m_safiturk
29-04-11, 16:14
Söz sakinleri...
Yaşamdan elinde kalanlar kapuk bir tespihin taneleri kadar sakçın,ve gözünde büyüyenler kaç kın birkaç boncuk tanesi.Hayallerin boyadığı boy aynaları kefen biçiyor perde arkasına.Bir küçük fidan bir incir çekirdeği birkaç cam parçasını süpürmek ve kadırmak mıydı yerden İnsancalığın kalender olguları.
..............................................
Duyarlı olmanın duyargalarının alıcılarını çevirdiği frekanslar algısında ne vardı?Taş bir plak..bir taş bebek.Bir kelebek ölüsü.Veya kuşluk vaktine demlenmiş bir ayrılık hüznü…Beklide en uzun ve en büyük davetin gökyüzünü yaldızlayan sesiyle kulaklarından kalbine ivme çektiği bir seri gerçeğin minarelerle göğsüne yazıldığı sonsuzluk abideleriydi.
.................................................
Endamı ,gül endamdı zannının feleklerinde..şimdi ayrıştırdığı aykırıklık ayrılacığında ,sakalları kirli ve bulanık.Gözlerinde katran lekesi.Aradığı küçük bir hamamda bir hamam tası.Bütün tasası arınmak,bütün kavgası kurtulmaktı birikintilerin biriktirdiklerinden.Fikrin tümör vardı..Sofostası açlıktan ölen bir bilgelik doğurmuştu,kimsenin ve kimsesinin ve kimliliğinin işine yaramayan haylaz ve ölgün bir bilgelik.
.................................................. .
Öksüz bir felsefe yetimane ağlayışlarıyla şafak sayıyor karanlığın ellerinde.Dakikalar esaretten azade bir vakti hırsla istiyorlar.Güneş doğsaydı karşı tepelerden keşki.Keşki rüzgar hep tanıdık esseydi.Keşki kör olmasaydı kalbimin gözleri diyordu evvel ağlamanın ahir ağlamaya inatla kılıç çektiği nadim ayak diremeleri.
..................................................
Yadigâr! Yadigâr! Ne kadar vefalısın kazan karası diplerinle. Nasılda tutmuşsun köprü başını kendime gelemiyorum. Çalıştığım çalıştırıldığım işçiliğimin mirası sen misin.Şu ömrümün süzeğinden süzülenler nereye gitti.Bu tortular bu curuf kalıntılar mı kazandığım.Ah! yadigar ne kabuslu bir uykuymuşsun.Ey ömür,sana da Hey hat’lar olsun.Kör olası heva…
.................................................. .
Ben filosunun egosuna olan aşkından dı bencillik savaşlarının kıydığı hakim tepelerin hamisiz çocukları.İhtiras gagalıyor dehşetin sinir uçlarını.Mülteci isterimin ilticası yaşayamamak endişesinden değildi kuzguncuğum..Dü çeşm hayatımın iki göz iki çeşme ayn-ı amalıkla millenmiş hissiz Şevketsiz ağlamalarına dayanacak anne yüreğimin alıp başını gittiği sabahlara uyanmamaktı.
.................................................
Geceyi üzerinden kaldıran bir hiffetin sabah ettiği..Sabahın o hiffetin haddini aşmış hafifliğine dem den bir karar kıldığı anlar sofrayı hazırlıyor.Rüyalar bir şeyler tırtıklamış günceden gülce değil.Tuti kuşu nedir ağzında gevelediğin.Denizden çarşafını açacak bir neharımız olmayacak mı?Şu esaretin beti benzi atmayacak mı?Tam orta yerinden şu dehlizi derinlere saplayan siluet alıp başını gitmeyecek mi?
.................................................
Sevgiye dair..Yaşama ait..Hayat mematla ilgili..Görmekle görünmekle ilişik..Okumak okunmakla orantılı..Bulmak kaybetmekle alakalı..Güneş ve ay ve dünya gibi evrenle bağlı..mevsimler gibi peşi sıra..gün doğumu ve ömrün gurubu ile rabt edilmiş en önemli,en ehemmiyetli en gerçek en aydınlık koridorların sonundaki ışık;bir bir kelebek ağırlığında kon avuçlarıma..Özgürlük sıyrılıp çıkmaksa bedenden bedencilikten gel bu beni…
.................................................
