Anasayfa Forum Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et
Go Back   NURUNALANUR *** GELENEKSEL 8.NCİ ÖDÜLLÜ RİSALE-İ NUR KÜLLİYATI OKUMA YARIŞMASI KAYITLARIMIZ BAŞLAMIŞTIR. YARIŞMAYA DAHİL OLMAK İÇİN ACELE EDİNİZ.. "KÜLLİYAT YARIŞMASINA KATILMAK İSTİYORUM-2014" BAŞLIĞINDA KAYDINIZI GERÇEKLEŞTİREBİLİRSİNİZ..*** > DİNİ KONULAR > Kur'an-ı Kerim

Kur'an-ı Kerim Yüce kitabımızın ayetleri ve tefsiri paylaşalım.

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 29-11-12, 12:06   #1
hizmet
Forum Müptelası
 
hizmet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Aug 2011
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 547
Tesekkür: 0
8 Mesajina 13 Tesekkür Aldi
Standart Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? (Saff süresi 2.Ayet-i kerime

2 –Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz?
Niçin yapmadığınız şeyleri başkalarına söylüyorsunuz?demek,“Madem yapmıyorsunuz, o halde söylemeyin”
demek değildir.O,“Madem söylüyorsunuz o halde söylediklerinizi evvela siz yapın”demektir.Onun için insan yapmasa da söylemeli, fakat dediklerini de yapmaya çalışmalıdır.
Kulaklar Doydu, Gözler Aç!..
Bir insan dînî emirleri ne kadar yerine getiriyor, yasaklardan ne kadar kaçınıyorsa, Allah nezdinde o kadar kıymeti vardır ve kıymeti ölçüsünde de müessiriyeti vardır onun. Hâl ve kâl, hakkı tutup kaldırma, onu temsil edip anlatma adına çok önemli iki cepheli bir dildir. Bu iki görünümlü tek dil hakikatle gürleyince, onun tesiri müthiş olur. Beyan-hâl farklılığına düşmeyenlerin ifadeleri iz bırakıcı ve kalıcıdır. Cenab-ı Hakk’ın Hazreti İsa’ya “Ya İsa, önce nefsine va’z et. Eğer o kabul ederse, sonra insanlara nasihatte bulun! Yoksa (nefsinin kabullenmediği şeyleri başkalarına anlatma hususunda) benden utan!” sözünde saklıdır yapma ve anlatma beraberliğindeki sır. O halde insan, inandığı şeyleri önce yaşamalı, sonra da kendinden tecrid mülahazası içinde, duygu, düşünce ve iç derinliklerini seslendirmelidir.
Gecelerini gafletle geçiren biri, teheccüdden, gece namazından bahsederken utanmalı.. namazını huşû ve hudû ile kılamıyor, Allah’a karşı saygılı davranıp gerekli mehabet ve mehafeti içinde duyamıyorsa, kamil namazdan dem vurmamalı.. adanmış bir gönle sahip değilse, bir tek kelime ile dahi “yaşatmak için yaşamak”tan katiyen bahis açmamalıdır; açmamalıdır zira, bir hikmete binaen Allah anlatılan hususların tesir gücünü, anlatanın yaşamasına bağlamıştır.
Allah (cc), “Ey iman edenler! Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmadığınız şeyleri söylemek, Allah’ın en çok nefret ettiği şeylerdendir.”(Saff, 61/2-3) buyurmaktadır. Yanlış anlaşılmasın, ayet-i kerime, zemm makamında “niye-niçin” diyerek sorgularken, “Sakın yaşamadıklarınızı anlatmayın” demiyor. “Madem söylüyorsunuz, Hakk’a tercüman oluyorsunuz, davranışlarınız neden O’na tercüman değil? Bir şeyi söyleyip de yapmamak, Allah indinde gazaba vesile olacak şeylerin en büyüklerindendir, en menfur bir davranıştır.” diyor. Anlattıklarını uygulamayan bir kimsenin hiç konuşmamasını değil, konuşanın, anlattığı hususları uygulama azmi içinde olmasınının lüzumunu ifade ediyor. Zira yaşamak ayrı anlatmak da ayrı birer ibadettir. İkisini birden yapmayan iki günah, birini yapmayan da bir günahla kendini tesirsizliğe mahkum etmiş olur. Mesela, iffetli olma, harama bakmamadan bahsediyorsanız, çarşıda pazarda sizin işiniz ne? Farz bir vazife olmayınca, günaha girmenin muhtemel olduğu yerlere ne diye gidiyorsunuz? Vâcib bir vazife yoksa, sokakta niye dolaşıyorsunuz? Evet, yapmadığınız şeyleri söylemeniz, daha doğrusu, söylediğiniz şeyleri uygulamamanız hem gazab-ı ilahiyi celb eder, hem tesir gücünüzü kırar, hem de size olan güveni sarsar, anlattıklarınız “kuru bir laf” olarak işitilip unutulur.
