret vericidir.
Bir ressamın –Allah’ın sanatını taklit ederek- yaptığı bir resim tablosunu öve öve bitiremeyenler, kâinatın yaratıcısına karşı övgüde bulunmaktan sıkılmaları, nankörlük içinde bir hezeyandan başka ne ile izah edilebilir.
Ayrıca unutmamak gerekir ki, şeytanın işi, böyle düşüncelerle insanların aklını çelmek ve şüphe uyandırmaktır. Eğer Allah –haşa- “övülmeyi istemeseydi, hatta yasak etseydi”, bu takdirde şeytan “Övülmeyi istemeyen, kendi kıymetini bile bilmeyen, kendi değeri için bir taş koymayan bir tanrıya inanamazsın..” türü telkinler yapacaktı. Ne yapabiliriz ki, cennet adam istediği gibi, cehennem de adam ister. Bu düşünceler bize gösteriyor ki, cennet ucuz olmadığı gibi, cehennem de lüzumsuz değil

Selam ve dua ile...

A.Hamid Uyanık

Yukarıda belirtilen kısımlar hakkında bazen büyük tartışmalar oluyor. Burada da dile getirmek isterim. Yani bu sanatkarlık ve bu sanatkarlığın takdir edilme isteği bir "ego"ya yahut buna benzer başka bir "nefsaniliğe" mi işaret ediyor?

Yoksa nedir?

Bir de... Allah'ın övülmeye ihtiyacı var mı? demişken... Biz Allah'ı zikrederek onu nesneleştirmiş olmuyor muyuz? Bu konuda da birçok tartışma mevcut. Sizce nedir? Bu nesneleştiriliş, somutlaşma, bir fiile bağlanma, öznenin öznesi olmak yerine öznenin dilinde nesneleşme de bir ego meselesi değil midir?

m_safiturk
29-04-11, 15:14
Öncelikle isterdim ki A.Hamid Uyanık buna cevap versin.. Fakat kendisi burada olmadığından, naklin hamalı olarak bir şeyler söylemeye çalışayım.

Allah’ın (C.C.) birliği ve o birlik ile meydana getirdiği BİRLİK..
Ve birlikle meydan getirdiği birliktelik içindeki BİR işleyiş..
Hem bir atomdan, bir galaksi sistemine kadar BİR hâkimiyet..
Bir çiçekteki sanattan bir yavruya kadar uzanan merhamet.. Bu koca kainatı çeviren BİR kudret. Bir küçük böceğin bile, hiç birşeyini ihmal etmeyen bir dikkat..
Hadsiz fezasında, direksiz yıldızları çeviren BİR KUVVET ve her şeyin her şey ile münasebetini bilen BİR İLİM, her şeyin her şeye karşı ihtiyacını tanzim eden BİR RUBUBİYET..
Hem şefkat hem azamet.. Hem nihayetsiz büyüklüğü ile en küçük şeyle olan ilgisi.. Hem nihayetsiz uzaklığı ile, nihayet yakınlığı birleştiren bir mahiyet, hasiyet vb.. Elbette, külli ve cüz-i her şeydeki tasarrufu ile anılmak yad edilmek ister.

Çünkü yaratılışın gayesi budur. Hem kendi sanatı kendisi seyretmek hemde seyredebilecek kabiliyette olanlara seyrettirmek. Ve ne güzel yapılmış, ne güzel yaratılmış, ne ince sanat, ne güzel renk, ne büyük kudret gibi o makam ve manaya münasip sözlerle, eser sahibini sena etmek, yad etmek, elbette tam yerindedir. Ve o muktedir gücün bunu istemesi gayet layıktır. Mülkün sahibidir..

Hem de bu mukabele, cevapsız ve karşılıksız bir mukabele değildir.. Cennet vs bir kenara bıraksak bile, güzele güzel demek, insanı güzel yaşatır.. Ve hakikaten ne yapılmışsa güzel yapılmıştır.. Hem güzelliğin kendi güzeldir. Vs…

Ego, menfi manasıyla, kendinde olmayan aynasında görünen her şeyi gasp etmiş farazi bir uluhiyetin hırsız sıfatının ifadesidir.

