keçeli
14-05-09, 18:30
Aziz ve Sıddık ve Hâlis Kardeşlerim!
Rabb-ı Rahîmime hadsiz şükür olsun ki; sizin gibileri Risalet-in-Nur'a sahib ve nâşir ve muhafız halketmiş, benim gibi âciz bir bîçarenin zaif omuzundaki ağır yükü çok hafifleştirmiş.
Kardeşlerim! Bu def'a üç mektubunuzu birden üç Hulûsi, üç Sabri, üç Hakkı gibi kıymetdar dokuz kardeş gördüm. Hapiste, Abdurrahman'ın pederi yerinde benim elbiselerimi yamalayan Hakkı'nın ciddî ve hakikatlı uhuvvetini ve talebeliğini, tahminimden daha ileri terakki ettiğini bildim, çok mesrur oldum.
Sabri kardeş! Beni saran ve bağlıyan ağır kayıdlara ehemmiyet vermiyorsun. Halbuki buradaki evhamlı ehl-i dünya benim ile pek fazla meşgul ve alâkadardırlar. Hattâ.. hattâ.. hattâ... Her ne ise.
Hem benim hakkımda bin derece haddimden ziyade hüsn-ü zan ile kıymet ve makam vermek, yalnız Risale-i Nur namına ve onun hizmeti ve Kur'an elmaslarının dellâllığı hesabına kabul olabilir. Yoksa hiç ender hiç olan şahsım itibariyle kabûle hakkım yok. Parlak ve çalışkan kalemiyle hem Risalet-in-Nur'un, hem bizim hâtıralarımızda çok ehemmiyetli mevki tutan ve yerleşen Hâfız Tevfik'in yazdığı Âyet-ül Kübrâ Risalesini münasib gördüğünüz zamanda gönderirsiniz. Dokuz sene yazılarıyle mesrurane ünsiyet eden gözlerim, hasretle o yazıları görmek istiyor.
Kıymetdar Hulûsi ve Hakkı gibi kardeşlerim!
Hakkı'nın dediği gibi, Sabri'nin mektublarını aynen onların yerine kabûl olmuş; o cihette Hulûsi ile muhabere kesilmemiş, devam ediyor. Hadsiz şükür ve hamd ü sena olsun ki; Risalet-in-Nur gittikçe parlak, hârikane fütuhat-ı îmaniye yapar. Kendi kendine inşâallah her görenin kalbinde yerleşir, muannidleri susturur. Bir hıfz-ı gaybî altında düşmanları şaşırtmış, kör gözleri onu görmüyor. İzini bulamadığı halde, parlak faaliyetini müşahede ediyorlar. Bu vakit pek ziyade ihtiyat lâzım.
* * *
Aziz, Sıddık, Kıymetdar Kardeşlerim; ve Hizmet-i Kur'aniyede Metin, Ciddî, Çalışkan Arkadaşlarım!
Yeni bir medar-ı keramet ve inâyet ve sürur olan mektubunuzu aldım. Ve Risalet-in-Nur'a ait bir ikram ve inayet-i İlahiyeyi gösterdi. Şöyle ki:
Bundan dört-beş gün evvel, şiddetli bir taharri ile menzilim teftiş edildi. Her tarafa baktıkları halde hıfz-ı İlâhî ile bizi mahzun edecek bir şey bulamadılar. Yalnız İktisad, Hastalar, İstiaze gibi altı-yedi risaleyi zararsız buldular. Sonra da Hüsrev'in ezan mes'elesi gibi müsadere kaidelerine tam muhalif olarak noksansız iade ettiler.
Ben o hâdiseden size endişe edip -dağdan dönerken- Abdülmecid, Sabri, Hüsrev, Hâfız Ali ile beraber konuşmak, acaba size de bir taarruz var mı diye sormak istedim. Ve lisanla bağırdım, geldim. Birden Emin kapıyı açtı, dördünüzün mübarek mektublarınızı verdi. Her ikimiz bu ikram ve taharrideki keramet-i hıfzıyeyi ve Hüsrev'in hilâf-ı me'mul öyle bir istida, öyle bir netice vermesindeki inâyet-i Rabbaniyeye aynı zamanda muvafık gördük; ve Risalet-in-Nur her vakit inâyete mazhardır diye şükrettik.
Aziz Kardeşlerim! Fihrist bâkiyesinin te'lifi size havale edilmişti, taksim-ül-âmâl tarzında yapsanız iyi olur.
''Maşâallah, Bârekâllah, kalemlerinizin mükemmel çalışmaları devam etmekle beraber tezayüd etmeleri ve hususan Sav'da birden çoğalması (Hacı Hâfız'a ve köyüne bin Bârekâllah) bizi fevkalâde mesrur etti. Ve Hüsrev'in tevâfuklu yazıları, hususan yaldızlı Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) nüshası ve Büyük ve Küçük Ali'lerin risaleleri buralarda tatlı, hem çok fütuhatı var. İnşâallah o mübarek kalemlerin daha çok fütuhatı olacak ve göreceğiz.