Bir şey tutmaya çalışıyorum bir şey..Gördüğüm ama uzak..Yakın ama ben gurbetim.Özlemek yüreğimi hoplatan bir dürtü.Dönüp dolaştığım ardımın izlerindeki adımlarımın ağırlığı ile belirgin.Ve tedirgin dakikaların korktuğu kayıp zaman.Titreten karanlığa rağmen nasıl gülüyorsun ey alaycı boya..kup kuru kemikler bir yığın çöllere rağmen…
.................................................
Bana içi dolu bir kelime söyle, boşluktan başka…
.................................................. ..
Sorgulama gerçeğinin ,içtenlikle aradığını somut aynalarda soyut kavramlar gösteriyordu.Direnişin adı, omuz silkmenin evrim gulyabaniliğini güya fikri bir postta görmekti.Körlerin rağbet ettiği ateş dansının zevkinden kendinden geçmiş ağız salyalarıyla yazılmış bir süre söz ölüsü doğurmuş leşler arasındaki yol alan gemi kıyamete demir atmak üzere seferine devam ediyor.Uyanmış asrın gözü aydın…
..................................................
Uzun uzun konuşmaya izin vermeyen en önemli lisan, anne karnında düşmekle başlayan bir akışın kendini toprakla mecz ettiği harman gününe ait bir noktadan ibaret sonluluktu. Neden ve niçinleri didiklemekle yolculuk kesilmediğinden, en akıllı hareket bu sorularun niçinliğini öğrenmek kastı ile sormakla, sevince dönmüş cevapların kollarını aşkla açmış mana kavuşmalarının kanat çırpışları huzur ta kendisiydi. Yoksa aykırı durmanın sinirlerine kadar insanı ayrıştırdığı inadın,yutağında toplanmış pişmanlıklarının fayda vermeyeceği ana kadar,ötelemeyi ihmal zannının başına açtığı felaketin koptuğu,artık “çok geçlerin” uyandırmasını beklemeden uyanmaktan başka çare de yoktu.Vel hasıl barışmak yaşamanın en anlamlı duruşuydu.Çünkü bu savaşın galibi herkesi eşitleyen ölümün sesi ve ötesiydi…
Bu çaresizliğin bir kabulü değil di..aklın gereğini kalbinle bütünleştirmiş yanılmayan ve yanıltmayan ifadelerin tanımladığı gerçeğin aynen anlatıldığı gibiydi.Güneş sözünden hiç dönmedi.Dünya yörüngesinden çıkmadı..Toprak hep anaydı..Ahdini bozmuş bir döneklik varsa oda ayrılığıyla eline tutuşturduğu elemlerle meşhur perişan zevklerden ibaret bir uğursuzluğun adıydı..adı her neyse….
..................................................
Hava yavaş yavaş kararıyor..Dünyanın üzerine çekilen bu asırlık örtünün altında saklanan ve biriken bir yaşamın tortuları yüreğe çöküyor.Zaman kuru toprak kadar çatlamış.Ellerin zorlayacağı bir sema yok.Ötelenmiş yarınlar karanlığın gulyabanileri.Bir yarın daha tutuşturulmuş ataklarla savuşturulmaya çalışılan bir gelecek.Başını iki yana sallayan metruk bir teselli.Ne günlere kalmış ayrılığın mahşere uzanmış kollarındaki mesul temenniler..Hey hatlı çizgiler kıvrım kıvrım kendini örüyor.Kitap okumak zor kitap gibi okunmak zor.Kitabını okumak zor,yazdırmak kolay…
Nefes işte bir alımlık bir verememelik.Sen bilirsin diyorum kabuk tutmuş alıklığıma…Sen bilirsin…
.................................................. .
İki denizin bir birinden ayrılığı..Biri Müberra pak ve tertemiz..diğeri aslının küflenmiş yosunlarını deniz atında taşıyor..Yorgun ve tevekkülsüz…
İki denizin bir birinden farklılığı..Biri sonsuz ve ebedi bir bahr-i umman..diğeri rücusu kati..kendi firari gri bir sudan terkipli bir alil damla…
İki denizin bir birini aradığı yer..biri gel diyen dalgaların ebedi ışığı..diğeri gelmesi tereddütlü bir karanlığın göz yumduğu bir zavallılık.
