Anasayfa Forum Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   NURUNALANUR *** GELENEKSEL 8.NCİ ÖDÜLLÜ RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI OKUMA YARIŞMAMIZ BAŞLAMIŞTIR. HERKESE BAŞARILAR DİLİYORUZ..*** > RİSALE-İ NUR > Risale-i Nur Platformu > Risale-i Nur'dan MERAK ETTİKLERİMİZ

Risale-i Nur'dan MERAK ETTİKLERİMİZ Bu bölümde, Risale-i Nur'da geçen yerlerdeki anlamadığımız kısımları ve kafamıza takılanları sorabiliriz.

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 18-08-13, 21:06   #1
m.safitürk
Super Moderator
 
m.safitürk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 486
Tesekkür: 4
81 Mesajina 162 Tesekkür Aldi
Standart Gayrimüslimler Cennet'e Girer mi?

( İmansız İslâmiyet, sebeb-i necat olmadığı gibi; İslâmiyetsiz iman da medâr-ı necat olamaz.“ Said Nursi )

„Nasıl ki küfür, Cehenneme duhulüne sebeptir. Öyle de, Cehennemin vücuduna ve icadına dahi sebeptir. Zira, küçük bir hâkimin küçük bir izzeti, küçük bir gayreti, küçük bir celâli bulunsa, bir edepsiz ona serkeşâne dese, 'Beni tedip etmezsin ve edemezsin.';herhalde, o yerde hapishane yoksa da, tek o edepsiz için bir hapishane teşkil edecek, onu içine atacaktır…

Halbuki, kâfir, Cehennemi inkârla, nihayetsiz izzet ve gayret ve celâl sahibi ve gayet büyük ve nihayetsiz Kadîr bir Zâtı tekzip ve isnad-ı acz ediyor, yalancılıkla ve aczle itham ediyor, izzetine şiddetle dokunuyor, gayretine dehşetli dokunduruyor, celâline âsiyâne ilişiyor.

Elbette, farz-ı muhal olarak, Cehennemin hiçbir sebeb-i vücudu bulunmazsa da, şu derece tekzip ve isnad-ı aczi tazammun eden küfür için bir Cehennem halk edilecek, o kâfir içine atılacaktır.” (28. Söz).

Bediüzzaman Said Nursi 28. Mektub´da şöyle yazıyor:

„Diyorsunuz ki: Amcası Ebu Tâlib'in îmanı hakkında esahh nedir?

Elcevap: Ehl-i Teşeyyu', îmanına kail; Ehl-i Sünnet'in ekserisi, îmanına kail değiller.

Fakat benim kalbime gelen budur ki: Ebu Tâlib, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın risaletini değil; şahsını, zâtını gayet ciddî severdi.

Onun o gayet ciddî o şahsî şefkati ve muhabbeti, elbette zayie gitmeyecektir.

Evet ciddî bir surette Cenâb-ı Hakk'ın Habib-i Ekremini sevmiş ve himaye etmiş ve tarafdarlık göstermiş olan Ebu Tâlib'in; inkâra ve inada değil, belki hicab ve asabiyet-i kavmiye gibi hissiyata binaen, makbul bir îman getirmemesi üzerine Cehennem'e gitse de; yine Cehennem içinde bir nevi hususî Cennet'i, onun hasenatına mükâfaten halkedebilir.

Kışta bazı yerde baharı halkettiği ve zindanda -uyku vasıtasıyla- bazı adamlara zindanı saraya çevirdiği gibi, hususî Cehennem'i, hususî bir nevi Cennet'e çevirebilir...“

Evet; Bedüzzamanın ehli necat olmakla olmamak konusundaki görüşlerinden cüz’i bir kısmına değindikten sonra, üzerinde konuşulan, gayri Müslimlerin cehennemden kurtulmaları meselesinde ise Bediüzzaman sadece fetret devri konusunda bir ayrım yapıyor.

Bediüzzaman Said Nursi´ye göre vahiy hakkında bilgi almamış veya sadece yanlış bilgiler almış kişiler sorumlu değildir. Üzerinde yanlış anlaşılmalara sebep olan başlıca konu bu ve bunun sebebi ise bu içtihadın geldiği kaynağı bilmemek ve ehlisünnet imamlarının içtihatlarındaki zahiri muhalefetin hikmetinin bilinmemesidir.

Söz konusu olan ifade, Bediüzzaman; bağlı olduğu mezhebin aşağıda verilen ayetten yola çıkarak, fetret asrı insanları hakkındaki hükümlerinden içtihadı ile, ahir zamanın bir nevi fetret zamanı olması ve tebliğin ulaşmadığı ve ulaşsa da yeterli bilginin bulunmadığından gerçekle hadisenin mevcut yapısına yalnızca bir hususta necat noktasında değinmesidir.

Ayrıntılar konu akışında gelecektir.


