Hatice_Sultan
04-04-11, 13:12
Sözler’ce kalbimize yağmak için, Mektup’larca ruhumuza varmak için, aklımıza Lem’a Lem’a Şualar düşürmek için saflaştı, inceldi, çoğaldı, çağladı.
Yağmurla ilk kez çay kokulu bir sonbahar akşamı tanıştım.
Karşımdan değil, yanımdan konuşuyordu yağmur.
Yağmur gibi yükseklerden konuşuyor ama yumuşakça iniyordu zihnime.
“Yağmurca” söylüyordu, incitmesiz ve berrak.
Sessiz ama ahenkle; kimseyi kimseden ayırmadan ve herkese özel olarak düşüyordu Sözler’i.
Kağnı sırtında meçhul bir sürgüne giderken, öküzün kanayan ayağını dert edinen Yağmur’du.
Sessiz ve kimsesiz bir yalnızlığa itilirken, yavrusuna giden kuşlara kanat geren Yağmur’du.
Barla’nın hüzünlü yalnızlıklarında, Çam Dağı’ının vahşetli gecelerinde çise çise yağan, sessizce çoğalan, hece hece biriken, Sözler’ce taşan Yağmur’du.
Denizli, Eskişehir, Afyon hapishanelerinin duvarlarını yıkan bakışlarla yağdı Yağmur. Parmaklıklara inat yeryüzünün her noktasına vardı, zerreden küreye herşeyi tefekkürle yıkadı yağmur.
Bir bahar günü, Eğirdir Gölü’nün yeni açmış çiçekleri, taze kokulu yapraklarıyla sele dönüştü yağmur.
Yaprak yaprak, çiçek çiçek binlerce Esmâ’ya şebnem oldu.
Esmânın güzel kanatları arasında bizi Haşre, Ebede, Cennete taşıdı Yağmur.
Gözlerimizin gördüğü suretlerden gönlümüzün gördüğü hakikatlere sürükledi bizi.
Öylece “yeryüzündeki rahmet eserlerine nazar” eyledik.
Ve öylece dirilişe, hesaba, ebede vardı aklımız.
Yusuf’un[as] rüyasıyla uyandırdı bizi.
Kuyuda ve zindanda aklımızı hakikate boğdu.
Yunus’un[as] gecesiyle aydın etti gözümüzü.
Yunus’un[as] denizinde dalga dalga gerçeğe savurdu nefsimizi.
İbrahim’in[as] düştüğü yangından bize ebedî güller devşirdi.
Musa’nın[as] asasını dilimize verdi; taşı tefekkürümüze taşıdı, katı kalpleri taşla yumuşatacak Sözlerle geldi.
Eyyub’un [as] sabrını yüreğimize indirdi Yağmur.
Damağımıza metanetli bir Eyyub duası yapıştırdı.
Ve ‘Bütün Zamanların En Güzel Yağmuru’nu, Muhammed Mustafa Aleyhisselatüvesselamı, ‘Reşha, Reşha’ bu çorak iklime, bu kurak dimağlara indirdi Yağmur.
Gülü ve salâvatı, bülbülü ve nübüvveti, insanı ve haşri, geceyi ve yıldızları, göğü ve tevhidi yeniden yeniye yoğurup yıkadı Yağmur.
Hiç incitmeden, yıkmadan ve kırmadan, üzmeden ve korkutmadan alnımıza, aklımıza yağdı.
Hiç ayırmadan ve bölmeden, hiç zorlamadan ve yormadan dimağımıza ve damağımıza değdi Yağmur.
Ve hala Sözler’ce yağıyor yüzümüze, sabahları şebnem olup Lem’a Lem’a parıltılar saçıyor, ebedi bir bahardan, sonrasız bir andan taze ve sımsıcak Mektuplar taşıyor, sayfalar boyu gökkuşağı oluyor, gözümüze ve gönlümüze Şualar gönderiyor.