Ey mükemmellik, yolunu şaşırmış şu varlık mükerremliğin cahilliğinin sırıl sıklam olduğu meşum damlaları kendi enginliğine kat ki görünmesin… İki denizin bir birine karışmadığı ince çizginin üzerinde duanın hassas ve dikkatli adımları, sahilin mavi gözlerine doğru yürüyor zaman zaman…
Rakik ve dakik uyuyor bilmezden gelinen bilinenler…Ve gece makberin davetine açık gayriliklerin kavuştuğu mekanları kazıyor.Kimine yavaş,kimine hızlı,kimilerine toplu..Ey idrak sağ yanın uyuşmuşsa sol yanında dön..Sanki ,dön de görülmeyesin………
.................................................. ..
Hadi,Güneş bugün çıkmadı farz et.Akşamda olmayacak mesela.Bir kere bile kendine ne oldum..oldum mu..ne oldum diye sormadan geçen zamanın kara kovanları da boş aklın duvarları gibi.Bir yerden gelip bir yere giderken bir defa bile okumadığın bir bilet mi ömür dediğin…
.................................................. .
Gözlerde kurşun levhalar..Kulaklarda çığırtkan mil sesleri…Neden bu kadar kör,hayat gözlü ölgün insanlık.
Sorunların gaz odasında baskı terörü ve göçer kaçkınlıklar adımların tabanlarını yağlar.Bön ben baka kalırsın şaşı saatlere..peh ki ne peh…
.................................................. ....
İnsan okuduğu kadar okunur aslında.Belki bütün asıl ve fasıllarını gözden geçirdiğinde olgunluğa ermiş bir iki satırın sözlere süzülüşünden, kalan posaların kalbinde tuttuğu matemler özlemin ağlamalarıdır.Mükemmellik hep iyi neticenin vasfının klasörü değildir.Bazen uyuşmuş bir ceset,sancılı bir hasret uğradığı bezginliğin mükemmelliğinde harap olmanın ellerini buruşturduğu ve gözlerinin önünde gönlünün göğe kaldırdığı dileklerinde toprak olana kadar ayrılığa “hoş geldin sevgilim” diyecek bir gurubun ve bu sesiz yakarış yıkılışlılığı da bir mükemmelliktir.Bu kitap varlık kitabı içinde bir nokta olmanın farkındalığının katibin ilmine dönmek isteyişin sonsuz mürekkebiyle tutanağı tutulmuş bir gurbetin arz-u halidir…
.................................................. ......
İçinde ben olmayan bir huzurun, tavan tahtalarını yitirdiği uykuların, gözünü budaktan sakınmaz yiğitliğinin yerinde yeller esiyor.Her yer beton olmuş.Bu taşlıkta avuntu, kefen renkli bir dalışın beyaz gelinliğinde kaybolan şiirleri bulmak ihtimalidir.Yokluğumun varlığımı sevip sardığı geceler ise anne kucağı kadar teskin edici…Şarkılar şiirler ve dahi felsefenin Yunancası ve amsalinin,bu bab da dili tutulmuştur.Ninemin üzerime örttüğü bir yamalı yorgandı hayat..ne mutlu görene,güzel gördüğünü sevebilene demekten kendini alamayan baston eğimli bir nasihat tünüyor sözün bir yerine dostlara selam dolu..Boş kelimeler mazur..Akşam oldu…
.................................................. ....
Bana doğruyu söyle ey arz..Arzuma az mıdır ,azık mıdır dünya.Heybem gün ortasının battal kağıdı bir beyaz çizgi bir siyah nokta,vaz geçilmez efkarım varım yoğum sensin süveyda…
.................................................. ....
Dalından kopmuş bir yaprak gibi fikir..Düşünce düşünceli..iz sürüyor zaman…Kayıtlar kelepçeler ve daha nicelerin dizleri kırılmış.Beli bükülmüş kelimelerin.Kurak bir dilbazlık..betra bir neden paslı bir güfte..birden uzak birliklerin kesretinde taş yağmurları.Recm necm bir birine karışmış gökyüzünde kalbim arşında tavanım talan asuman maphus...