Evet,

„(Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resûllerdir ki, insanların, resûllerden sonra Allah’a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın.“ (4:165),

„Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada, ´Bize ne müjdeleyici bir peygamber geldi, ne de bir uyarıcı´ demeyesiniz diye, işte size (hakikatı) açıklayan elçimiz (Muhammed) geldi.“ (5:19), „Kendilerine elçi gönderilmiş olanlara da soracağız, gönderilen elçilere de soracağız.”

(7:6), „Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz.“ (17:15).

Ve Şuara Suresi 208-209 Ayetler ile Kasas Suresindeki 59’cu ayet bu meyanda, yani uyarıcının gönderilmediği bir kavmin mesul olmadığını beyan eden ayetler olarak ele alınmış. Uyarıcı gönderilen kavimlerde mazeretin ortadan kaldırılması ile birlikte, teklifin ancak uyarıcılarla, yani emri ilahiyi tebliği edicilerle olabileceğini ifade ediyor.

Ancak;

Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Hiç bir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın. (Fatır Suresi, 24)

“Biz her millete bir peygamber gönderdik.O da “Allah’a ibadet edin, tağuttan uzak durun!” dedi. Sonra onlardan bir kısmına Allah hidâyet nasib etti, bir kısmı hakkında da sapacaklarına dair hüküm kesinleşti. İşte gezin dolaşın dünyayı da peygamberleri yalancı sayanların âkıbetlerinin ne olduğunu görün!”(Nahl, 16/36).

“Eğer isteseydik her şehre bir uyarıcı peygamber gönderirdik.”(Furkan, 25/51)

Ayetlerde geçen konular arasındaki farklılıklar devirlerin geçirdiği değişimler,nesillerin durumu,genişleme ve daralmalar ve gelecekte tüm inanç dünyasının tek bir din etrafında toplanmasının hedefi gibi maksatlar ilgili ayetlerde..yani uyarıcıların gönderilmesi ile gelip geçmeleri..bizzat uyarılmaları..her şehre uyarıcı gönderilmesinin irade edilmemesi gibi konular tarihsel bir donanım ve tefsir ilmiyle ele alınmalıdır.Kabiliyeti makamımız buna uygun olmadığından haddimizi aşan bu konulara temas etmeyerek sadet meselemize dönüyoruz.


Bediüzzaman ilgili konuda,yani masum Hıristiyanların mazlumiyetleri ve başlarına gelen musibet hakkındaki beyanında demiş; (metinde geçen satırlar numaralandırılmış ve gerekli notral küçük puntolarla satır yaları ve altlarına eklenmiştir)

1-„Onbeşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür; belki onu Cehennem'den kurtarır.

2-Âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedi'ye (sav) bir lâkaydlık perdesi gelmiş “

Bu konuya kısaca değinelim;

(Yani; Kuran’ın etrafındaki bütün surlar yıkılmıştır. Medreseler, Kuran kursları kapatılmıştır. Kuran öğrenmek resmen yasaklanmıştır. Ezan susturulmuş, camilerin pek çoğu kapatılmış, ihtiyaç fazlası diyerek yıkılmış, açık kalanlar büyük bir takip altına alınmıştır. Söz gelimi Sultan Ahmed Camisi askeri kışladır. Süleymaniye Camisi’nin bahçesine askerî bir birlik konulmuş, talim bahanesi ile dış duvarlarına zaman zaman kurşunlar sıkılmaktadır. -Dış duvarlarda kurşun izlerini görmek hala mümkündür.- Bu camide Cuma namazlarının sadece üç kişi ile kılındığı bizzat görenlerden hala nakledilmektedir. Aynı şekilde tekkeler, zaviyeler, imarethaneler, dergâhlar tamamen imha edilmiştir. Allah ve Peygamber kelimelerini resmen yasaklayan resmî emirler, basın yayın dünyasını tamamen susturmuştur”)

Dolayısıyla konum özetlendiğinde;

Bir: İslamî tebliği edecek vasıtalar ortadan kaldırılmış, dini terk etme eğilimi bizzat hilafet merkezinde rejim altına alınmıştır.

İki: Son bir iki asır içinde ehl-i kitaba İslam’ı tebliği görevi terk edilmiş, genel kitle fetret karanlıkları içinde kalmıştır.

Üç: Hak din ile yüzleşme imkanı bulunmayan savaşa aleyhtar mazlum halk yığınları, üzerlerine yağdırılan bombalarla imha edilmektedir.

