PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Unutulan Sünnetler...


ulviye
04-02-11, 12:55
Unutulmuş bir sünneti meydana çıkarmak, çok kıymetlidir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Unutulmuş bir sünnetimi meydana çıkarana yüz şehid sevabı vardır.) [Hakim]


Sünnet; sözlükte "yol, gidiş, tabiat, alışılmış yol" manalarına gelir. İslâm dininde sünnet denilince, Hz. Peygamber'in söz, fiil ve takrirlerinin bütünü akla gelir. Hz. Peygamber'in sözlü sünnetine "hadis-i şerif", diğer davranışlarına da "sünnet" denilmiştir. Biz, sünnet kelimesine yüklenilen manayı daraltmış, sadece Hz. Peygamber'in yeme içme ve bir de giyim kuşamına hasretmişiz. Sünnet denilince aklımıza bunlar gelmiş; Hz. Peygamber'i, yemesi içmesi, oturması kalkması ile mi taklid etmek daha önemli, yoksa Kur'an'ı anlaması, tebliğ ve irşad faaliyetlerini yerine getirmesi ile mi taklit etmek daha önemli? Elbette ki, ikincisi daha önemlidir. Ben, Hz. Peygamberimin yeme içme, oturma kalkma tarzlarını ve giyim kuşam şekillerini taklit etmeyi küçümsemiyorum; sünnetin sadece bunlardan ibaret olmadığını söylüyorum.
Bugün, içinde yaşadığımız dünyada yüzüstü düşmüş bir ümmet var. Bu ümmet neden yüzüstü düştü? Yemeyi içmeyi, giyim kuşamı beceremediği için mi, yoksa daha başka sebeplerden mi? Elbette ki yeme içmeden değil, ciddi sebeplerden dolayı yıkıldık. Bizi yıkan sebepleri araştırıp, işte o konularda Hz. Peygamberimize müracaat etmeli ve ona uymalıyız.
Hz. Peygamber Efendimiz sabah namazı da dahil, günde beş vakit namazı camide cemaatle kılardı. Namazdan sonra da cemaatine kısa sohbetler yapardı. Biz bugün camileri boşalttık. Aydınlarımız ve önderlerimiz, camide cemaatle namaz kılmayı avam tabakaya bıraktılar, kendileri çok önemli işlerle (!) meşgul oluyorlar. Allah'a karşı olan kulluk borcumuzun birinci rızasını işgal eden namaz konusunda Peygamberimizin sünnetine uymayan bir toplumun iki yakası bir araya gelir mi? Gelmiyor işte. Namaza öncelik vermeyen, namazı Hz. Peygamber Efendimiz gibi kılmayan bu ümmetin düştüğü yerden kalkması çok zordur.
Hz. Peygamber Efendimiz, yirmiüç senelik peygamberlik döneminde bütün Arap yarımadasını İslâm'a kazandırdı. Onun düşmanları bizim düşmanlarımızdan daha şiddetliydi. Onları alt etmesini nasıl becerdi? Kısa zamanda bu dini üç Türkiye büyüklüğündeki toprak parçasına nasıl yaydı? Bana göre asıl sünnet işte budur. Yani, Hz. Peygamber Efendimizin bu konuda takip ettiği siyaset, yol, yöntem ve metoddur, sünnet olan işte budur. Bunu sünnet olarak kabul etmek ve hayatımıza taşımak bize çok zor geldiği için, devamlı yeme, içme, yatma, kalkma, giyme gibi sünnetleri gündeme getiriyoruz galiba.
Hz. Peygamber, aileye ve aile çevresine çok önem verirdi. Hanımları, çocukları, torunları, yakınları ve çevresi ile olan münasebetleri bizim için çok önemlidir. İşte asıl sünnet budur.
Medine'de yaptırdığı mescidin girişindeki Suffe'de bir nesil yetiştirdi. Kendinden sonra İslâm'ı en uzaklara işte bu nesil götürdü. Bizim böyle bir derdimiz var mı? Kendi işlerimize verdiğimiz önem kadar Müslüman bir neslin yetişmesine de önem verebiliyor muyuz? Bu konuda sünnete neden tabi olmuyoruz?
Medine'ye hicretten sonra Mekkeli Muhacirler ile Medineli Ensar'ı birbirine kardeş yaptı. Bu iki nesil birbirleriyle kaynaştı; bir ümmet meydana geldi. Ümmet olmanın temelinde kardeşlik, dostluk ve muhabbet vardı. Hal böyle iken, biz neden birbirimizin aleyhinde konuşuruz? Hz. Peygamber'in hayatında ümmetin iki ana kolu Ensar ve Muhacir'dir. Savaşlarda her ikisinin de sancağı ayrı olurdu. Ama isimlerinin ve sancaklarının ayrı olması bir ve beraber olmalarına engel değildi. Neden bugün biz, cemaatler konusunda "sünnet olana tabi olalım" demiyoruz?
"Unutulan sünnetler" kavramını yeniden gündeme getirelim ve gerçekten unutulan sünnetlerimizi hayata taşıyalım. Ne dersiniz?