.................................................. ....
Düşmanlar ve dostlar..Kimler dostlar ?kimdiler düşmanlar?Kendi dünyamızın dışında bir çok düşmanlar üretebiliriz.Belki güzel zanlarımızla dostlar..ve onlarla yaşar bu kurgunun idarecisi olarak mükafat ve cezalar belirleyebiliriz.İç dünyamızda azl ettiğimiz arkadaşlıklar,tokalaştığımız barıştığımız düşmanlıklar da olabilir.Belki de kendi gerçeğimizde tek perdeli bir çok oyunlar sergileyebiliriz.Değişmeyecek bir şey varsa,kendimize karşı olan dostluk ve düşmanlığımız ve kendi gerçeğimize karşı tepkisizliğimizdir.Belkide bu duyarga yitimi bize ait olmayan bir dünyada oluşturduğumuz hayatımızı ittirsin nevinden bahanelerden müteşekkil kimsenin umrunda olmadığımız ve kimseninde umrumuzda olmadığı bir hayal ülkesindeki konumumuzdur.
Koynumda beslediğim yılanım nasılda kemirdin döneceğim asma köprüyü.Nasıl bir yere geldik de sen düşüncenin karasında kayboldun................
.................................................. ...
Müstemi,sami de yok,paydosum anlayacağın..Üç vakte kadar gebermezsem biterim telvenin birinde kahır kokulu kahvelerle beraber...eyvallah aydınlık..merhaba yarasa kuşları...
.................................................. ..
Belki de isterdin sana uçan balonlardan uçurmalardan dolu bir şeyler söyleyim..elimden geldiği kadarıyla birde at yelesi çizeydim masanın üstüne..mamafih sevgili dünlük, boynumda amudu ağır günler var şimdi..senden kalan hatıram gönlümün veballi çizikleri..
.................................................. ...
Beğeni peşkeş çekiyor kum kapıda..sen istersen o kapıyı istediğin bab'a bağla..İstersen üstüne üstelik ağla elinden geldiği kadar.şah olsam açım..padişah desen fakir fukara.Bana bir zengilik ver ki ne dağlarda ne yıldızlarda olsun..mesela akıl gibi..nakil gibi yakin gibi..hasretim sert bir tütün...
.................................................. .
Bu gün dostlarla buluştuk..dişlerini yıkamamış şiirlerden konuştuk.acıları var mış..yoğrulmuş çileyle mısralar..kafiyelerin canı çıkmış uyak peşinde.sonra kıkır kıkır gülen kırmızı yüzlü bir ateş kalemin ucunu yalıyordu..yazılmışız feleğin defterinde ya bir kere,acaba biz yazmasak mı..
.................................................. ..
Perde bir..perde iki..oyun titriyor lambanın fitilinde..yanıma gel yün kokulu çocukluluğumla,ellerimi tut ölüm meleği gelip almasın canımı şimdi durup dururken...
.................................................. ..
Telli sazlar..telli turna..son delikli zurna..tamburum tamburem,kanun kaçağıyım öte yerden..nasıl eğlendireceksin beni karagözüm hacivatın da sen de ölmüşken..yağma mı bu mirasının üzerinde attığım kahkaha,yoksa ben mi delirdim cenazanin üstünde gülerken...
.................................................. .....
Yağmur, topraktan yüzümün akısın.Asırlık butlanı var bu lekenin,bıraktım seninle yıkansın.Büyük bir beşikteyim zahir.Uzun geceleri olan bir uykularlayım bir yandan.Rüyaları kabus,bayrağı kefen savaşlar kopuyor içimde...
.................................................. ....
Laleler gözlerini kapadılar.Yağmur ip ince ayrıntılarıyla yağıyor.. hüzün ıp ıslak..salat gurbeti işliyor..Selamın sılası hasret... Bananelerin sananelikleri musallada sup suskunlar..Günler gelip geçiyor.Lalelerin gözleri kapalı,kirpikleri sırıl sıklam.Yağmur sicim gibi bir zerafetle nüzül ediyor...Günler gelip geçiyor.Taş kapı..Sonranın dokuduğu halıların hali hiç iyi değil..Sen bilirsinlik birde veda var kolunda...
m.safitürk
Yaşamdan elinde kalanlar kapuk bir tespihin taneleri kadar sakçın,ve gözünde büyüyenler kaç kın birkaç boncuk tanesi.Hayallerin boyadığı boy aynaları kefen biçiyor perde arkasına.Bir küçük fidan bir incir çekirdeği birkaç cam parçasını süpürmek ve kadırmak mıydı yerden İnsancalığın kalender olguları.