Dört: Hıristiyanlığın batıl itikatlarından bir derece uzaklaşan insaniyet perver yardım cemiyetleri, kendi hayat ve menfeatlerini hiçe sayarak kan ve gözyaşını söndürmek için adeta ateş üzerine atılmaktadırlar

3-ve madem âhir zamanda Hazret-i İsa'nın (as) dîn-i hakikîsi; hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek…


(“Yani; Âhirzamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm gelecek, şeriat-ı Muhammediye (a.s.m.) ile amel edecek” Buhari

Âhirzamanda, felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı, İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip (hakiki olan İslam niteliği ile) İslâmiyete inkılâp edeceği….Bediüzzaman Mektubat Birinci Mektup)

Hattâ, hadis-i sahihle, âhirzamanda İsevîlerin hakikî dindarları ehl-i Kur'ân ile ittifak edip, müşterek düşmanları olan zındıkaya karşı dayanacakları gibi; şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı, meslektaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hıristiyanların hakikî dindar ruhanîleriyle dahi, medar-ı ihtilâf noktaları muvakkaten medar-ı münakaşa ve nizâ etmeyerek, müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı ittifaka muhtaçtırlar. Yirminci Lem'a

De ki: «Ey kendilerine kitap verilenler, gelin aramızda ortak bir kelimede birleşelim, Allah'tan başkasına tapmayalım, O'na hiçbir ortak koşmayalım ve Allah'tan başka kimimiz kimimizi Rab edinmesin!» Eğer bundan yüz çevirirlerse: «Bizim gerçekten müslüman olduğumuza şahit olun!» deyin.Al-i İmran 64)


4-Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (as) mensup Hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nev'i şehadet denilebilir.

(burada ifade edilen şehadet müminlerin Allah yolundaki asli şehadetleri değildir. Burada kasd edilen şahadet şehadet sınıflarında beyan edilen hükmi şehadettir. Yanmak, boğulmak, duvar altında kalmak, komşusunu korurken vb ölmek gibi)

5- Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zâlimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar.

6-Elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahatinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffâret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır.

Demiş…

Yukarıda geçen konuda itiraz edilen noktada gözden kaçırılan husus; konumun fetret devri durumu ve fetret devri karanlığını barındırmasını zikreden ve çerçeve içerisine giren gurup olarak ifade edilen masum ve mazlumlar olmasıdır.

Aynı konuya Necip Fazıl dönemde itiraz etmiş..ancak bu konu kendisine ifade edildiğinde özür beyan etmiştir.Yakın tarihlerde Cübbeli Ahmet Ünlü Hocanın durumu da aynı olmuştur.Bir konu daha var ki; Devrin zalimleri bu esaserleri mahkum etmek,Bediüzzaman’ı zindanlarda ölüme terk etmek için,bir çok alimlere eserler satır satır inceletilmiş ve bu konu veya başka konularda itirazlar vuku bulmamıştır.Tenkit edilen bazı konular ise açıklanarak kanaatleri olumlu olarak desteklenmiştir.Burada bu neticeyle iki husus ortaya çıkar ki,

Birisi: bu taharri heyetindeki alim insanlar içtihadi meseleleri ve mezhep imamlarının görüşlerini bilmiyorlar ki kusur bulamamışlar,
İkinci; Bu konuya itiraz edenler bu ilimleri bilmiyorlar…


Aşağıda delillendirilecek bu hüküm ,İslam´dan hiç haberi olmamış veya tamamen yanlış bilgi edinmiş mazlumlar için geçerli bir hüküm olarak ifade edilmiş.



Evet,

Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in ilm-i kelâmda iki lideri vardır.

Birisi, Hanefi olan Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, diğeri de Şafiî olan Ebü'l-Hasan el-Eş'arî'dir.

(Maturidi ve Eşari iki ehlisünnet mezhep vardır. Dört fıkıh mezhebinin, Şafi,Hambelî ve Maliki olarak bu üçü Eşari’dir. Bir tek Hanefi mezhebi Maturidi’dir.)

Geniş açıklama Bakınız: http://www.sorularlaislamiyet.com/ar...ark-nedir.html

“FETRET KONUSU VE BEDÜZZAMAN’IN TABİ OLDUĞU MEZHEBİ İÇTİHADINCA YUKARIDAKİ İTİRAZA NEDEN OLAN MAZLUM VE MASUMLARIN CEHENNEMDEN KURTULMALARI HAKKINDAKİ KONUYU ELE ALMASINDA TEMEL FİKRİN KAYNAĞI ;”

İmam Maturidi’ye göre; ehl-i fetret, “ibadet ve emirler ile mükellef değil ise de,” Allah’a iman ile mükelleftir.

Çünkü Cenab-ı Hak, onlara aklı vermiş ve şu âlemi, varlığına ve birliğine delil olacak sayısız mahlûklarla doldurmuştur. Bir iğnenin ustasız, bir harfin kâtipsiz ve bir memleketin sahipsiz olamayacağını bilen insan, şu âlemdeki sanat eserlerinden sanatkârları olan Allah’a ulaşmalıdır. Ve ona iman etmelidir. Akıl, bir peygamberin davetini işitmese de bunu tek başına yapabilecek bir kabiliyettedir.

