aycan
18-04-11, 14:17
http://galeri.uludagsozluk.com/4/bedi%C3%BCzzaman-said-nursi_891.jpg
Gülün gülle alınıp satıldığı bir pazarda, gülü sevgi ile tartan, ‘Gül sevdasından dolayı, gül yurduna sürülen bir dava adamının izine düştük Isparta yollarında. Dağlarda kar eridikçe, ovasında gül açan bir şehir Isparta. Memleketin dağlarına kar bastırınca “Ben kışta geldim siz baharda geleceksiniz” diyen Bediüzzaman Said Nursi (ks) kendinden sonra gelenlere gül bahçesi bırakmak için dağın karına, boranına aldırmadan, kalemine sarılmış Barla sürgününde.
Ülke meselelerinden kaçıp Van’da Erk Dağı’nda bir mağarada tefekkür alemine dalan Said Nursi, doğudaki Şeyh Said Ayaklanması’na karşı olmasına rağmen, tutuklanarak Erzurum’a, oradan Trabzon’a, oradan Antalya’ya oradan Burdur’a, oradan da Isparta’ya getirilmiştir.
Bediüzzaman’nın sürgüne gönderildiği Isparta’dan izini sürüyoruz. Isparta’da kaldığı iki katlı evi müze haline getirilmiş. Kendisinden kalan eserler burada sergilenmekte. Geride kalan eserlere baktığımızda, dünya adına hiçbir mala sahip olmadığını görüyoruz. Yamalı elbiseler, demir bir somya, ibrik, çaydanlık, çorap, yorgan ve el yazması eserlerinden başka bir şey yok. Hizmet için kullandığı arabası, tüm sessizliği ile garajda hala bekliyor.
BEDİÜZZAMAN’IN HARİKA HALLERİNDEN…
• Matematiğe dair bir kitap yazdığını ve 27.dereceden denklem çözümleri yapabildiğini…
• 1907’de İstanbul’da kaldığı otelin kapısına “Burada her suale cevap verilir ama sual sorulmaz” yazdırdığını…
• Mardin’den kendisini götüren askerlere namaz vakti geldiğinde kelepçelerin çözülmesini istediğinde bu isteği kabul edilmeyince “Bismillah” deyip kelepçeleri çözdüğünü… Bunu nasıl yaptığını soranlara da “Bu namazın kerametidir” dediğini…
• Said Nursi ismindeki “Nursi “kelimesi doğduğu Nurs köyünden gelir. Eserlerine de Risale-i Nur denilmiştir. Annesinin adı da Nuriye’dir.
• Annesi Nuriye Hanım’ın O’nu abdestsiz emzirmediğini…
• Yediği yemeğin taneciklerini yardımlaşmayı sevdikleri ve Cumhuriyetçi oldukları için karıncalara verdiğini
• 1922 yılında Ankara’ya geldiğini ve Millet Meclisinin kendisini resmi tören ile karşıladığını…
Ve daha bir çok üstün özelliklerinden dolayı, daha gençlik yıllarında, zamanın alimleri tarafından, kendisine ‘Zamanın harikası’ anlamına gelen ‘Bediüzzaman’ lakabının verildiğini… BİLİYOR MUYDUNUZ?
NURLU SÖZLER’İNDEN
“Elde Kur’ân gibi bir mucize-i bâki varken, başka burhan [delil] aramak aklıma zâid [gereksiz] görünür. Elde Kur’ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, münkirleri ilzam [susturmak] için gönlüme sıklet [ağırlık] mi gelir?” (Sözler, s, 365)
“Cenâb-ı Hakka iman eden, elbette O’na itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi [doğru olanı] ve en kısası, bilâşüphe, Habibullahın gösterdiği ve takip ettiği (Ehl-i Sünnet) yoludur.” (Lem’alar, s, 52)
“Marîz [hastalıklı] bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi; ittiba-ı Kur’andır.” (Kur’an’a uymaktır). (Mektubat, s, 468)
“Azametli, bahtsız bir kıt’anın; [Asya’nın] şanlı, talihsiz bir devletin; [Osmanlı] değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi, İttihad-ı İslâm’dır [İslam birliği].” (Mektubat, s, 468)
“Dost istersen Allah yeter. Evet, O dost ise her şey dosttur.
Yârân istersen Kur’ân yeter. Evet, ondaki enbiya ve melâike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını [yaşadıkları olayları] seyredip ünsiyet (yakınlık) eder. Mal istersen kanaat yeter. Evet, kanaat eden iktisat eder; iktisat eden bereket bulur. Düşman istersen nefis yeter. Evet, kendini beğenen belâyı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen safâyı bulur, rahmete gider. Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan [dünya sevgisinden] kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır.” (Mektubat, s, 282)
“ÜMİTVAR OLUNUZ. ŞU İSTİKBAL İNKİLABATI İÇİNDE EN YÜKSEK GÜR SADA, İSLAM’IN SADASI OLACAKTIR…”
Gülün gülle alınıp satıldığı bir pazarda, gülü sevgi ile tartan, ‘Gül sevdasından dolayı, gül yurduna sürülen bir dava adamının izine düştük Isparta yollarında. Dağlarda kar eridikçe, ovasında gül açan bir şehir Isparta. Memleketin dağlarına kar bastırınca “Ben kışta geldim siz baharda geleceksiniz” diyen Bediüzzaman Said Nursi (ks) kendinden sonra gelenlere gül bahçesi bırakmak için dağın karına, boranına aldırmadan, kalemine sarılmış Barla sürgününde.