..............................................
Duyarlı olmanın duyargalarının alıcılarını çevirdiği frekanslar algısında ne vardı?Taş bir plak..bir taş bebek.Bir kelebek ölüsü.Veya kuşluk vaktine demlenmiş bir ayrılık hüznü…Beklide en uzun ve en büyük davetin gökyüzünü yaldızlayan sesiyle kulaklarından kalbine ivme çektiği bir seri gerçeğin minarelerle göğsüne yazıldığı sonsuzluk abideleriydi.
.................................................
Endamı ,gül endamdı zannının feleklerinde..şimdi ayrıştırdığı aykırıklık ayrılacığında ,sakalları kirli ve bulanık.Gözlerinde katran lekesi.Aradığı küçük bir hamamda bir hamam tası.Bütün tasası arınmak,bütün kavgası kurtulmaktı birikintilerin biriktirdiklerinden.Fikrin tümör vardı..Sofostası açlıktan ölen bir bilgelik doğurmuştu,kimsenin ve kimsesinin ve kimliliğinin işine yaramayan haylaz ve ölgün bir bilgelik.
.................................................. .
Öksüz bir felsefe yetimane ağlayışlarıyla şafak sayıyor karanlığın ellerinde.Dakikalar esaretten azade bir vakti hırsla istiyorlar.Güneş doğsaydı karşı tepelerden keşki.Keşki rüzgar hep tanıdık esseydi.Keşki kör olmasaydı kalbimin gözleri diyordu evvel ağlamanın ahir ağlamaya inatla kılıç çektiği nadim ayak diremeleri.
..................................................
Yadigâr! Yadigâr! Ne kadar vefalısın kazan karası diplerinle. Nasılda tutmuşsun köprü başını kendime gelemiyorum. Çalıştığım çalıştırıldığım işçiliğimin mirası sen misin.Şu ömrümün süzeğinden süzülenler nereye gitti.Bu tortular bu curuf kalıntılar mı kazandığım.Ah! yadigar ne kabuslu bir uykuymuşsun.Ey ömür,sana da Hey hat’lar olsun.Kör olası heva…
.................................................. .
Ben filosunun egosuna olan aşkından dı bencillik savaşlarının kıydığı hakim tepelerin hamisiz çocukları.İhtiras gagalıyor dehşetin sinir uçlarını.Mülteci isterimin ilticası yaşayamamak endişesinden değildi kuzguncuğum..Dü çeşm hayatımın iki göz iki çeşme ayn-ı amalıkla millenmiş hissiz Şevketsiz ağlamalarına dayanacak anne yüreğimin alıp başını gittiği sabahlara uyanmamaktı.
.................................................
Geceyi üzerinden kaldıran bir hiffetin sabah ettiği..Sabahın o hiffetin haddini aşmış hafifliğine dem den bir karar kıldığı anlar sofrayı hazırlıyor.Rüyalar bir şeyler tırtıklamış günceden gülce değil.Tuti kuşu nedir ağzında gevelediğin.Denizden çarşafını açacak bir neharımız olmayacak mı?Şu esaretin beti benzi atmayacak mı?Tam orta yerinden şu dehlizi derinlere saplayan siluet alıp başını gitmeyecek mi?
.................................................
Sevgiye dair..Yaşama ait..Hayat mematla ilgili..Görmekle görünmekle ilişik..Okumak okunmakla orantılı..Bulmak kaybetmekle alakalı..Güneş ve ay ve dünya gibi evrenle bağlı..mevsimler gibi peşi sıra..gün doğumu ve ömrün gurubu ile rabt edilmiş en önemli,en ehemmiyetli en gerçek en aydınlık koridorların sonundaki ışık;bir bir kelebek ağırlığında kon avuçlarıma..Özgürlük sıyrılıp çıkmaksa bedenden bedencilikten gel bu beni…
.................................................