ulviye
04-02-11, 13:02
"Unutulan sünnetler" konumuza bir ilave yapacak olursam müsaadenizle;
Efendimizin hal ve davranışları ,sözleri, yaşamı,tatbiki uygulamaları sünnet başlığı altındaysa işte size unutulan sünnetinden bir örnek......
O bir üsve-i hasenedir. O’nun (s.a.s.) bizler için örnek olduğu önemli konulardan biri de aile kurumu ve eşler arasındaki münasebetlerdir. O’nun eşlerinin birden fazla olup onların değişik kültür ve yaşta olmasının belki de önemli hikmetlerinden biri, ümmetine aile konusunda örnek olması ve eşlere nasıl davranılacağını detaylı bir şekilde göstermesidir. Günümüz insanlarının aile kurumunu tam olarak ayakta tutamaması, özellikle de O’na inananların ailevi ilişkiler noktasındaki eksikliklerinden dolayı, boşanmaların artması, ailevî kavgaların çoğalması, boşanmadan dolayı arkada kalan çocukların çeşitli sıkıntılara maruz kalması gibi olumsuzlukları da düşündüğümüzde, yeniden O Örnek İnsan’ın bu yönüne ihtiyacımız daha bir önem kazanmaktadır.
Allah Resûlü, hanımlarıyla oturur konuşur; hatta bir arkadaş gibi onlarla bazı meselelerin müzakeresini bile yapardı. Peygamber’in, onların düşünce ve fikirlerine kat’iyen ihtiyacı yoktu; çünkü O, vahiy ile müeyyetti. Ancak O, ümmetine bir şeyler öğretmek istiyordu. O güne kadar olanın aksine, kadın, çok muallâ bir yere oturtulacaktı. Allah Resûlü bunun pratiğine de yine kendi hanesinden başlıyordu.
Son Nebi Hz. Muhammed’in (s.a.s.) getirdiği İlahi Beyan’da özellikle erkeğe hitapta bulunularak eşiyle hoşça ve güzelce geçinmesi, onda hoşlanmayacak bir yön görse bile bunu kavga ve ayrılma sebebi yapmaması, bunlara katlanmak suretiyle bilmediği başka yön ve yerlerden mükâfatların takdir edileceği (Nisa Sûresi, 4/19) vaat edilmiştir ki, böyle bir tavsiye, eşler arasındaki ahengin ne kadar önemli olduğunu göstermesi açısından oldukça manidardır.
İnsanların tek başlarına hayatlarını devam ettirmeleri oldukça zordur. Beraberce yaşama, ancak birlikte iş yapmayla olur. Aynı yuvayı paylaşan eşler ise yardımlaşmaya en fazla muhtaç olanlardır. Bir evin işleri, eşlerin beraberce taşın altına ellerini koymalarıyla kolaylaşır, hayatları çekilir hâle gelir, zorluklar aşılır. Eşlerin konumu ne olursa olsun, bir eş, evinde eştir. İşi ve makamı evdeki bu fonksiyonuna hiçbir engel teşkil etmez, etmemelidir. “Şu konumdayım! İş yerindeki makamım bu işleri yapmaya engeldir! Toplumdaki statüm şudur!” gibi bahaneler, sadece sorumluluktan kaçma ve rahatı seçmenin yalancı kaçamaklarıdır. Hiç kimsenin konumu Kâinatın Efendisi kadar yüksek, işleri O’nun kadar yoğun ve statüsü de O’nunki kadar yüce değildir. O ki (s.a.s.), her an vahye muhataptı ve Cebrail’le sohbet ediyordu. Melekler selam duruyor, âlemin işi O’nu bekliyordu. Ama O (s.a.s.) yine de eşlerine yardımdan geri durmuyordu. Durmuyor ve ümmetine bu konudaki ideal ölçüyü gösteriyordu.
İşte Âlemlerin Efendisi’nin (s.a.s.) eşlerine yardımdaki birkaç örneği. Evinde ailesinin işleriyle kendisi ilgilenirdi. Elbisesini mübarek elleriyle kendisi dikip yamardı.
Koyunlarını kendisi sağıyor, ayakkabılarını kendisi tamir ediyordu, kendi hizmetini kendisi görüyor ve devesini de kendisi yemliyordu. Hizmetçisiyle beraber yemek yiyip hamur yoğurduğu zamanlar da olurdu. Çarşıdan aldığı malları kendisi taşır, çocuk işlerinde eşlerine yardım ederdi.
Eşlerinin bir sıkıntısı olduğunda onlarla ilgilenir, ağlayan birini gördüğünde teselli eder, elleriyle onun gözyaşlarını siler ve böylece ağlamasını dindirmiş olurdu.
Kadınlara karşı hayırlı olmanın bir ölçüsünün de onlara hakaret etmeme ve onları asla dövmeme olduğunu görüyoruz. Başka insanlara bile hakareti hoş karşılamayan Hz. Peygamber (s.a.s.) özellikle eşlere karşı daha hassas olunmasını tavsiye etmiş, hele dövme gibi insana yakışmayan kaba-güç gösterisini asla tasvip etmemiştir. Bilhassa gündüz, kadını hayvan döver gibi dövüp gece de yanına gitmeyi sert bir lisanla kınamıştır.
Hz. Aişe Vâlidemiz anlatıyor:
“Allah Resûlü (s.a.s.), bir gece bana hitaben; ‘Ya Aişe’, dedi, ‘müsaade eder misin, bu gece Rabbimle beraber olayım?” (O, Rabbiyle beraber olmak için bile hanımından müsaade isteyecek kadar incelerden ince bir insandı. Ben, ‘Yâ Resûlallah! Seninle olmayı isterim; fakat senin istediğini daha çok isterim.’ dedim. Sonra, Allah Resûlü (s.a.s.) abdest aldı, namaza durdu, kırâatinde ‘İnne fî halkissemâvâti ve’l ardi’ âyetini okudu, okudu ve sabaha kadar gözyaşı döktü.”

guzelhan
05-02-11, 20:11
Allah cc razı olsun

ayser
08-02-11, 05:22
Allah razı olsun kardeşim