PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ali ihsan tola abiden hatıralar ...ıslanmayan risale


adalet
13-05-09, 11:43
Balık tutmak için kepçeyi daldırdığı nehirden, ıslanmamış ve yazıları bozulmamış Kur’an-ı Kerim’in tefsiri çıktı
Kütahya'da balık tutmak için Porsuk çayında kepçeyi suya daldıran Yaşar Şener, Kur'an-ı Kerim'in el yazması tefsiriyle karşılaştı. Yaklaşık 2 metre derinlikteki suyun dibinden yazıları bozulmamış şekilde çıkan tefsirle karşılaşan Şener, bunun normal fizik kurallarıyla açıklanamayacak kadar ilginç olduğunu söyledi.

Şener, Kütahya'nın mesire yerlerinden biri olan Porsuk çayına ailesiyle birlikte piknik yapmak için gitti. Balık tutmak için elindeki kepçeyi suya daldıran Şener, bir ağırlık hissedince büyük bir balık yakaladığını zannederek kepçeyi dışarıya çıkardı. Kepçenin içinde kalın bir kitap görünce şaşırdığını ifade eden Şener, “Kitabın Arapça yazılı olduğunu görünce şaşkınlığım iki kat arttı” dedi.

Kitabı Arapça bilen kişilere gösteren Şener, kitabın Bediüzzaman Said Nursi'nin Risale-i Nur Külliyatı'ndan isimli bir eseri olduğunun anlaşıldığını belirtti. Başında ve sonundaki bir kaç sayfası yırtılan ve içindeki bazı sayfaları çamurlanan kitabın buraya nasıl geldiğini anlayamadığını söyleyen Şener, “Doğrusu, saman kağıt diye tabir ettiğimiz sayfalara yazılmış bu eserin suyun içinde nasıl bu kadar sağlam durabildiğine hayret ettim” diyor.

Şimdiye kadar bir çok dile çevrilerek çok sayıda insanın gönlünde makes bulan ve Kur'an-ı Kerim'in bir tefsiri olan 14 ciltlik Risale-i Nur Külliyatı'ndan Asa-yı Musa, piyasadaki benzerleri gibi iki bölümden oluşuyor. Suyun içinden çıkan kitabın yapraklarının tek tarafında yazı bulunuyor. Şener, kitabın bazı yerlerindeki satırlar için ise düzeltmeler ve haşiyeler yapılmış olmasını, bu kitabın el yazması olduğuna bir işaret olarak gösteriyor.

“Aslında bu kitabı Osmanlıca bilen uzmanlara göstermek istedim. Ancak, muhafazası zor olur diye ve herkese güvenemeyeceğimden henüz bunu gerçekleştiremedim” diyen Şener'e, kitabı almak için para teklifinde bulunulmuş. Teklif edilen paraları yeterli bulmadığını vurgulayan Şener, bu kitabın çok daha değerli olduğu görüşünde. Şener, kitap için tatmin edici bir bedel ödenmesi halinde bu bedelin belirli bir kısmını yardım için kullanacağını kaydediyor.

Risale-i Nur'un çeşitli eserlerinden biri olan ve ibadet, gençlik, ölümden sonra diriliş, ahiret inancı ile dünyadaki mutluluk arasındaki ilişkinin de ele alındığı Asa-yı Musa iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde Hicri 1362-1363 (Miladi 1971-1972) yazarken, ikinci bölümde ise Hicri 1336 (Miladi 1945) tarihi dikkat çekiyor.

Kitabı bulan Yaşar Şener, şu anda piyasada bulunan Asa-yı Musa ile bire bir örtüşüp örtüşmediği konusunda ciddi bir inceleme yaptırmayı düşündüğünü de sözlerine ekledi.

04.03.2005
Tellal Haber

.......

Bu gazetedeki haber, Akdeniz Üni. son sınıfta güller ve nurlar diyarına yaptığımız gezide, Senirkent ilçesinde Orman Işl. eski müdürü Üstad (RA) hazretlerinin talebelerinden Ali Ihsan TOLA Abiden dinlediğim bir hatırasını hatırlattı...