Bir şey tutmaya çalışıyorum bir şey..Gördüğüm ama uzak..Yakın ama ben gurbetim.Özlemek yüreğimi hoplatan bir dürtü.Dönüp dolaştığım ardımın izlerindeki adımlarımın ağırlığı ile belirgin.Ve tedirgin dakikaların korktuğu kayıp zaman.Titreten karanlığa rağmen nasıl gülüyorsun ey alaycı boya..kup kuru kemikler bir yığın çöllere rağmen…
.................................................
Bana içi dolu bir kelime söyle, boşluktan başka…
.................................................. ..
Sorgulama gerçeğinin ,içtenlikle aradığını somut aynalarda soyut kavramlar gösteriyordu.Direnişin adı, omuz silkmenin evrim gulyabaniliğini güya fikri bir postta görmekti.Körlerin rağbet ettiği ateş dansının zevkinden kendinden geçmiş ağız salyalarıyla yazılmış bir süre söz ölüsü doğurmuş leşler arasındaki yol alan gemi kıyamete demir atmak üzere seferine devam ediyor.Uyanmış asrın gözü aydın…
..................................................
Uzun uzun konuşmaya izin vermeyen en önemli lisan, anne karnında düşmekle başlayan bir akışın kendini toprakla mecz ettiği harman gününe ait bir noktadan ibaret sonluluktu. Neden ve niçinleri didiklemekle yolculuk kesilmediğinden, en akıllı hareket bu sorularun niçinliğini öğrenmek kastı ile sormakla, sevince dönmüş cevapların kollarını aşkla açmış mana kavuşmalarının kanat çırpışları huzur ta kendisiydi. Yoksa aykırı durmanın sinirlerine kadar insanı ayrıştırdığı inadın,yutağında toplanmış pişmanlıklarının fayda vermeyeceği ana kadar,ötelemeyi ihmal zannının başına açtığı felaketin koptuğu,artık “çok geçlerin” uyandırmasını beklemeden uyanmaktan başka çare de yoktu.Vel hasıl barışmak yaşamanın en anlamlı duruşuydu.Çünkü bu savaşın galibi herkesi eşitleyen ölümün sesi ve ötesiydi…
Bu çaresizliğin bir kabulü değil di..aklın gereğini kalbinle bütünleştirmiş yanılmayan ve yanıltmayan ifadelerin tanımladığı gerçeğin aynen anlatıldığı gibiydi.Güneş sözünden hiç dönmedi.Dünya yörüngesinden çıkmadı..Toprak hep anaydı..Ahdini bozmuş bir döneklik varsa oda ayrılığıyla eline tutuşturduğu elemlerle meşhur perişan zevklerden ibaret bir uğursuzluğun adıydı..adı her neyse….
..................................................
Hava yavaş yavaş kararıyor..Dünyanın üzerine çekilen bu asırlık örtünün altında saklanan ve biriken bir yaşamın tortuları yüreğe çöküyor.Zaman kuru toprak kadar çatlamış.Ellerin zorlayacağı bir sema yok.Ötelenmiş yarınlar karanlığın gulyabanileri.Bir yarın daha tutuşturulmuş ataklarla savuşturulmaya çalışılan bir gelecek.Başını iki yana sallayan metruk bir teselli.Ne günlere kalmış ayrılığın mahşere uzanmış kollarındaki mesul temenniler..Hey hatlı çizgiler kıvrım kıvrım kendini örüyor.Kitap okumak zor kitap gibi okunmak zor.Kitabını okumak zor,yazdırmak kolay…
Nefes işte bir alımlık bir verememelik.Sen bilirsin diyorum kabuk tutmuş alıklığıma…Sen bilirsin…
.................................................. .
İki denizin bir birinden ayrılığı..Biri Müberra pak ve tertemiz..diğeri aslının küflenmiş yosunlarını deniz atında taşıyor..Yorgun ve tevekkülsüz…
İki denizin bir birinden farklılığı..Biri sonsuz ve ebedi bir bahr-i umman..diğeri rücusu kati..kendi firari gri bir sudan terkipli bir alil damla…
İki denizin bir birini aradığı yer..biri gel diyen dalgaların ebedi ışığı..diğeri gelmesi tereddütlü bir karanlığın göz yumduğu bir zavallılık.