Yağmur hâlâ yağıyor.
Rahmet rahmet müjde indiriyor gönlümüze.
Senai DEMİRCİ
Yağmurla ilk kez çay kokulu bir sonbahar akşamı tanıştım.
Karşımdan değil, yanımdan konuşuyordu yağmur.
Yağmur gibi yükseklerden konuşuyor ama yumuşakça iniyordu zihnime.
“Yağmurca” söylüyordu, incitmesiz ve berrak.
Sessiz ama ahenkle; kimseyi kimseden ayırmadan ve herkese özel olarak düşüyordu Sözler’i.
Kağnı sırtında meçhul bir sürgüne giderken, öküzün kanayan ayağını dert edinen Yağmur’du.
Sessiz ve kimsesiz bir yalnızlığa itilirken, yavrusuna giden kuşlara kanat geren Yağmur’du.
Barla’nın hüzünlü yalnızlıklarında, Çam Dağı’ının vahşetli gecelerinde çise çise yağan, sessizce çoğalan, hece hece biriken, Sözler’ce taşan Yağmur’du.
Denizli, Eskişehir, Afyon hapishanelerinin duvarlarını yıkan bakışlarla yağdı Yağmur. Parmaklıklara inat yeryüzünün her noktasına vardı, zerreden küreye herşeyi tefekkürle yıkadı yağmur.
Bir bahar günü, Eğirdir Gölü’nün yeni açmış çiçekleri, taze kokulu yapraklarıyla sele dönüştü yağmur.
Yaprak yaprak, çiçek çiçek binlerce Esmâ’ya şebnem oldu.
Esmânın güzel kanatları arasında bizi Haşre, Ebede, Cennete taşıdı Yağmur.
Gözlerimizin gördüğü suretlerden gönlümüzün gördüğü hakikatlere sürükledi bizi.
Öylece “yeryüzündeki rahmet eserlerine nazar” eyledik.
Ve öylece dirilişe, hesaba, ebede vardı aklımız.
Yusuf’un[as] rüyasıyla uyandırdı bizi.
Kuyuda ve zindanda aklımızı hakikate boğdu.
Yunus’un[as] gecesiyle aydın etti gözümüzü.
Yunus’un[as] denizinde dalga dalga gerçeğe savurdu nefsimizi.
İbrahim’in[as] düştüğü yangından bize ebedî güller devşirdi.
Musa’nın[as] asasını dilimize verdi; taşı tefekkürümüze taşıdı, katı kalpleri taşla yumuşatacak Sözlerle geldi.
Eyyub’un [as] sabrını yüreğimize indirdi Yağmur.
Damağımıza metanetli bir Eyyub duası yapıştırdı.
Ve ‘Bütün Zamanların En Güzel Yağmuru’nu, Muhammed Mustafa Aleyhisselatüvesselamı, ‘Reşha, Reşha’ bu çorak iklime, bu kurak dimağlara indirdi Yağmur.
Gülü ve salâvatı, bülbülü ve nübüvveti, insanı ve haşri, geceyi ve yıldızları, göğü ve tevhidi yeniden yeniye yoğurup yıkadı Yağmur.
Hiç incitmeden, yıkmadan ve kırmadan, üzmeden ve korkutmadan alnımıza, aklımıza yağdı.
Hiç ayırmadan ve bölmeden, hiç zorlamadan ve yormadan dimağımıza ve damağımıza değdi Yağmur.
Ve hala Sözler’ce yağıyor yüzümüze, sabahları şebnem olup Lem’a Lem’a parıltılar saçıyor, ebedi bir bahardan, sonrasız bir andan taze ve sımsıcak Mektuplar taşıyor, sayfalar boyu gökkuşağı oluyor, gözümüze ve gönlümüze Şualar gönderiyor.
Yağmur hâlâ yağıyor.
Rahmet rahmet müjde indiriyor gönlümüze.
Senai DEMİRCİ