Dolayısıyla fetret asrında yaşamış insanlar, eğer Allah’a iman etmeden ölürlerse, İmam Maturidi’ye göre bunlar kâfir olarak ölmüş sayılırlar.

İmam Eş’ari ise: Ehl-i fetretin, Allah’a imanla da mükellef olmadığı görüşündedir.

Çünkü İmam Eş’ari’ye göre: İnsanları peygamber vasıtasıyla imana davet eden Allah Teâlâ, fetret ehline bir peygamber göndermemekle, onları imana davet etmemiştir.

Çünkü Kur’an’da geçen

“Peygamber göndermedikçe Biz kimseye azap edici değiliz.” (İsrâ, 17/15.) (benzer ayetler şuara 208-209-kasas -59) ayetine göre, onların sorumlu olmamaları gerekir. Zira sırf akıl ve fikir, Allah’ı bilmede yeterli değildir. Dolayısıyla İmam Eş’ari’ye göre; fetret devri insanları, iman etmemekten dolayı cehenneme girmeyeceklerdir.

Peygamber Efendimiz (asv)’ın gelişinden sonraki insanların durumu hakkında ise; İmam Gazali şöyle bir tasnif yapar ki, bu tasnif, günümüzdeki Hristiyan ve Yahudilerin akıbetlerini merak edenler için de bir cevap niteliğindedir. İmam Gazali şöyle demektedir:

“Allahu tealâ dilerse, bu zamandaki Rum ve Türk Hıristiyanların uzak diyarlarda yaşayan ve kendilerine İslâm daveti ulaşmamış olanlarından çoğunu ilâhî rahmet kuşatacaktır.”

A- “Peygamber Efendimiz (asv)’ın gönderilmesinden sonra, inanmayan insanlar üç sınıftır:

1. Sınıf: Peygamber Efendimiz (asv)’ın davetini duymamış ve kendisinden haberdar olmamış kimselerdir. Bu sınıf kesin olarak cennet ehlidir.

2. Sınıf: Peygamberimiz (asv)’ın davetini, gösterdiği mucizelerin durumunu ve güzel ahlakını duymuş olmakla birlikte iman etmemiştir. Bu sınıfta kesin olarak cehennem ehlidir.

3. Sınıf: Bu iki derece arasında bulunan sınıftır. Peygamber Efendimiz (asv)’ın ismini duymuşlarsa da vasıf ve hususiyetlerini duymamışlardır.

Daha doğrusu bunlar, Peygamberimiz (asv)’ı tâ küçüklüklerinden beri, ismi Muhammed olan ve -hâşâ- peygamberlik iddiasında bulunan yalancı bir insan olarak tanımışlardır. Peygamber Efendimiz (asv) hakkında, menfi propagandadan başka hiçbir şey duymamışlardır. Tıpkı bizim çocuklarımızın, “Müseyleme- i Kezzab” hakkında, ‘peygamberlik iddiasında bulunmuş yalancı birisidir’ sözünü duymaları gibi...”

İmam Gazali bu sınıfta olanlar hakkında kesin konuşmamakla birlikte şöyle devam eder:

“Kanaatime göre bunların durumu, birinci grupta olanların, yani Peygamberimiz (asv)’i hiç duymamış olanların hali gibidir. Çünkü bunlar Peygamberimiz (asv)’in ismini, haiz bulunduğu vasıfların zıtlarıyla birlikte duymuşlardır. Bu ise hakikati araştırmak için insanı düşünmeye ve araştırmaya sevk etmez.”

İZAH B-“Diğer ümmetlerden olan insanların durumuna gelince;
Kim Muhammed (sav)'in peygamberliğini ilan ederek ortaya çıktığını, onun sıfatlarını ve ayın ikiye bölünmesi, çakıl taşlarının tesbih etmesi, parmakları arasından suyun fışkırması ve kendisiyle fesahat ehline meydan okuduğu ve edîblerin benzerini ortaya koymaktan âciz kaldığı, Kur’an gibi harikulade mucizelerini tevâtüren işittikten sonra, ondan yüz çevirir, onun hakkında gereği gibi düşünüp kafa yormaz ve derhal onu tasdik etmezse, işte o kimse inkarcıdır, tekzibçidir ve neticede kâfirdir.
Ama, müslüman beldelerinden uzak diyarlarda yaşayan Rumlar'ın ve Türkler'in çoğu bu hükme dahil olmazlar.
“Bir kimse haberi ne yalanlar, ne doğrular (ne tekzib eder, ne de tasdik eder). Bu durumda haber, haber verene sahih bir nisbetle ulaştırılan bir haber olmadıkça, o kimseye, haber kendisine nisbet edileni (peygamberi) yalanlıyor, denilemez. Binâenaleyh, haberin söyleyene âdiyeti yakın ilim derecesine erişmeden, bir kimseye nisbet edilen haberi yalan sayan bir kişiye her ne kadar haberi yalanlıyor denilirse de, o
haberin nisbet edildiği kimseyi yalanladığı söylenemez.”

