PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ECNEBİ FEYLESOFLARIN KUR`AN GÖRÜŞÜ


keçeli
20-01-11, 16:23
Ecnebi Feylesofların,
Kur'an-ı Kerim Hakkındaki Şehadetleri

BU FEYLESOFLARIN KUR'ÂN HAKKINDAHI SENÂLARININ BİR HULÂSASI KÜÇÜK TARİHCE-İ HAYATTA VE NUR CESMESİ MECMUASINDA YAZILMISTIR

PRENS BISMARCK'IN (BİSMARK) BEYÂNÂTI:
Sana Muâsır Bir Vücud Olamadığımdan Müteessirim Ey Muhammed! (a.s.m)

Muhtelif devirlerde, beşeriyeti idâre etmek için taraf-u Lâhûtîden geldiği iddiâ olunan bütün münzel semâvî kitapları tam ve etrâfıyla tetkik ettimse de, tahrif olundukları için, hiçbirisinde aradığım hikmet ve tam isâbeti göremedim. Bu kânunlar değil bir cemiyet, bir hâne halkının saadetini bile temin edecek mâhiyetten pek uzaktır. Lâkin, Muhammedîlerin Kur'ân'ı bu kayıttan âzâdedir. Ben Kur'ân'ı her cihetten tetkik ettim, her kelimesinde büyük hikmetler gördüm. Muhammedîlerin düşmanları, "Bu kitap Muhammed'in (a.s.m.) zâde-i tâbı" olduğunu iddiâ ediyorlarsa da, en mükemmel, hattâ en mütekâmil bir dimağdan, böyle hârikanın zuhûrunu iddiâ etmek, hakîkatlere göz kapayarak, kin ve garaza âlet olmak mânâsını ifade eder ki; bu da ilim ve hikmetle kâbil-i telif değildir. Ben, şunu iddiâ ediyorum ki:
Muhammed (a.s.m.) mümtâz bir kuvvettir. Destgâh-ı Kudretin böyle ikinci bir vücûdu imkân sahasına getirmesi ihtimâlden uzaktır.
Sana muâsır bir vücud olamadığımdan dolayı müteessirim ey Muhammed (a.s.m.)! Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap senin değildir. O Lâhûtîdir. Bu kitabın Lâhûtî olduğunu inkâr etmek, mevzû ilimlerin butlânını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için, beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra göremeyecektir.
Prens
BISMARCK

En Temiz ve En Doğru Din, Müslümanlıktır

Meşhur muharrir, müsteşrik, edebiyat-ı Arabiye mütehassısı ve Kur'an-ı Kerim'in mütercimi Doktor Maurice(Moris) şöyle diyor:
Bizans Hıristiyanlarını içine düştükleri bâtıl îtikadlar girîvesinden ancak Arabistan'ın Hira Dağında yükselen ses kurtarabilmiştir. İlâhî kelimeyi en ulvî makâma yükselten ses, bu ses idi. Fakat, Rumlar bu sesi dinleyememişlerdi. Bu ses, insanlara en temiz ve en doğru dîni tâlim ediyordu. O yüksek din ki, onun hakkında, Gundo Firey Hesin gibi mûhakkik bir fâzıl şu sözleri pek haklı olarak söylüyor: "Bu dinde mukaddes sular, şâyân-ı teberrük eşya, esnâm ve azîzler; yâhut sekerât-ı mevt esnâsında edâmetin bir fâide vereceğini ifade eden sözler; yâhut başkaları tarafından vukû bulacak duâ ve niyazların günahkârları kurtaracağına dâir ifâdeleri yoktur. Çünkü bu gibi akîdeler, onları kabul edenleri alçaltmıştır."
Zamanlar Geçtikçe Kur'ân'ın Ulvî Sırları İnkişaf Ediyor