Benlik insanda müsbet manasıyla ise, kendinde olmayan başkasının var etmesiyle var olan bir ayinedarlığının vazifedarlığı noktasında geçici bir kimliktir..

Bu sıfatı, makam-ı Rubibiyette değerlendirdiğimizde ise bunu Adı Azamet ve Kibriya-yı Uluhiyettir.

Bu ifade ise, bu vasfı yad da, denizden bir damla ile umulur ki kafidir..

Evet biz Allah’ı zikrederken nesneleştirmiş olmuyor muyuz..

Bu bağlamda, Nihayetsiz olan bir şeye bir nihayet vermek ancak vesvesede olur..

Zikirden kasd edilen mana, anmak, yad etmek, bildiğimizi bildirmek, takdir etmek anlamında değerlendirilir. Allah (CC) ezeli ve Ebedidir.. Bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.. Bu manada zikir denilen şey, fikir ve şükürle el ele verip bizi ona yaklaştıracak vesilelerdir.

kepez
29-04-11, 15:31
Öncelikle isterdim ki A.Hamid Uyanık buna cevap versin..fakat kendisi burada olmadığından naklin hamalı olarak bir şeyler söylemeye çalışayım.


BİZİM İÇİN FARKETMEDİ A.Hamid Uyanık da OLSAYDI FARKLI BİR CEVAP OKUMAYACAKTIK KANAATİNDEYİZ..

Kendi teşekkürümüz ile onun adına da teşekkür ederiz inşaallah.:)

asilNUR
29-04-11, 15:36
Allah razı olsun abi.. :) Teşekkür ederiz..

nickimyokbenim
30-04-11, 17:53
Öncelikle isterdim ki A.Hamid Uyanık buna cevap versin.. Fakat kendisi burada olmadığından, naklin hamalı olarak bir şeyler söylemeye çalışayım.

Allah’ın (C.C.) birliği ve o birlik ile meydana getirdiği BİRLİK..
Ve birlikle meydan getirdiği birliktelik içindeki BİR işleyiş..
Hem bir atomdan, bir galaksi sistemine kadar BİR hâkimiyet..
Bir çiçekteki sanattan bir yavruya kadar uzanan merhamet.. Bu koca kainatı çeviren BİR kudret. Bir küçük böceğin bile, hiç birşeyini ihmal etmeyen bir dikkat..
Hadsiz fezasında, direksiz yıldızları çeviren BİR KUVVET ve her şeyin her şey ile münasebetini bilen BİR İLİM, her şeyin her şeye karşı ihtiyacını tanzim eden BİR RUBUBİYET..
Hem şefkat hem azamet.. Hem nihayetsiz büyüklüğü ile en küçük şeyle olan ilgisi.. Hem nihayetsiz uzaklığı ile, nihayet yakınlığı birleştiren bir mahiyet, hasiyet vb.. Elbette, külli ve cüz-i her şeydeki tasarrufu ile anılmak yad edilmek ister.

Çünkü yaratılışın gayesi budur. Hem kendi sanatı kendisi seyretmek hemde seyredebilecek kabiliyette olanlara seyrettirmek. Ve ne güzel yapılmış, ne güzel yaratılmış, ne ince sanat, ne güzel renk, ne büyük kudret gibi o makam ve manaya münasip sözlerle, eser sahibini sena etmek, yad etmek, elbette tam yerindedir. Ve o muktedir gücün bunu istemesi gayet layıktır. Mülkün sahibidir..

Hem de bu mukabele, cevapsız ve karşılıksız bir mukabele değildir.. Cennet vs bir kenara bıraksak bile, güzele güzel demek, insanı güzel yaşatır.. Ve hakikaten ne yapılmışsa güzel yapılmıştır.. Hem güzelliğin kendi güzeldir. Vs…

Ego, menfi manasıyla, kendinde olmayan aynasında görünen her şeyi gasp etmiş farazi bir uluhiyetin hırsız sıfatının ifadesidir.