“İmam Gazali ve İman-Küfür Sınırı, Süleyman Dünya (Çev. Y. Doç. Dr. Ahmet Turan Arslan ) Risale yay. S 131”

Bugün gerek Hıristiyan ve Yahudi âleminde ve gerekse başka ülkelerde İmam Gazali’nin tasnifindeki üç gruba giren insanları bulmak mümkündür. Zira teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında yaşayan ilkel kabilelerin varlığı malumdur. Bunlar ne bir televizyon görmüş, ne de bir telefon tutmuştur.

Dolayısıyla bunlar İmam Gazali’nin tasnifinde, Efendimiz (asv)’in ismini ve davetini hiç duymamış kimselere dâhil olurlar ki, İmamı Gazali’ye göre bunlar cennet ehlidir.

Dünyanın birçok yerinde ve ülkemizde ikinci gruba giren insanlar da vardır. Bunlar Efendimiz (asv)’in peygamberlik sıfatlarını işitmişler, ama buna rağmen iman etmemişlerdir. Hatta teknolojinin gelişimi ve bilgiye ulaşmanın kolaylığı ile bu grup en kalabalık grup olmaktadır. Bunlar Kur’an’ın birçok ayetinin ifadesiyle cehennem ehlidir. Çünkü İslam, kendinden önce gelen bütün dinleri neshetmiş ve hükümden kaldırmıştır.

Bununla birlikte zamanımızda İmam Gazali Hazretlerinin tasnifinden üçüncü gruba giren insanlar da yok değildir. Hıristiyan veya Yahudi âleminin ücra bir köşesinde, toplum hayatından uzak olarak yaşayan ve çocukluğundan beri kendisine Peygamberimiz (asv)’in kötü tanıtıldığı insanlar olabilir. En iyisini Allah bilir.

Bediüzzaman Said Nursi’nin görüşüne bakılırsa;

“Ehl-i fetretin, dinin teferruatındaki hatalarından dolayı ceza görmeyecekleri hususunda bütün âlimler fikir birliği içindedir. Hatta İmam Şafi ve İmam Eşari’ye göre, bunlar iman etmeyip, küfre girse, ondan dahi mesul olmazlar.
Çünkü mesuliyet ancak peygamber gönderilmesi ile tahakkuk eder. Ayrıca peygamber gönderildiğinin ve peygamberin vazifesinin mahiyeti de bilinmiş olması gerekir ki, mesuliyet mevzubahis olabilsin. Eğer peygamberlerin irşatları, zamanın geçmesi ve gaflet gibi sebeplerden dolayı gizli kalır da anlaşılmazsa, bunlara vakıf olmayanlar, ehl-i fetret sayılırlar ve azap görmezler.”
İki mezhebin görüşünü tekrar özetlersek
Maturidi´ye göre birisi fetret devrinde olsa bile sorumludur çünkü aklıyla Allah´ı bulmak zorundadır. Bulamaz ise cehenneme girer.
Eşari´ye göre açık bir tebliğ gelmediyse ve ortada şirk yok ise bu insanlar cennetliktir.
Üçüncü bir görüş olarak İmam Rabbani ise 259. Mektub´da fetret konusunu ele alıyor ve orta bir yol buluyor; ne cennet, ne cehennem, bunların toprak olacaklarını ifade ediyor.
Bu konuyla ilgili önemli bir hadisi nakledelim.

Peygamberimiz diyor ki:

„Dört grup vardır ki, onlar kıyamet günü kendilerini mazur göstereceklerdir:
Hiçbir şey duymayan sağırlar;
Gel-git akıllı ahmaklar;
Aşırı yaşlılar;
Fetret devrinde ölen insanlar.
Sağırlar derler ki,
Yarab! İslamiyet geldi ama biz bir şey duymadık.
Gel-git akıllılar diyecek ki, İslamiyet geldi ama benim üzerime çocuklar pislik atıyorlardı.
Yaşlılar diyecek ki, İslamiyet geldi ama bir şey anlayamadık.

Fetret devrinde ölenler diyecek ki,

Yarab! Bize peygamber hiç gelmedi. Bunlar cehenneme de girseler, Allah orayı onlar için bir nevi cennete çevirir.’ (El –Beyhaki).

Demek ki bir nevi cennete çevirmek mümkünmüş. Bunu başka bir hadis´de de öğreniyoruz.

Ebu Leheb, Peygamberimizin dünyaya geldiğini müjdeleyen Cariyesi Süveybe’yi sevincinden dolayı azat etmişti. Bundan dolayı her yıl Rebiul-evvel ayının 12. geceleri cehennemde azabı hafifler. İki parmağı arasından çıkan serin suyu emerek ferahlar. (Buhari).