Ey mükemmellik, yolunu şaşırmış şu varlık mükerremliğin cahilliğinin sırıl sıklam olduğu meşum damlaları kendi enginliğine kat ki görünmesin… İki denizin bir birine karışmadığı ince çizginin üzerinde duanın hassas ve dikkatli adımları, sahilin mavi gözlerine doğru yürüyor zaman zaman…
Rakik ve dakik uyuyor bilmezden gelinen bilinenler…Ve gece makberin davetine açık gayriliklerin kavuştuğu mekanları kazıyor.Kimine yavaş,kimine hızlı,kimilerine toplu..Ey idrak sağ yanın uyuşmuşsa sol yanında dön..Sanki ,dön de görülmeyesin………
.................................................. ..
Hadi,Güneş bugün çıkmadı farz et.Akşamda olmayacak mesela.Bir kere bile kendine ne oldum..oldum mu..ne oldum diye sormadan geçen zamanın kara kovanları da boş aklın duvarları gibi.Bir yerden gelip bir yere giderken bir defa bile okumadığın bir bilet mi ömür dediğin…
.................................................. .
Gözlerde kurşun levhalar..Kulaklarda çığırtkan mil sesleri…Neden bu kadar kör,hayat gözlü ölgün insanlık.
Sorunların gaz odasında baskı terörü ve göçer kaçkınlıklar adımların tabanlarını yağlar.Bön ben baka kalırsın şaşı saatlere..peh ki ne peh…
.................................................. ....
İnsan okuduğu kadar okunur aslında.Belki bütün asıl ve fasıllarını gözden geçirdiğinde olgunluğa ermiş bir iki satırın sözlere süzülüşünden, kalan posaların kalbinde tuttuğu matemler özlemin ağlamalarıdır.Mükemmellik hep iyi neticenin vasfının klasörü değildir.Bazen uyuşmuş bir ceset,sancılı bir hasret uğradığı bezginliğin mükemmelliğinde harap olmanın ellerini buruşturduğu ve gözlerinin önünde gönlünün göğe kaldırdığı dileklerinde toprak olana kadar ayrılığa “hoş geldin sevgilim” diyecek bir gurubun ve bu sesiz yakarış yıkılışlılığı da bir mükemmelliktir.Bu kitap varlık kitabı içinde bir nokta olmanın farkındalığının katibin ilmine dönmek isteyişin sonsuz mürekkebiyle tutanağı tutulmuş bir gurbetin arz-u halidir…
.................................................. ......
İçinde ben olmayan bir huzurun, tavan tahtalarını yitirdiği uykuların, gözünü budaktan sakınmaz yiğitliğinin yerinde yeller esiyor.Her yer beton olmuş.Bu taşlıkta avuntu, kefen renkli bir dalışın beyaz gelinliğinde kaybolan şiirleri bulmak ihtimalidir.Yokluğumun varlığımı sevip sardığı geceler ise anne kucağı kadar teskin edici…Şarkılar şiirler ve dahi felsefenin Yunancası ve amsalinin,bu bab da dili tutulmuştur.Ninemin üzerime örttüğü bir yamalı yorgandı hayat..ne mutlu görene,güzel gördüğünü sevebilene demekten kendini alamayan baston eğimli bir nasihat tünüyor sözün bir yerine dostlara selam dolu..Boş kelimeler mazur..Akşam oldu…
.................................................. ....
Bana doğruyu söyle ey arz..Arzuma az mıdır ,azık mıdır dünya.Heybem gün ortasının battal kağıdı bir beyaz çizgi bir siyah nokta,vaz geçilmez efkarım varım yoğum sensin süveyda…
.................................................. ....
Dalından kopmuş bir yaprak gibi fikir..Düşünce düşünceli..iz sürüyor zaman…Kayıtlar kelepçeler ve daha nicelerin dizleri kırılmış.Beli bükülmüş kelimelerin.Kurak bir dilbazlık..betra bir neden paslı bir güfte..birden uzak birliklerin kesretinde taş yağmurları.Recm necm bir birine karışmış gökyüzünde kalbim arşında tavanım talan asuman maphus...