Ayrıca Mevlana Celalettin Rumi (RA) HAzretlerinin bir kerametinin de aynen bu olaya benzer bir özelliği vardı, öncelikle Mevlana Celalettin Rumi Hazretlerinin (RA) kerameti hatırladığım kadarıyla şöyleydi:

Mevlana Hazretleri (RA) bir gün Şeyhi Şems-i Tebrizi (RA) ile bir havuzun başında otururken okuduğu (elde yazılmış) eserler elinden kayarak suyun içine düşüyor, Mevlana Hazretleri kitapların mürekkeblerinin dağılmasıyla bozulacağından telaşa düşüyor.

Şems-i Tebrizi (RA) Hazretleri ise gayet sakin bir şekilde Besmele çekerek kitabı suyun içerisinden çıkarmış, kitapda hiç bir bozulma işareti olmadığı gibi mürekkebleri de dağılmamış ve ıslanmamış olduğunu orada bulunan insanlar görmüşler. Mevlana Celalettin Rumi (RA) ve Şems-i Tebrizi (RA) Hazretlerinin bir kerametini talebeleri müşahede etmişler....
(not:Bu yazılarımı dün akşam dinlediğim radyo prog.göre farklı sitelerde yazdığım bilgiler düzeltilmiştir. Sudan çıkaran Şems-i Tebrizi (RA) dır.)

Üstad (RA) Hazretleri Barla'da bulunur iken sık sık Çam Dağına çıkar, bu zamanlarda kendisiyle görüşmek isteyen gelirse Ali Ihsan Tola Abimiz de gelenleri Çam Dağına götürürmüş.

Üstad (RA) Hz.leri Çam dağında iken bir Mevlevi kardeşimiz görüşmek için Barlaya geldiğinde Ali Ihsan Abi bu kardeşimizi alarak Çam dağına kestirme yollardan götürmüş. Mevlevi kardeşimiz giderken Şems-i Tebrizi (RA) HZ. lerinin bu kerametini anlatmış. Çam Dağı na vardıktan sonra Üstad (RA) Hz. ile görüşmüşler, ayrılırken Üstad (RA) Ali Ihsan Abiye giderken şu yoldan gidin diye tembihlemiş..

Ali Ihsan Abi ile Mevlevi kardeşimiz o yoldan inerlerken önünde küçük bir havuzu bulunan bir çeşmenin yanında su içmişler ve dinlenmişler. Tam bu sırada Mevlevi kardeşimiz suyun içine düşmüş, can havliyle sudan çıkarken üstü başı kir ve su içinde olduğunu ..düşünürken bir bakmış ki hiç bir yerinde ıslaklık yok, tertemiz su içine düşmemiş gibi çıkmış. Mevlevi kardeşimiz bunun Üstad (RA) Hazretlerinin bir kerameti olduğunu anlayarak Üstad (RA) hakkında düşündüğü olumsuz düşüncelerden sıyrılmış...


Bu hatırayı bizzatihi yaşayan Ali Ihsan Abimiz bizlere anlatırken inanın tekrar yaşıyor gibiydi..

EfSuN
13-05-09, 12:06
allah razı olsun.. slm dua ile...

asilNUR
13-05-09, 12:32
Allah razı olsun.. Ebediyete iltihak eden ali ihsan tola ağabeyimizi bir kez daha anmaya vesile oldu.. Allah rahmet eylesin.. Kabrini pürnur eylesin..

Allah razı olsun..

sedahan
13-05-09, 13:04
Allah razı olsun ablacım.Abimizin mekanı cennet olsun...

adalet
13-05-09, 13:48
http://www.nur.org/new/itemimages/Image/pictures/nurstudent/319.jpg


Ali İhsan Tola Ağabey’den sadakat dersi

Geçenlerde birkaç öğretmen arkadaşla, Üstadımızın, “İnsanlar senin elinden şifa bulacak” dediği Ali İhsan Tola Ağabeyi ziyaret için Senirkent’e gittik. Kapıdaki kadın, misafirlerinin olduğunu, ertesi günü gelmemizi söyledi. Sabahleyin erkenden gittik. İçeri girmek istedik. Gelini, kahvaltı yaptığını, saat 10’da gelebileceğimizi haber verdi. Biz sırayı kaptırmamak için orada bekledik. Malum, ziyaretçisi çok oluyordu. Ali İhsan Ağabey müsait olduğunda bizi çağırdılar. Fakat o sırada bir grup daha geldi. Beraber girmeyi teklif ettik. Onlar meselelerinin özel olduğunu söylediler. 10 dakika duracağımıza onları ikna ederek odaya girdik.