Ülke meselelerinden kaçıp Van’da Erk Dağı’nda bir mağarada tefekkür alemine dalan Said Nursi, doğudaki Şeyh Said Ayaklanması’na karşı olmasına rağmen, tutuklanarak Erzurum’a, oradan Trabzon’a, oradan Antalya’ya oradan Burdur’a, oradan da Isparta’ya getirilmiştir.
Bediüzzaman’nın sürgüne gönderildiği Isparta’dan izini sürüyoruz. Isparta’da kaldığı iki katlı evi müze haline getirilmiş. Kendisinden kalan eserler burada sergilenmekte. Geride kalan eserlere baktığımızda, dünya adına hiçbir mala sahip olmadığını görüyoruz. Yamalı elbiseler, demir bir somya, ibrik, çaydanlık, çorap, yorgan ve el yazması eserlerinden başka bir şey yok. Hizmet için kullandığı arabası, tüm sessizliği ile garajda hala bekliyor.
BEDİÜZZAMAN’IN HARİKA HALLERİNDEN…
• Matematiğe dair bir kitap yazdığını ve 27.dereceden denklem çözümleri yapabildiğini…
• 1907’de İstanbul’da kaldığı otelin kapısına “Burada her suale cevap verilir ama sual sorulmaz” yazdırdığını…
• Mardin’den kendisini götüren askerlere namaz vakti geldiğinde kelepçelerin çözülmesini istediğinde bu isteği kabul edilmeyince “Bismillah” deyip kelepçeleri çözdüğünü… Bunu nasıl yaptığını soranlara da “Bu namazın kerametidir” dediğini…
• Said Nursi ismindeki “Nursi “kelimesi doğduğu Nurs köyünden gelir. Eserlerine de Risale-i Nur denilmiştir. Annesinin adı da Nuriye’dir.
• Annesi Nuriye Hanım’ın O’nu abdestsiz emzirmediğini…
• Yediği yemeğin taneciklerini yardımlaşmayı sevdikleri ve Cumhuriyetçi oldukları için karıncalara verdiğini
• 1922 yılında Ankara’ya geldiğini ve Millet Meclisinin kendisini resmi tören ile karşıladığını…
Ve daha bir çok üstün özelliklerinden dolayı, daha gençlik yıllarında, zamanın alimleri tarafından, kendisine ‘Zamanın harikası’ anlamına gelen ‘Bediüzzaman’ lakabının verildiğini… BİLİYOR MUYDUNUZ?
NURLU SÖZLER’İNDEN
“Elde Kur’ân gibi bir mucize-i bâki varken, başka burhan [delil] aramak aklıma zâid [gereksiz] görünür. Elde Kur’ân gibi bir burhan-ı hakikat varken, münkirleri ilzam [susturmak] için gönlüme sıklet [ağırlık] mi gelir?” (Sözler, s, 365)
“Cenâb-ı Hakka iman eden, elbette O’na itaat edecek. Ve itaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi [doğru olanı] ve en kısası, bilâşüphe, Habibullahın gösterdiği ve takip ettiği (Ehl-i Sünnet) yoludur.” (Lem’alar, s, 52)
“Marîz [hastalıklı] bir asrın, hasta bir unsurun, alîl bir uzvun reçetesi; ittiba-ı Kur’andır.” (Kur’an’a uymaktır). (Mektubat, s, 468)
“Azametli, bahtsız bir kıt’anın; [Asya’nın] şanlı, talihsiz bir devletin; [Osmanlı] değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi, İttihad-ı İslâm’dır [İslam birliği].” (Mektubat, s, 468)
“Dost istersen Allah yeter. Evet, O dost ise her şey dosttur.
Yârân istersen Kur’ân yeter. Evet, ondaki enbiya ve melâike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını [yaşadıkları olayları] seyredip ünsiyet (yakınlık) eder. Mal istersen kanaat yeter. Evet, kanaat eden iktisat eder; iktisat eden bereket bulur. Düşman istersen nefis yeter. Evet, kendini beğenen belâyı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen safâyı bulur, rahmete gider. Nasihat istersen ölüm yeter. Evet, ölümü düşünen, hubb-u dünyadan [dünya sevgisinden] kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır.” (Mektubat, s, 282)
“ÜMİTVAR OLUNUZ. ŞU İSTİKBAL İNKİLABATI İÇİNDE EN YÜKSEK GÜR SADA, İSLAM’IN SADASI OLACAKTIR…”