Benlik insanda müsbet manasıyla ise, kendinde olmayan başkasının var etmesiyle var olan bir ayinedarlığının vazifedarlığı noktasında geçici bir kimliktir..

Bu sıfatı, makam-ı Rubibiyette değerlendirdiğimizde ise bunu Adı Azamet ve Kibriya-yı Uluhiyettir.

Bu ifade ise, bu vasfı yad da, denizden bir damla ile umulur ki kafidir..

Evet biz Allah’ı zikrederken nesneleştirmiş olmuyor muyuz..

Bu bağlamda, Nihayetsiz olan bir şeye bir nihayet vermek ancak vesvesede olur..

Zikirden kasd edilen mana, anmak, yad etmek, bildiğimizi bildirmek, takdir etmek anlamında değerlendirilir. Allah (CC) ezeli ve Ebedidir.. Bütün noksan sıfatlardan münezzehtir.. Bu manada zikir denilen şey, fikir ve şükürle el ele verip bizi ona yaklaştıracak vesilelerdir.


Bu kadar laf kalabalığından anladığım tek şey şu oldu: Allah'ı zikrederek onu nesneleştirmeyiz, çünkü onu anarız.

E bu da haliyle anlamsız bir cümle oluyor. "Nesneleştirme"yi dilbilimsel anlamda kullanmıştım, etki edilen olarak yani. O yüzden mantık olarak, mecburen, nesneleşiyor.

Ego meselesinde ise... "Allah her şeyden münezzehtir" demek bir şeyi çözmüyor. Neticede "Hz. Adem 20 metre boyunda, 10 metre eninde idi" diyen de var ama bunu temellendirmeden söylemek anlamsız oluyor. Neticede eski insanların bizden bile kısa olduğu ispatlanmıştır.

Ego meselesi de bunun gibi... "Allah şunu şunu ister, bunu bunu ister" dedikten sonra biri çıkıp "O zaman ego sahibidir?" dediğinde "Hayır efendim, Allah her şeyden münezzehtir" deyip bir dolu laf ettikten sonra konuyu savuşturmak yersiz...

Birilerinin -uzmanların- merakımı gidermesini umuyorum hala...

asilNUR
30-04-11, 18:28
SEN, BİZDEN ÇOK (!) BİLİYORSUN.. ve CERBEZE YAPIYORSUN.. (İlk defa SEN diye hitab ediyorum, bundan da anlamalısın ki... )


"TEŞEKKÜR EDERİZ.." dedik anlamadın..

Ben SON KEZ "TEŞEKKÜR EDİYORUM"

Kendine iyi davran, lütfen bize de bir iyilik yap, bizi kendin ile meşgul etme..

Tamam..

nickimyokbenim
30-04-11, 18:36
SEN, BİZDEN ÇOK (!) BİLİYORSUN.. ve CERBEZE YAPIYORSUN.. (İlk defa SEN diye hitab ediyorum, bundan da anlamalısın ki... )


"TEŞEKKÜR EDERİZ.." dedik anlamadın..

Ben SON KEZ "TEŞEKKÜR EDİYORUM"

Kendine iyi davran, lütfen bize de bir iyilik yap, bizi kendin ile meşgul etme..

Tamam..

Valla kardeşim o cerbezeyi ben yapmıyorum, hiç öyle durmuyor buradan... Bütün yazdıklarında aynı şeyi söyleyen ama bir dolu laf eden ben değilim. Şüphesiz bu büyük bir hüsran, azim bir cereyan, ikamesiz namümkin bir heyelan, sesi çıkmaz bir borazan gibi ayan, beyan, bayan ve Seda Sayandır... tarzında cümleler kuran da ben değilim. Niyetimi ve düşüncemi cerbezeye ihtiyaç duymaksızın dile getiriyorum.

Ayrıca "bizim elimizden böyle sorgulayan, gavur gavur düşünen, pis adamlar çok geldi geçti" havasında idiniz? Ne olduğunu anlayamadım? Yelkenler suda... Siz alabora...

TUHAF.

:)

asilNUR
30-04-11, 18:47
Teşekkür ederiz..