.................................................. ....
Düşmanlar ve dostlar..Kimler dostlar ?kimdiler düşmanlar?Kendi dünyamızın dışında bir çok düşmanlar üretebiliriz.Belki güzel zanlarımızla dostlar..ve onlarla yaşar bu kurgunun idarecisi olarak mükafat ve cezalar belirleyebiliriz.İç dünyamızda azl ettiğimiz arkadaşlıklar,tokalaştığımız barıştığımız düşmanlıklar da olabilir.Belki de kendi gerçeğimizde tek perdeli bir çok oyunlar sergileyebiliriz.Değişmeyecek bir şey varsa,kendimize karşı olan dostluk ve düşmanlığımız ve kendi gerçeğimize karşı tepkisizliğimizdir.Belkide bu duyarga yitimi bize ait olmayan bir dünyada oluşturduğumuz hayatımızı ittirsin nevinden bahanelerden müteşekkil kimsenin umrunda olmadığımız ve kimseninde umrumuzda olmadığı bir hayal ülkesindeki konumumuzdur.
Koynumda beslediğim yılanım nasılda kemirdin döneceğim asma köprüyü.Nasıl bir yere geldik de sen düşüncenin karasında kayboldun................
.................................................. ...
Müstemi,sami de yok,paydosum anlayacağın..Üç vakte kadar gebermezsem biterim telvenin birinde kahır kokulu kahvelerle beraber...eyvallah aydınlık..merhaba yarasa kuşları...
.................................................. ..
Belki de isterdin sana uçan balonlardan uçurmalardan dolu bir şeyler söyleyim..elimden geldiği kadarıyla birde at yelesi çizeydim masanın üstüne..mamafih sevgili dünlük, boynumda amudu ağır günler var şimdi..senden kalan hatıram gönlümün veballi çizikleri..
.................................................. ...
Beğeni peşkeş çekiyor kum kapıda..sen istersen o kapıyı istediğin bab'a bağla..İstersen üstüne üstelik ağla elinden geldiği kadar.şah olsam açım..padişah desen fakir fukara.Bana bir zengilik ver ki ne dağlarda ne yıldızlarda olsun..mesela akıl gibi..nakil gibi yakin gibi..hasretim sert bir tütün...
.................................................. .
Bu gün dostlarla buluştuk..dişlerini yıkamamış şiirlerden konuştuk.acıları var mış..yoğrulmuş çileyle mısralar..kafiyelerin canı çıkmış uyak peşinde.sonra kıkır kıkır gülen kırmızı yüzlü bir ateş kalemin ucunu yalıyordu..yazılmışız feleğin defterinde ya bir kere,acaba biz yazmasak mı..
.................................................. ..
Perde bir..perde iki..oyun titriyor lambanın fitilinde..yanıma gel yün kokulu çocukluluğumla,ellerimi tut ölüm meleği gelip almasın canımı şimdi durup dururken...
.................................................. ..
Telli sazlar..telli turna..son delikli zurna..tamburum tamburem,kanun kaçağıyım öte yerden..nasıl eğlendireceksin beni karagözüm hacivatın da sen de ölmüşken..yağma mı bu mirasının üzerinde attığım kahkaha,yoksa ben mi delirdim cenazanin üstünde gülerken...
.................................................. .....
Yağmur, topraktan yüzümün akısın.Asırlık butlanı var bu lekenin,bıraktım seninle yıkansın.Büyük bir beşikteyim zahir.Uzun geceleri olan bir uykularlayım bir yandan.Rüyaları kabus,bayrağı kefen savaşlar kopuyor içimde...
.................................................. ....
Laleler gözlerini kapadılar.Yağmur ip ince ayrıntılarıyla yağıyor.. hüzün ıp ıslak..salat gurbeti işliyor..Selamın sılası hasret... Bananelerin sananelikleri musallada sup suskunlar..Günler gelip geçiyor.Lalelerin gözleri kapalı,kirpikleri sırıl sıklam.Yağmur sicim gibi bir zerafetle nüzül ediyor...Günler gelip geçiyor.Taş kapı..Sonranın dokuduğu halıların hali hiç iyi değil..Sen bilirsinlik birde veda var kolunda...
m.safitürk