Bediüzzaman, 28. Mektub´da konuyu biraz daha açıyor: „

Zaman-ı fetrette, „Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz.“ ayetinin sırrıyla; ehl-i fetret, ehl-i necattırlar. Bil’ittifak, teferruattaki hatiatlarından muahezeleri yoktur. İmam-ı Şafiî ve İmam-ı Eş’arîce; küfre de girse, usûl-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünki teklif-i İlahî irsal ile olur ve irsal dahi, ıttıla’ ile teklif takarrur eder.
Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-i salifenin dinlerini setretmiş; o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. (İmam Taberî ise fetret'te "gaflet" mânâsının da bulunduğunu belirtmiştir. Taberî, Câmi'ü'l-beyân, IV, 166-167) İtaat etse sevab görür, etmezse azab görmez. Çünkü mahfî (gizli) kaldığı için hüccet olamaz.”
YANİ İSLAM DİNİ GELİNCE DİĞER DİNLERİN HÜKMÜ GEÇERLİ DEĞİLDİR. HÜKMÜ GEÇERLİ DEĞİLSE, CENNET MESELESİ NASIL OLSUN? Denilise;

Bediüzzaman,ehli kitabın masum ve mazlumlarının bir nevi cehennemden kurtulmaları noktasında sadece fetret devri gibi durumları kast ediyor ve bu konuda İmam Maturidi (İbadet etmese de iman etmek ve bulmak zorunda)ve İmam Rabbani´ye (toprak olacaklar) görüşlerine uymuyor, ama İmam Şafii, İmam Gazali ve İmam Eşari´ye uyuyor ve tamamen ehl-i sünnet çizgisinde kalıyor.

Burada bu kanaate itiraz etmek aynı çizgide olan diğer görüşleri de inkar etmek olur.Yani ucu gayet uzun bir silsileye dokunur.Hayır İmam Maturidi doğru diyor veya bana daha doğru geliyor,ya da aklıma yatıyor,ama diğer imamlarımızın söylediklerinden daha çok İmam Maturudi’nin hükmünü kabul etmek bana daha yakındır..demekte mesuliyet yoktur.Ancak tekfir etmek bu selahiyetli insanların ilimleri ve ilimleriyle kast ettikleri amaçları tekfir etmektir ve yanlıştır.Bu ve benzeri meseleler çoktur..İmanın artıp artmayacağı konusu gibi…

Evet;

Bediüzzaman; Şafi amelde mezhebindendir. Akidede itikatta Eşari mezhebindendir. Dolayısıyla içtihadı bu mezhebin görüşüyle bağlıdır.
Hz Muhammed Buyurmuş ASM:

Beni Hak ile baas eden Allah'a yemin ederim ki, benden sonra ümmetimin içinde fetret devri olacak.

O devirde HERKES HELALİ ARAMADAN MAL TALEBİNDE BULUNACAK, KANLAR AKITILACAK VE ŞİİR KURAN'A BEDEL TUTULACAK. (Deylemi; Geleceğin Tarihi I, s.50)

Hadis-i Şerifi ve Ahir zamanla ilgili diğer 650 küsurluk alametleri ifade eden hadisler ve kaynakların şehadetiyle;

BEDİÜZZAMAN’ın asrı değerlendirmesi bu total netice ile olup fetret zamanına benzer,yarı fetret,ve fetret zamanı gibi beyanı ve beyanları,masum ve mazlum gayri Müslimler hakkında cehennemden kurtulabilir meyanında o sadetten çıkmıştır.Hüccet’ül İslam İmamı Gazali ifadeleriyle de aynı hakikattir.

Gayri Müslimlerin Çocukların Durumu:

Buluğ çağına ermemiş çocuklar için Said Nursi´nin hükmü şu sekilde: „O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten (I. Ve II. Dünya Harplerinden) vefat eden ve perişan olanlar eğer onbeş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehid hükmündedir.

"Hiçbir kimse bir başkasının günahını yüklenemez" (Necm, 38)

Buharî’nin rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber(a.s.m) “Hz. İbrahim’i –bütün insanlara ait çocukların etrafını sardığı bir halde- cennette görmüştür.”

Bir rivayette; oradakilerin: “Ey Allah’ın Resulü! Müşriklerin çocukları da mı cennetteler?” şeklindeki sorularına,

“Evet müşriklerin çocukları da…” diye buyurdu” (Buhari, Cenaiz, 93, Tabir, 48; bk.Nevevî, Şerhu Müslim).

(Cennette İbrahim aleyhisselamın etrafında çocuklar dolaşır. Bunların içinde müşriklerin küçükken ölen çocukları da bulunur.)[Buhari]

(Rabbimden, müşrik çocuklarını bağışlamasını diledim, kabul edip Cennete soktu.) [E.Nuaym]

(Her çocuk İslam fıtratı üzere [İslam’a elverişli olarak] doğar.)[Buhari]

(Rabbimden, küçükken ölen müşrik çocuklarının Cennette müminlere hizmet etmelerini istedim, kabul etti.) [Hakim-i Tirmizi]

(Müşriklerin çocukları Cennet ehlinin hizmetçileridir.) [Taberani]

Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.“ (Kastamonu Lahikası).