Ali İhsan Tola Ağabey; bembeyaz sakalı, gülen gözleriyle sevimli, şirin bir yüze sahipti. Seksenin üzerindeki yaşına rağmen ona “abi” deyişimiz bize huzur veriyordu.

Yere oturduk. Bir-iki dakika sessiz kaldıktan sonra, yatağında oturan Ali İhsan Ağabey “Bir sorunuz var mı?” dedi. Biz de heyecandan “Yok. ” deyiverince, “Bütün sorunları hallettiniz, öyle mi?” diyerek espri yaptı. Gülümsedik. Sonra bize ne iş yaptığımızı sordu. Biz, sorduğu soruya cevap olarak “öğretmen” diyenlere tavrını bildiğimizden “muallimlik” dedik. Çünkü o, öğretmeni yalnızca ders veren biri olarak tarif ediyor, talebeyi maddî-manevî açıdan doyuran kimseyi muallim olarak tavsif ediyormuş.

Cevabımıza sevindiği yüzünden okunan Ali İhsan Ağabey, bir arkadaşımıza arkasındaki kitaplıktan bir risale alıp okumasını istedi. Arkadaşımızın aldığı Lem’alar’dan rastgele açtığı kısmı okumaya başladı. Okuduğu yerde sadakatle ilgili bir bahis vardı. Arkadaşımız ismi geçen bahsi okuduktan sonra Ali İhsan Ağabey, hizmete karşı sadakatten söz etti. Bir kimsenin hizmet-i imaniye ve Kur’aniye’yi satarak bir menfaat elde edemeyeceğini, canını muhafaza edemeyeceğini söyledi. Konuyla ilgili de Binbaşı Asım Bey’in Üstadımıza gösterdiği civanmertliği ve vefatını anlattı. Sohbet çok tatlı devam ediyordu. Hatta rahatsızlığına rağmen bazı yerlerde sesini oldukça yükselttiği fark ediliyordu.

Dışarıdaki gruptan birinin bizi uyarmak için içeri girmesinden sonra kalkmak için müsaade istedik. O, böyle ilmî mütalaaların bölünmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Dışarıdakilerinin niyetini hissetmişçesine insanların şifa için gelmelerinden rahatsız olduğunu, İslam hasta iken bedenî hastalıklar için gelmelerinin çok ağırına gittiğini ifade etti. Ağabey, adeta bize içini döküyordu. “Bir dahaki sefere devam ederiz” diyerek bir kez daha görüşme ümidi verdi.

Mübarek insanların elleri büyük olurmuş. Biz müsaade isteyip, girerken olduğu gibi çıkarken de o büyük ve mübarek ellerinden öperek yanından ayrıldık. Henüz alıp da okuyamadığımız Zaman Gazetesi’ni odasında unutmamızda bir hayır olduğunu düşünerek Senirkent’ten yola çıktık. Yolda, ziyaret ettiğimiz büyüklerin ya da okuduğumuz menkıbelerin büyüsüne kapılıp kendimizi unuttuğumuzu konuştuk.

Feyiz ve bereket umduğumuz bu insanlar gibi kendimizi maddî ve manevî yönden geliştirmeliyiz ki, dünyaya geldiğimiz gibi buradan ayrılmayalım. “İki günü eşit olan zarardadır.” hadisine mâsadak olmayalım. Bizden sonrakilere, bizden öncekiler gibi hüsn-ü misal teşkil edelim inşaallah.



http://tbn0.google.com/images?q=tbn:5e4IJvhny4nfJM:http://1.bp.blogspot.com/_0WqR793NF1I/SPOXFVTKNxI/AAAAAAAAE_4/KhzUj6wOh9M/s400/AL%C4%B0%2B%C4%B0HSAN%2BTOLA%2BA%C4%9EABEYWERT.jpg

tuareg
13-05-09, 14:05
Mekanı cennet olsun İnşaallah..

Allah razı olsun ablam..

Hatice_Sultan
13-05-09, 16:31
Allah razı olsun....

musahhih
13-05-09, 19:16
Rabbim rahmetiyle karşılasın inşaAllah..

adalet
14-05-09, 11:09
Amin inş allah sizdende razı olsun

ayser
02-04-11, 03:54
Allah razı olsun kardeşim