Doktor Maurice (Moris), Le Parle Françeise Roman (Löparle Franses Roman) ünvanlı gazetede Kur'ân'ın Fransızca mütercimlerinden Selman Runah'ın tenkidâtına verdiği cevapta şöyle diyor ki:
Kur'ân nedir? Her tenkidin fevkinde bir fesâhat ve belâgat mu'cizesidir. Kur'ân'ın üç yüz elli milyon Müslümanın göğsünü haklı bir gururla kabartan meziyeti, onun her mânâyı hüsn-ü ifade etmesi îtibârıyla, münzel kitapların en mükemmeli ve ezelî olmasıdır. Hayır, daha ileri gidebiliriz: "Kur'ân, Kudret-i Ezeliyenin, inâyet ile insana bahşettiği kütüb-ü semâviyenin en güzelidir. Beşeriyetin refâhı nokta-i nazarından Kur'ân'ın beyânâtı, Yunan felsefesinin ifâdâtından pek ziyâde ulvîdir. Kur'ân, arz ve semânın Hâlıkına hamd ü şükranla doludur, Kur'ân'ın her kelimesi, herşeyi yaratan ve herşeyi hâiz olduğu kâbiliyete göre sevk ve irşad eden Zât-ı Kibriyânın azametinde mündemiçtir. Edebiyat ile alâkadar olanlar için, Kur'ân bir kitâb-ı edebdir. Lisan mütehassısları için, Kur'ân bir elfaz hazînesidir. Şâirler için, Kur'ân bir âhenk menbâıdır. Bundan başka, bu kitap, ahkâm ve fıkıh nâmına, bir muhît-i maariftir. Dâvud'un (a.s.) zamanından, Jan Talamus'un devrine kadar gönderilen kitapların hiçbiri, Kur'ân-ı Kerîm'in âyetleriyle muvaffakiyetli bir şekilde rekâbet edememiştir. Bundan dolayıdır ki, Müslümanların yüksek sınıfları, hayatın hakîkatini kavramak nokta-i nazarından, ne kadar tenevvür ederlerse, o derece Kur'ân ile alâkadar oluyorlar ve ona o kadar tâzim ve hürmet gösteriyorlar.
Müslümanların Kur'ân'a hürmetleri dâimâ tezâyüd etmektedir. İslâm muharrirleri, Kur'ân âyetlerini iktibas ile yazılarını süslerler ve o yazılar, o âyetlerden mülhem olurlar. Müslümanlar, tahsil ve terbiye îtibârıyla yükseldikçe, tikirlerini o nisbette Kur'ân'a istinad ettiriyorlar. müslümanlar, kitaplarına âşıktırlar ve onu kalblerinin bütün samîmiyetiyle mukaddes tanırlar. Halbuki, kütüb-ü İlâhiyeye nâil olan diğer milletler, ve kitaplarına ehemmiyet verirler ve ne de onlara hürmet gösterirler. Müslümanların Kur'ân'a hürmetlerinin sebebi, bu kitap payidar oldukça, başka bir dînî rehbere arz-ı ihtiyaç etmeyeceklerini anlamalarıdır. Filhakîka, Kur'ân'ın fesâhat, belâgat ve nezâhet îtibârıyla mümtâziyeti, Müslümanları başka belâgat aramaktan vâreste kılmaktadır. Edebî dehâların ve yüksek şâirlerin, Kur'ân huzurunda eğildikleri bir vâkıadır. Kur'ân'ın her gün daha fazla tecellî etmekte olan güzellikleri, her gün daha fazla anlaşılan fakat bitmeyen esrârı, şür ve nesirde üstad olan Müslümanları, üslûbunun nezâhet ve ulviyeti huzurunda diz çökmeye mecbur etmektedir. Müslümanlar, Kur'ân'ı tâ rûz-i haşre kadar pâyidar kalacak kıymet biçilmez bir hazîne addeylerler ve onunla pek haklı olarak iftihar ederler. Müslümanlar Kur'ân'ı en fasîl sözlerle, en rakîk mânâlarla coşan bir nehre benzetirler. Şâyet Monsieur Renaud (Mösyö Reno), İslâm âlemiyle temas etmek fırsatını elde edecek olursa, münevver ve terbiyeli Müslümanların Kur'ân'a karşı en yüksek hürmeti perverde ettiklerini; ve onun evâmir-i ahlâkiyesine fevkalâde riâyetkâr olduklarını; ve bunun haricine çıkmamaya gayret ettiklerini görürdü. Yeni nesiller ve asrî mekteplerin mezunları da, Kur'ân'a ve Müslümanlara karşı müstehziyâne bir cümlenin sarfına tahammül etmemektedirler. Çünkü, Kur'ân, iki sıfatla bu ehliyeti hâizdir. Bunlardan Birincisi: Bugün ellerde tedâvül eden Kur'ân'ın, Hazret-i Muhammed'e (a.s.m.) vahiy olunan kitabın aynı olmasıdır. Halbuki, İncil ile Tevrat hakkında birçok şüpheler ileri sürülmektedir. İkincisi: Müslümanlar Kur'ân'ı Arapçanın en kuvvetli muhâfızı ve esâsât-ı dîniyenin amelî bir mâhiyet almasının en kuvvetli menbâı telâkkî ederler. Binâenâleyh, Monsieur Renaud (Mösyö Reno) eserini tashih edecek olursa, bu tercümesiyle, insanları tenvir husûsunda insanlığa büyük bir muâvenette bulunur ve bâtıl îtikadların hudutlarını târ ü mâr etmeye hâdim olur.

Doktor MAURICE

* * *

ayser
21-01-11, 05:54
Allah razı olsun kardeşim

cuppulino
21-01-11, 13:00
Allah razı olsun...