Evet;

Bu ise sorumluluk sahibi olmayan çocuklar için geçerli. Onbeş yaş´dan kasıt buluğ çağına ermemiş çocuklar, ki bunlar cennetliktir.(Yine Alimler arasında buluğ çağı hakkında 12-15 görüşü vardır.) Konuyla ilgili Enes ibn Malik bir hadis naklediyor:

„Ebu Dâvud et-Tayâlisî der ki: Bize Rebî', Yezîd İbn Ebân'dan nakletti ki; o, şöyle demiş: Biz Enes İbn Mâlik'e; ey Ebu Hamza, müşriklerin çocukları hakkında ne dersin? diye sorduk. Enes İbn Mâlik dedi ki: Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

Onların gunâhları yoktu ki bununla azâblanıp cehennem ehli olsunlar. İyilikleri de yoktu ki bununla mukâfatlandırılıp cennet ehlinin hükümdarlarından olsunlar. Onlar cennet ehlinin hizmetkârlarıdırlar.“


Yani Bedüzzaman’ın ifadesi tüm GAYRİMÜSLİMLERİ CEHENNEMDEN KURTARMAK İÇİN HÜCCET GETİRİLMEYE ÇALIŞILAN BİR İFADE DEĞİLDİR. Yukarıda içtihadın kaynağı, meslek ve mezhep görüşü ve görüşler arasındaki farklılıklara değinilmiş.

Ancak şöyle bir fark var ki;

EĞER İTİRAZ SAHİBİ TARAFINDAN;

BİZ BEDİÜZZAMANI ALİM KABUL ETMİYORUZ, DOLAYISIYLA BU KONUDA İÇTİHAD NE OLURSA OLSUN BİZİM İÇİN EHEMMİYETİ YOKTUR DENİLİYORSA BU KONU BAŞKA BİR KONUDUR.
VE GİZLİ BİR SAMİMİYETSİZLİK ANLAMINA GELİR. BU KADAR İNSAFLI MÜTALAAYA SEBEP OLMAK BU KONULAR HAKKINDA AYDINLATICI ÇALIŞMA VE EMEK HARCAYANLARA KARŞI KUL HAKKIDIR, SORUMLU OLUNACAK BİR HATALI DAVRANIŞTIR.


Yukarıda değerlendirilen konun tam metni şöyledir;

Bu lahikanın Yazıldığı zaman ‘ 50 ila 70 Milyon arası insanın öldüğü ‘’nci Dünya Savaşıdır..

…….Üç-dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiç bir haberim yokken Avrupa'da Rusya'daki çoluk-çocuğa acıyarak tahattur ettim. O mânevî ihtarın beyan ettiği taksimat, bu elîm şefkate bir merhem oldu. Şöyle ki:

O musibet-i semâviyeden ve beşerin zâlim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar eğer onbeş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehîd hükmündedir.
Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.

Onbeşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür; belki onu Cehennem'den kurtarır.
(Mazlumiyet ve masumiyet ve zulme uğramak ve uğratılmak konularındaki adalet ve rahmet konularını ayrıca incelemeniz tavsiye edilir.Allahu herkesin Allah’ı olduğu gibi Rahmeti her şeyi kuşatmıştır..o kullarınıza zulmedici ve haklarını hiçe sayıcı değildir.Mükafat ve ceza onun elindedir.Bu konu hassasiyeti noktasında,Hadisler ve ayetlerde mazlumiyet konusunu titizlikle değerlendiriniz.Mü’minler ve muttakilerin ecirleri ile kıyaslamak yanlış bir ölçü olacaktır..bu bağlamda ele almak hata olduğundan mükafatın içeriği Vildan cennetleri olarak düşünmemek gerekli..ancak tekrar ifade edelim ki mazlumiyet ve zulme uğramış olmanın hem kefaret durumu hem hak ve mükafat konumu bulunmaktadır.Örnek olarak Geniş anlamda hazırlanmış bu çalışmaya bakınız;
http://www.ilimdunyasi.com/kuranda-i...netullah/?wap2)

Çünki âhir zamanda mâdem fetret derecesinde din ve dîn-i Muhammedi'ye Aleyhissalâtü Vesselama bir lâkaydlık perdesi gelmiş ve madem âhir zamanda Hazret-i İsa'nın (A.S.) dîn-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (A.S.) mensub Hristiyanların mazlumları ,çektikleri felaketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir.

Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zaifler, müstebid büyük zalimlerin cebr ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet, onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber; yüz derece onlara kârdır diye hakikattan haber aldım. Cenab-ı Erhamürrahimîn'e hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem-i şefkatten teselli buldum.