Ben çok sukûtî insan tanıdım, geçenlerde bir yazıda da onlara dair ipuçları vermeye çalıştım. Konuşmaları icab ettiği yerde o insanların da bazen konuştukları olurdu ama onların söz ve beyanları daha ziyade hallerinden süzülen mânâları açmaya matuf, mübhem hisleri şerhetme istikametinde ve gözsüzlere kapalı hakîkatleri avamîleştirme yönünde olurdu. Onlar halleriyle seslendirdikleri sükûtî hutbeleriyle herkesi mestederlerdi. Onların hâl ve gönül derinliklerinden dolayı, dillerini bilen-bilmeyen hemen herkes ne demek istediklerini rahatlıkla anlar ve onlara büyülenirdi. Onların yanındayken “duydum, öğrendim ve inandım” yerine “gördüm, hissettim ve bende oldum” derdik. Konuşurken hikmet konuşurlardı. Sükût ederken de derin murakabe bakışlarıyla insanın âdeta içini delerlerdi. Çok kaynağa uğradım, çok çeşmenin başına gittim ama heyhat, hiçbirinde kovamı dolduramadım. Avare dolaştım, avare gezdim. Avare gezdiğime hâlim şahit değil mi? Ama laf ederken hikmet konuşan, sessiz dururken de tefekkür eden o sukutîlerin sukûtu hâlâ üzerimde tesir icra eder.. onlarınki kristalleşmiş tefekkür, kristalleşmiş murakâbedir.. mesela; İhramcızâde İsmail Efendi ile beraber olmuştum. Onca zaman içinde belki iki kelime ancak konuşmuştu. Ama boynunu bir yana kırıp boynu eğriymiş gibi saygıyla duruşu, diz üstü oturuşu, mahcup tavrı ve her haline nüfuz eden, Allah’ın huzurunda olma havası bana çok tesir etmişti.
Hani hep deriz ya: “Çok güzel hutbeler dinledim, büyük hatiplerin sözlerine kulak verdim. Artık kulaklarım doydu. Fakat, gözlerim aç. İslamın lafını eden değil, onu yaşayan insan görmek istiyorum.” Maalesef, sözler, söz söyleyenden bîzâr. Hutbeler, hatipten bîzâr. Va’z u nasihatlar vâizden bîzâr. Kimse kırılmasın, ben kendimi de dahil ederek söylüyorum. Namaz kılan, Kuran okuyan, camide saf tutan insanların çehrelerinde haşyet görmüyorum. Allah’ın huzurunda duruyor oluşumuz halimize aksetmiyor, haşyet yok duruşumuzda. Kalbler ölmüş adeta. Saflar arasında müteharrik mezarlar gibi kıpırdanışlar durumumuza tam uyuyor. Bir cenaze yatıyor, kalkıyor, eğiliyor ve doğruluyor; çoğumuz cenaze gibi Allah huzuruna geliyor ve cenaze gibi gidiyor. Ve dolayısıyla da müslümanlar adına iyi bir görüntü olmuyor, hâlimiz kimseye bir şey ifade etmiyor. Bu ifadelerim müminler hakkında su-i zansa, Rabbimden affımı dilenir, sizden de özür dilerim.
Reyhâni kadınları taşladığı bir yerde, “Duyarsa kadınlar taşlarlar seni/ Kimisi bilir dini imanı/ Asiye, Meryem gibi sultana benzer” der halk ağızıyla. Aramızda dini-imanı iyi bilen, Ebû bekir, Ömer gibi sultana benzeyen insanlar da vardır. Namaza başladığı andan itibaren, onun her saniyesinde şuuruna, benliğine namazı duyurarak eda eden üç-beş insan da vardır mutlaka. Ama genel manzara bende müminlerin bir boşlukta dönüp durduğu hissini uyarıyor. Nice kimseler var ki, camide de olsalar çok boşlar, çok ürpertisiz yaşıyorlar, çok gâfiller. Namazı bile esneyerek edâ ediyorlar. Namaz hayatları döşek hayatlarına denk gidiyor. Ama döşek hayatlarına, ibadet ü taat havasını taşımaları söz konusu değil. Namazda dururken döşeği yanlarına getiriyorlar; fakat, döşekte de Cenâb-ı Hakk’a teveccüh ufkunu yanlarına alamıyorlar.
__________________
"Ya sükût et ve düşün, ya hayırlı şeyler konuş, ya da evrâd u ezkârla meşgul ol; ama asla aktüaliteye girme!"
hizmet isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
2ayeti , edenler , iman , kerime , niçin , saff , süresi , söylüyorsunuz , yapmayacağınız , şeyleri


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı



Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:02.


Powered by vBulletin® Version 3.8.2 .
Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
ListeNur.de - islami siteler listesi
     
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135