Rabb-ı Rahîmime hadsiz şükür olsun ki; sizin gibileri Risalet-in-Nur'a sahib ve nâşir ve muhafız halketmiş, benim gibi âciz bir bîçarenin zaif omuzundaki ağır yükü çok hafifleştirmiş.
Kardeşlerim! Bu def'a üç mektubunuzu birden üç Hulûsi, üç Sabri, üç Hakkı gibi kıymetdar dokuz kardeş gördüm. Hapiste, Abdurrahman'ın pederi yerinde benim elbiselerimi yamalayan Hakkı'nın ciddî ve hakikatlı uhuvvetini ve talebeliğini, tahminimden daha ileri terakki ettiğini bildim, çok mesrur oldum.
Sabri kardeş! Beni saran ve bağlıyan ağır kayıdlara ehemmiyet vermiyorsun. Halbuki buradaki evhamlı ehl-i dünya benim ile pek fazla meşgul ve alâkadardırlar. Hattâ.. hattâ.. hattâ... Her ne ise.
Hem benim hakkımda bin derece haddimden ziyade hüsn-ü zan ile kıymet ve makam vermek, yalnız Risale-i Nur namına ve onun hizmeti ve Kur'an elmaslarının dellâllığı hesabına kabul olabilir. Yoksa hiç ender hiç olan şahsım itibariyle kabûle hakkım yok. Parlak ve çalışkan kalemiyle hem Risalet-in-Nur'un, hem bizim hâtıralarımızda çok ehemmiyetli mevki tutan ve yerleşen Hâfız Tevfik'in yazdığı Âyet-ül Kübrâ Risalesini münasib gördüğünüz zamanda gönderirsiniz. Dokuz sene yazılarıyle mesrurane ünsiyet eden gözlerim, hasretle o yazıları görmek istiyor.
Kıymetdar Hulûsi ve Hakkı gibi kardeşlerim!
Hakkı'nın dediği gibi, Sabri'nin mektublarını aynen onların yerine kabûl olmuş; o cihette Hulûsi ile muhabere kesilmemiş, devam ediyor. Hadsiz şükür ve hamd ü sena olsun ki; Risalet-in-Nur gittikçe parlak, hârikane fütuhat-ı îmaniye yapar. Kendi kendine inşâallah her görenin kalbinde yerleşir, muannidleri susturur. Bir hıfz-ı gaybî altında düşmanları şaşırtmış, kör gözleri onu görmüyor. İzini bulamadığı halde, parlak faaliyetini müşahede ediyorlar. Bu vakit pek ziyade ihtiyat lâzım.
* * *
Aziz, Sıddık, Kıymetdar Kardeşlerim; ve Hizmet-i Kur'aniyede Metin, Ciddî, Çalışkan Arkadaşlarım!
Yeni bir medar-ı keramet ve inâyet ve sürur olan mektubunuzu aldım. Ve Risalet-in-Nur'a ait bir ikram ve inayet-i İlahiyeyi gösterdi. Şöyle ki:
Bundan dört-beş gün evvel, şiddetli bir taharri ile menzilim teftiş edildi. Her tarafa baktıkları halde hıfz-ı İlâhî ile bizi mahzun edecek bir şey bulamadılar. Yalnız İktisad, Hastalar, İstiaze gibi altı-yedi risaleyi zararsız buldular. Sonra da Hüsrev'in ezan mes'elesi gibi müsadere kaidelerine tam muhalif olarak noksansız iade ettiler.
Ben o hâdiseden size endişe edip -dağdan dönerken- Abdülmecid, Sabri, Hüsrev, Hâfız Ali ile beraber konuşmak, acaba size de bir taarruz var mı diye sormak istedim. Ve lisanla bağırdım, geldim. Birden Emin kapıyı açtı, dördünüzün mübarek mektublarınızı verdi. Her ikimiz bu ikram ve taharrideki keramet-i hıfzıyeyi ve Hüsrev'in hilâf-ı me'mul öyle bir istida, öyle bir netice vermesindeki inâyet-i Rabbaniyeye aynı zamanda muvafık gördük; ve Risalet-in-Nur her vakit inâyete mazhardır diye şükrettik.
Aziz Kardeşlerim! Fihrist bâkiyesinin te'lifi size havale edilmişti, taksim-ül-âmâl tarzında yapsanız iyi olur.
''Maşâallah, Bârekâllah, kalemlerinizin mükemmel çalışmaları devam etmekle beraber tezayüd etmeleri ve hususan Sav'da birden çoğalması (Hacı Hâfız'a ve köyüne bin Bârekâllah) bizi fevkalâde mesrur etti. Ve Hüsrev'in tevâfuklu yazıları, hususan yaldızlı Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) nüshası ve Büyük ve Küçük Ali'lerin risaleleri buralarda tatlı, hem çok fütuhatı var. İnşâallah o mübarek kalemlerin daha çok fütuhatı olacak ve göreceğiz.