Bu bölüme Dikkat:
Eğer o felâketi gören zâlimler ise
ve beşerin perişaniyetini ihzâr eden gaddarlar
ve kendi menfaati için insan âlemine ateş veren hodgâm, alçak insî şeytanlar ise,
tam müstehak ve tam adalet-i Rabbaniyedir.
Eğer o felâketi çekenler, mazlumların imdadına koşanlar ve istirahat-ı beşeriye için ve esasat-ı dîniyeyi ve mukaddesat-ı semâviyeyi ve hukuk-u insaniyeyi muhafaza için mücadele edenler ise, elbette o fedakârlığın mânevî ve uhrevî neticesi o kadar büyüktür ki; o musibeti onlar hakkında medar-ı şeref yapar, sevdirir.”

(Kastamonu Lahikası sh: 111)

BİR BAŞKA İFADESİ;

‘Şefkat yüzünden, esasat-ı İslâmiyenin haricindeki bid'at ve dalalet yollarına sapanları çeviren bir hakikattır..

Şefkat-i insaniye, merhamet-i Rabbaniyenin bir cilvesi olduğundan; elbette rahmetin derecesinden aşmamak ve Rahmeten-lil-âlemîn Zât'ın (A.S.M.) mertebe-i şefkatinden taşmamak gerektir.

Eğer aşsa ve taşsa o şefkat, elbette merhamet ve şefkat değildir; belki dalalete ve ilhada sirayet eden bir maraz-ı ruhî ve bir sekam-ı kalbîdir.

Meselâ: Kâfir ve münafıkların Cehennem'de yanmalarını ve azab ve cihad gibi hâdiseleri kendi şefkatine sığıştırmamak ve tevile sapmak;

Kur'anın ve edyan-ı semaviyenin bir kısm-ı azîmini inkâr ve tekzib olduğu gibi, bir zulm-ü azîm ve gayet derecede bir merhametsizliktir.

Çünki masum hayvanları parçalayan canavarlara himayetkârane şefkat etmek, o bîçare hayvanlara şedid bir gadir ve vahşi bir vicdansızlıktır.

Ve binler müslümanların hayat-ı ebediyelerini mahveden
ve yüzer ehl-i imanın sû'-i akibetine
ve müdhiş günahlara sevkeden adamlara şefkatkârane tarafdar olmak ve merhametkârane cezadan kurtulmalarına dua etmek, elbette o mazlum ehl-i imana dehşetli bir merhametsizlik ve şeni' bir gadirdir.’


[Kastamonu Lahikası, s. 45-46]
__________________
“Nasıl esmada bir ism-i azam var, o esmanın nukuşunda dahi bir nakş-ı azam var ki, o da insandır”

Sözler/Bediüzzaman Said Nursi
m.safitürk isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
m.safitürk Adli üyeye bu mesaji için Tesekkür Eden 4 Kisi:
asilNUR (19-08-13), aycan (19-08-13), fatümatüzzehra (07-01-14), Hatice_Sultan (19-08-13)
Alt 19-08-13, 12:32   #2
Hatice_Sultan
Administrator
 
Hatice_Sultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2009
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 7.360
Tesekkür: 1.601
711 Mesajina 1.160 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Gayrimüslimler Cennet'e Girer mi?


ALLAH razı olsun kardeşim...
__________________

Dil harap,Gönül yorgun...!Ya R A B hüznü'me Dua sürdüm sabır taneleri ile...
Olurmuki akibetim hayır diye...!


http://gecelerinsultani.blogcu.com/
Hatice_Sultan isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 06-01-14, 14:17   #3
asilNUR
Administrator
 
asilNUR - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2009
Mesajlar: 11.765
Tesekkür: 1.395
817 Mesajina 1.608 Tesekkür Aldi
Standart Cevap: Gayrimüslimler Cennet'e Girer mi?

Allah razı olsun abicim..
__________________
Ezelden Ebede kadar İlk ve Son fırsat : HAYAT!.
asilNUR isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
cennete , gayrimüslimler , girer


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Cennet'e İlk Girecek Kadın Kimdir Biliyor musun ? aycan Merak Edilen Soru ve Cevaplar 15 04-06-12 11:47
İmansız Cennete gidemez; fakat tasavvufsuz Cennete giden pek çoktur hizmet Fikir & Mütalaa Platformu 4 02-03-12 04:44
Cennete gideceklere, Cennete götürecek işler yaptırılır. serihan Hadis-i Şerif 10 19-02-12 14:30
Kul Hakkı ve Cennete Girmek guzelhan Peygamber ve Sahabelerin Örnek Hayatları 6 14-11-11 17:23
KIRK HADİS........ gülhan Hadis-i Şerif 4 25-08-11 12:36


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:47.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2 .
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
ListeNur.de - islami siteler listesi
     
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136